10. bölüm / 20
MAHREZYÜZÜK
Bölümler 20Şu an: YÜZÜK
- 1 Giriş1.266 kelime
- 2 ÇEŞM-İ SİYAHIM1.674 kelime
- 3 BASTON1.546 kelime
- 4 SULU MANGAL1.872 kelime
- 5 PANKART VE LÂLELER1.134 kelime
- 6 ORALET1.730 kelime
- 7 ŞINAV1.653 kelime
- 8 TERS KÖŞE1.884 kelime
- 9 KALP SANCISI1.353 kelime
- 10 YÜZÜK1.076 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 TİM1.202 kelime
- 12 ALİ829 kelime
- 13 KURŞUN1.077 kelime
- 14 BİR KÜÇÜK ÖPÜCÜK974 kelime
- 15 MEKTUP911 kelime
- 16 ZEYBEK1.388 kelime
- 17 PUSU1.570 kelime
- 18 BASYAN760 kelime
- 19 DİNÇER567 kelime
- 20 KULAKSIZ743 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şahin derin nefeslerle düşünürken oturduğu yereden kalkamamıştı bile.İçerde gördüğü kişi Eslem’di!Onun burada ne işi olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama onca hayal kırıklıklarının ardından gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı çoktan.Onun yanına gelen Ali ve diğerlerini gönderse de, çocuklar onu uzaktan izlemeye başlamışlardı.Ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri yoktu.
Biraz sonra kapıdan Yaman komutan ve beraberindekiler çıkmıştı dışarıya.Yanında olan 3 Astsubay, 4 Uzman ve Üsteğmen’e karakolun etrafını gösteriyordu.Şahin’i görünce uzaktan onu çağırdı.Şahin alel acele gözlerini sildi ve yalancı gülümsemeyle yanlarına gelip, selamlaştı.Şahin,Eslem’i görünce o kadar heyecanlanmıştı ki, neredeyse koşup sarılacak gibi olmuştu.Eslem’inde gözleri kocaman büyümüştü onu görünce ama o çok soğuk bir şekilde başını diğer yöne çevirmeyi tercih etmişti.İkisi çok karışık duygular içindelerdi fakat bu konuyu kimseye söyleyemezlerdi. Yaman komutan Şahin’e dönüp konuşmaya başladı,
“Şahin, İstihbarat biriminden Tuncay Üsteğmen, Eslem, Fatih ve Turan Astsubaylar bir süre bizimle kalacaklar.Bahoz ve Kulaksız’ı takip ediyorlarmış uzunca süredir.Şans mı diyeyim bizim burda karşılaştım Tuncay ile.İkimiz beraber mezun olduk.”
“Komutanım sizin bir devreniz daha var, kontrole gittiğimizde karşılaştık.”
“İsmi neymiş?”
“Şuan hatırlayamadım komutanım.Özür dilerim.Ama sizi ziyarete gelecekmiş.”
“Gelsin bakalım.Ben de merak ettim şimdi.”
Şahin onların yanında yerde mi gökte mi olduğundan haberdar bile değildi.Eslem onu görünce aldırış bile etmedi.Yaman ve Tuncay geçmişten sohbet ederek ayrıldılar.Eslem diğer gruptan ayrılıp tek başına etrafı süzüyordu.
“Hadi oğlum Şahin.” dedi içinden hızlı adımlarla Eslem’in yanına geldi.deri nefesler alıp, “Eslem nasılsın?”
“Teşekkür ederim Asteğmen’im, iyiyim.Sizde iyisinizdir umarım.”
“Eslem ben Şahin.”
“Ne yapabilirim sizin için?”
“Ne demek ne yapabilirim?Biz birbirimizi sevdik, evlendik.”
“Ben bu durumları gerçekten aştım Asteğmen’im.Herkese hak veriyorum, beni terk edenlere, yüz üstü bırakanlara bile.Fakat genç bir kızı kendine inandırıp, bırakıp gidene hakkımı asla helal etmiyorum!”
“Ama ben..”
“Yapacak işlerim var.Müsaadenizle.”
Dedi ve Şahin’in ağzını bile açtırmadan oradan ayrıldı.Şahin bu işlerin kolay olmadığının farkındaydı ama elinden bir şey gelmeyeceği aşikardı.Onu uzun yıllar sonra görmek bile çok tuhaf bir histi.Kokusu, bakan gözleri ve kelimelerin döküldüğü dudakları bile onu eski günlere döndürmeye yetmişti.Yılların verdiği mücadele ve sıkıntılar onu dimdik, güçlü bir kadın yapmıştı.
