18. bölüm · MAHREZ
BASYAN
Sabah olmuş, Şahin gözlerini birden açmıştı.Filistin askısında olan elleri o kadar çok acımıştı ki, bileklerinden dökülen kanlar onun acısını destekler nitelikteydi.
Karşısında gözleri nefret ile bakan adam, ona sadece bakıyordu.Saçı sakalı birbirine karışmış bu kişi teröristlerden bir tanesiydi.Şahin sadece “Neredeyim ben? Şerefsizler!!” diye bağırıyordu ama o adam sadece onu izliyordu.
Şahin’in sürekli bağırmaktan boğazı acımıştı, baktı ona faydalı olmayacak susmayı seçti.Adam ona doğru bakıp, “Su ister misin?” diye sordu kalın sesiyle.Şahin öfkeyle, “Lan it, senin verdiğin su bana bir feza kezzap olsun.Sıkacaksan sık!”
“Gençsin, cesursun ama ahmaksın.Eğer akıllı olursan yaşarsın, aptal olursan sonun öbür arkadaşın gibi olur.”
“Ne yaptınız lan ona?”
“Gerekeni yaptık.Aptal olmayı seçti, cezasını kendi elimle kestim.Şimdi uslu uslu burada kalacaksın!Sesini çıkarır, kaçmaya çalışırsan sonun diğer T.C. askeri gibi olur.”
Şahin, karşısındaki şerefsizin sözleriyle iyice sarsılmıştı.Bahsettiği kişi Dinçer Astsubay’dı.Abi gibi gördüğü bu adamın öldürüldüğünden bahsediyordu, üstelik katilde kendisiydi.Şahin öfkeyle karşısındaki teröriste küfürler savuruyordu, gözleri kan çanağı olmuştu, boğazındaki damarlar çıkmıştı ama öfkesi onu her zaman daha dayanıklı kılıyordu.
Peşpeşe küfür yiyen terörist yanına gelen kadına, “Bu böyle rahat durmayacak, iğneyi getir.” dedi.Elindeki şırıngaya tüpteki ilacı çeken kadın yavaş yavaş ona yaklaşmaya başladı.Kaının bakışları ona hiçte düşmanca değildi, sanki onun iyiliğini isteyen biri gibi duruyordu.Kadının gülümseyen mimiklerinin yerini, ilacı enjekte ederken “Geber.” sözleri almıştı.
Kadının gözlerinin içine bakarak Şahin gözlerini yummuştu.Kadın yanındakine, “Azad öldü mü şimdi?” diye sakinlikle sorması ona kahkaha attırmıştı.
“Tabii ki ölmedi, başkanın onunla daha büyük işleri var.”
“Ama bana öcümü alacağıma söz verdi.Avjin öcünü alacaksın dedi.”
“Sence bu subayı senin sırf intikamın için harcar mı?İçerideki yoldaşlarla takas edilecek.”
“Allah hepinizin belasını versin.”
Der demez dışarı çıktı.Azad ise onun arkasından gülerek uyuyan Şahin’i seyrediyordu.Birden dışarıdakilere bağırdı, içeri giren iki kişiye, “Başkanın yanında kimse var mı?” diye sordu.
“Başkan yalnızdır, Azad başkan.”
“Tamam.Siz bu kuşu demirli kafese götürün, yanına ekmek su koyun.”
“Ama Bahoz başkan böyle kalacak dedi.”
“Lan gerizekalı bu ölürse sence bizim eylem planları ne olacak?Bu herif yaşayacak! Anladın mı?”
“Anladım başkan.”
“Güzel, götürün yaralarına baktırın.”
Azad mağaranın girişinden dışarı çıkıp etrafa iyice bakınmaya başladıktan sonra diğer mağaraya yöneldi.Dışarıda bir sürü terörist eğitim talimi yapıyordu.Üstelik onlara eğitimi verenler yabancı istihbarat elemanlarıydı.Yıllarca terörü büyütüp besleyen bu yapılar şimdi devamlılığı için onlara yol gösteriyorlardı.Bomba eğitimlerinden sızma taktiklerine, cihaz teknik kullanımından doğa koşullarındaki insan uyumuna kadar çok geniş bir eğitim seferberliği başlatmıştı bu hainler.Çoğunun çaylaklık yılları bu terör kamplarında cirit atmakla geçerdi.Hedefleri belliydi, Cennet Vatan’ı bölmek için ellerinden geleni yapacak kadar gözü dönmüştü bu iblislerin.