Sert, kararlı ve bir o kadar inatçı gibi gelmişti gözüne.Arkasından bakarken sadece gülümsedi, “Frenk üzümlü parfümü bile aynı.Yabani’m.Kurban olduğum.” diyebilmişti sadece.
“Bu nasıl olabilir Allah’ım?Şükürler olsun sana.Şükürler olsun rabbim.” diye dualar ederek odasına gitti.
Aradan 4 gün geçmişti, Şahin ve Eslem neredeyse hiç konuşamamıştı.Bu işlerin konuşulup, tartışılacağı en son yerdi burası.Adım başı birileri bir yerden hemen çıkıyordu.Şahin onunla konuşmak istese de, Eslem hiç razı değildi konuşmaya.Sürekli haritalar ile çok titiz çalışıyor, köylere gidip istihbarat topluyorlardı kendi ekibiyle.
Şahin’de askerleriyle beraber karakolun hasar alan yerlerini onarıyordu.Artık oda her şeyi zamana bırakmış, kendini işe vermişti.Roketatar gelen ağır hasarlı yerlere duvarlar örülüyor, boyanıyordu.Kendisi üniversite dönemlerinde hep inşaat işlerinde çalıştığı için oldukça tecrübeliydi.Askerler arasında da ustalar olunca, işler yıldırım hızında ilerliyordu.
Yaman Üsteğmen ile konuşup, hakim tepeye Kule inşaatına başlamışlardı.Duvarlarına demir donatı bağlayıp, elleriyle harcını karıyordu Şahin.Burada her şey askerin eline bakıyordu, burası hepsinin eviydi.
Elleriyle tepeye su taşıyıp,büyük emeklerle çaba sarf ediyordu Mehmetçik.Yaman ve Tuncay Üsteğmen onları ziyarete gelmişti yanlarına.Yaman oldukça gururluydu, “Görüyor musun Tuncay, Şahin nasıl bitirmeye gelmiş kuleyi.”
“Valla senin aslanlar çok çalışkanlar.Hallerinden belli, soğukta sıcakta aslanlar gibi mücadele ediyorlar.Şahin seni de ayrıca tebrik ederim.Senin gibisini görmedim.”
“Sağolun komutanım.”
“Az kalmış, yüksekliği gayet iyi.Tam etrafı hakim görür.”
“Evet komutanım.Karşı mevzi ile birbirlerini rahat korusunlar diye yakın yaptık.”
“Evet set olmuş burası.Zaten en yumuşak taraf burası.”
“Evet komutanım.”
Müsaade ederseniz bizde yardım edelim size.”
“Estağfurullah komutanım.Olur mu öyle şey.”
“Olur olur ver küreği bakayım.”
Tuncay kürekle toprağı büyük bir ustalıkla harca çevirmeye başlamıştı.Karşısına diğer kürekle geçen Yaman’da ondan farksızdı.Askerlerin söyleyemediği ama içlerinden “Helal olsun, baba adamlar” dediği komutanlardı ikisi.El emeği ile akşama çalışmışlardı onlarla.
Şahin okadar çok yorulmuştu ki, ayaklarının altı su toplayıp şişmişti.Duşunu alıp yatağına uzandı ve tavanı izlemeye başladı.Boynundan künyesini çıkardı ve içine taktığı yüzüğünü eline aldı.Sigaranın anlık parlayan ateşi, yüzüğün silüetini tavana yansıtırken ah çekti sadece.Kendine kızıyordu sürekli geçmiş için.
“Olmuşla ölmüşe çare Şahin, bundan sonra ne yapacağına odaklan.” diye mırıldanıyordu sadece.Aklına bir fikir geldi, Eslem’in ne olup bittiğinde haberi yoktu, açık açık konuşmaya yanaşmıyordu da zaten öfkeliydi.En iyisi baştan sona kadar mektup yazıp ona vermekti, belki kalbi tekrar yumuşardı.Uzun uzun yazdı mektubu, tüm duygularını döktü kara kalemle ak sayfalara.Yazdıklarını güzelce zarfa koyup parkasının cebine iliştirdi.İlk gördüğü yerde verecekti Eslem’e.