Şahin saatler sonra demir parmaklar ardında gözlerini açmıştı.Kan akan bilekleri ve başı tedavi olmuş halde ağrıyla etrafa bakınırken, uzakta ona iğne vuran kadını tekrar görmüştü.
Kadın kayanın ucunda ağlayarak sadece bir fotoğrafa bakıp konuşmaya çalışıyordu sanki onunla.Cebinden çıkardığı çakmakla birden fotoğrafı yakıp ağlamaya başlayan kadına, “Neden ağlıyorsun?” diye seslenince kadın ona bakarak hemen ayağa kalktı.
Göz yaşlarını apar topar silerek demir parmakların önüne öfkeyle gelip, “Sen öldürdün onu.” dedi.Şahin büyük bir şaşkınlıkla, “O kim?Benim öldürdüğüm kişi kim?Eğer benimle çatıştıysa doğrudur.”
“Hayır, o buraya katılmadan köyde öldürdün onu.”
“Bak saçmalama, ben kimseyi köyün orta yerinde öldürmedim.”
“Sen , siz, hepiniz.. Hepiniz aynı katilsiniz.”
“Bak salak salak konuşma, Türk askeri halkı korumak için burada, biz canımızı veririz masum insanlar için.Burası senin değil, benim de toprağım.”
“Katilsin!”
“Yaralarımı sen mi sardın?”
“Elim kopsaydı keşke.”
“Demek ki sen sarmışsın.Şimdi bayan hekim, mantıkla bak.Diğer arkadaşların arkadaşımı öldürdü, sen benim yaralarımı sardın.Sence sen onlarla aynı kişi misin?”
“Bak asker.”
“Bana sadece cevap ver terörist kız .Evet veya hayır.”
Kız bir şey demeden öfkeyle dışarı çıktı.Aradan bir saat geçmişti ve o tekrar Şahin’in yanına geldi.Sakin ve kendinden emin halde, “Ben kimseyle aynı değilim, dışarıdakilerin senden farkı yok.Hepiniz hayvansınız.”
“Sen bence feminist birisin.Ha terörist kız? ”
“İsmim Avjin.Ben buraya intikam için geldim. Yıllar önce babamı öldürdüğünüz yılların hesabını, büyünce görmek için geldim.”
“Elinde şırınga ve sargı beziyle mi?”
“Bu geçici, yakında olmak istediğim yerde dağlarda olacağım.”
“Anladığım kadarıyla sen yenisin burada.Bak kızım seni burada yerler. Önce ayak işlerinde kullanırlar, sonra tecavüz ederler ve en sonunda onları koruman için ölürsün.Sana bunları defalarca görmüş biri olarak söylüyorum.Bak yaralarımı sarmışsın, belli ki benim üstümden pazarlık yapacaklar devletle.”
“Ben ne yaptığımın farkındayım.”
“Elbette farkındasın, şuan kendi hayatını yakıyorsun.Babanı hiçbir şey geri getirmeyecek.”
“Ama intikamı acımı hafifletecek komutan.”
“Oda hafifletmez emin ol.Şimdi biz neredeyiz tam olarak?”
“Kamptasın.”
“Ben buraya ne zaman geldiğimizi hatırlamıyorum.”
“1 Hafta oldu sen geleli.”
“1 hafta mı? Yalan.”
“Neden yalan olsun?Ben seni felçli zannettim.”
Şahin içinden mırıldanarak, “Tövbe estağfurullah” dese de, “Öfkene yenilme Şahin, çözüm bul.” dedi.Sonra Ajvin’e “Bizimkiler beni buradan çıkartıp hepinizin canına okuyacaklar.”
“Sizinkilerin seni kurtarması zor.”
“Neden?”
“Şuan Kuzey Irak topraklarında, Basyan kampındasın!”
Şahin cevap bile vermeden kafasını öfkeyle salladıktan sonra, “Şimdi hapı yuttun Şahin, bölgeden çok uzakatasın” dedi.