“Lise çağına tekrar döndük ha Şahin’im.” dedi kendine sevinçle. Vakit çok geç olmuştu ama o yorgunluğun arasında uyku bir türlü tutmamıştı.Dışarı çıkıp hava almak istedi canı biraz.Dışarda kimsecikler yoktu, herkes çalışmanın verdiği yorgunlukla mışıl mışıl uyumuştu.
Hava açıktı, dolunay geceyi gündüz yapmıştı adeta.Ay ışığına bakarak sigarasını tüttürürken az ilerden ses gelmeye başlamıştı kulaklarına.Eğitim alanındaki demir direğin dibinde biri oturup, kısık sesle türkü söylüyordu.Hem de gecenin bir yarısı.
“Bu dağlar kömürdendir, geçen gün ömürdendir.
Feleğin bir kuşu var, pençesi demirdendir.”
Şahin duyduğu bu sesi nerde olsa tanırdı, bu kalbinin Sevda damarı Eslem’den başkası değildi.Kalbine kan yerine heyecan pompalayan bu kadın, onun yüreğini kor gibi eden sesiyle ayın kendisine eşlik ediyordu.
Sessizce arkasından yaklaşıp, üstündeki parkasını çıkardı ve onun omuzlarını örttü.Yerinden aniden fırlayan Eslem sinirle arkasını döndüğünde Şahin’i görünce, “Ne istiyorsun?” diye hiddetle sordu.
“Sesini duydum uzaktan, çok söylüyordun bölmek istemedim.Seni dinliyordum.”
“Asteğmen’im sizi uyarıyorum, uzak durun benden!”
“Şşşt.Asteğmen felan yok Eslem hanım beni dinleyeceksin!Gözümü kararttım, sen varsın sadece.Bırak şu resmiyet oyunlarını.”
“Beni rahat bırakman için ne istiyorsun benden?”
“Sadece seninle eski günlerime dönmek istiyorum.Seni uzun zamandır arıyorum Eslem.Bu sen değilsin.”
“O günler eskide kaldı artık.Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?Bırakıp aniden ortadan kayboldun sen.Seni ne kadar aradım biliyor musun?”
“Ya ben? Neler çektim sen biliyor musun?” dedi sesini yükselterek Şahin.Eslem avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı.Halinden sinir boşalması yaşadığı açıktı.
“Ben neler çektim.Hala ben diyorsun.Allah’ın belası bir yerde karşıma çıkıp eski günler diyorsun.Ben senin aramanı 4 yıl bekledim, hem de nasıl bekledim öğrenmek ister misin? Evden kaçtım, parklarda, sokaklarda bekledim seni.Şahin’im gelirse diye günlerçe evinin eşiğinde oturarak bekledim.Beraber gittiğimiz yerlere sürekli gidip seni aradım.O hasta dediğin Mustafa abin gibi divane oldum ben o şehirde!Elimde bavulla Ankara derdine düştüm.”
“Eslem tamam sakin ol! Geçti hepsi.” Eslem hıçkırıkla ağlayarak, “Geçmedi! Geçmeyecek!İkimize fena bedel ödettin ama düzeltmek için geç kaldın.Bu parmağımdaki yüzüğü görüyor musun?”
“Eslem hayır, o yüzük senin değil mi? Benim aldığım.”
“Bu yüzüğü başkası taktı Şahin, sen hala düzeltmekten bahsediyorsun geçmişi.Beni düzelten bu yüzük işte, Şahin Yazgan’ın kendisi değil!”
“Ne?” diyebilmişti Şahin sadece.Eslem artık başkasıyla mıydı?Şahin’in gözlerinin önü kararmıştı aniden, beyninden vurulmuşa dönmüştü.Ayakta durmakta zorlanırken arkasını dönüp odasına yürümeye çalıştı.Tüm güzel anlar gözünün önüne gelmişti.
Bağırış çağırışa gelen Selim Astsubay,Ercan, Fevzi ve Ali kapının önünde onlara doğru gelmeye çalışan komutanlarının yanına koşup yardım etmeye çalıştılar.Herkes Eslem ile Şahin’in bir geçmişi olduğunu öğrenmişti.
İki koluna giren askerleri onu odasına götürürken cebinden düşen zarfı Selim Astsubay yerden aldı ve cebine koydu.
Bölüm etkileşimi
