14. bölüm · MAHREZ

BİR KÜÇÜK ÖPÜCÜK

A. TUNAHAN MIZRAK

Selim sorgu odasının önüne geldiği zaman içerideki bağırmaları son derece şiddetle işitmeye başladı.Şahin’e ateş eden adamı sorgulayan Yaman Üsteğmen oldukça sinirliydi.

“Sen kimsin lan kurşun sıkıyorsun!!Haa.Kimsin sen!!”

Selim kapıdaki askere, “Ne zamandır içeredeler?”

“Komutanım baya zaman geçti.”

Selim kapıyı tıklatıp içeri girdikten sonra Yaman eli arkasında ona doğru baktı, “Selim bu manyak la, kendini bana öldürtecek.Nuh diyor, peygamber demiyor.İnsanın ağzı bıçak açmaz mı?”

“Suçluluk psikolojisi komutanım.”

“Yerim ben bunun psikolojisini, o mermi birine gelseydi bak ben bunu nasıl nizamiyeye direk yapıyordum.”

“Komutanım siz dinlenin isterseniz, birazda ben sorgulayım.”

“Al şunu Selim.Benim şekerimi fırlattı.Ben karıncalarıma biraz reçel vereyim de moralim düzelsin.”

“Emredersiniz komutanım.”

Yaman tövbe çekerek odadan çıktı ve sandalyeye oturan Selim, cebinden sigara çıkarttı.Karşısındaki suskunlukla oturan adama, Sigara içer misin?” diye sordu ama konuşmamakta ısrarcıydı.Gülümseyerek, “Kaç saattir buradasın, bıyıkların sararmış keskin içiyorsun.Harman olmuşsundur sigaraya şimdi sen.”

“Ne zaman bırakacaksınız beni?”

“Bırakmak mı?Sen çıkabileceğini mi zannediyorsun?”

“Kızımı kaçırdı o Ömer.”

“Lan ne kızı? Banane senin kızından.Hür iradesiyle kaçmış, gitti.Sen o mermi birine gelseydi ne olurdu biliyor musun?”

“Komutan ben askere kurşun sıkmam, bir öfkeyle o soysuza sıktım.”

“Ben oradaydım, silahın tutukluk yapmasa basacaktın mermiyi ard arda.”

“Benim gitmem lazım.”

“Nereye?”

“Evime.”

“20 yıl sonra gidersin evine.”

“Ne 20 yıl mı?”

“Ne olmasını bekliyordun?Haneye tecavüz, halkı kin ve düşmanlığa teşebbüs, görevi başındaki memura ateşli silahla planlayarak ve tasarlayarak canına kast etme.Sen boku yedin Yahya Teküç.Yatarın çok, çıkarın yok.”

“Komutan etme eyleme, ben bile isteyerek yapmadım.”

“Seni şuan nöbetçi mahkemeye sevk ettirip kodese tıkarım.Alışmıssınız kafanıza göre at koşturmaya, şimdide aynısını yaparım zannediyorsunuz.Bittin sen Yahya.”

Adam başını öne eğerek kısık sesle ağlamaya başladı.Komutanın dedikleri ceza alması için gayet yeterli sebeplerdi.Selim pişman olan adamı sigarasını çekerek izliyordu ama ona asla güvenmiyordu.Buranın tek gerçeği vardı; eğer kan ve namus davası olursa gereğini mutlaka yaparlardı.Masanın üstüne bir çakmak ve sigara bırakıp odadan çıktı.

Cep telefonundan Şahin’i aradı.

“Komutanım durumunuz nedir?”

“Selim Astsubay’ım Eslem’in evine yerleştirdik.Durumları iyi şimdilik.”

“İyi çok şükür.Eslem’den Allah razı olsun.”

“Öyle valla.Kapısını açtı şu kara günde.Adam konuştu mu?”

“Ağlıyor komutanım sorgu odasında.”

“Yaptıklarına pişman olsun bakalım, iyi olmuş.O mermi omzumun üstünden geçmeseydi, hali haraptı.”

“Komutanım bu adamlar pişman olmazlar.Günü geldiğinde gereğini mutlaka yapacaklar.Onların burada olması bile hayati tehlike arz ediyor.”

“Doğru söylüyorsun.Bunu alsak ailesinden mutlaka birisi bu işi üstlenir, düşmanlık var birde. Mahkemeye mi gidecek şimdi?”

“Yaman Üsteğmenimizle bu konuyu siz gelince konuşalım.”

“Tamam siz adamı orda tutun.”

“Nizamiyenin önüne yığılmışlar, Dinçer Astsubay karşıladı onları.”

“Palaska namıyla konuşsun bu sefer.”

“Ona bırakmayalım bence.”

“Sen nasıl dersen, kapatıyorum görüşürüz gelince.”

“Dikkat edin.”

Şahin telefonu kapatıp yanında duranlara son durumları anlattı.Ömer ve Bahar korku içinde onu dinledikten sonra bir şey demeden düşünmeye başladılar.

Şahin ayağa kalkıp sağa sola gidip düşünmeye başladı. O sıra telefonu arayan Musa’ydı.

“Efendim Musa.”

“Komutanım destek ekipler geldi, karakola haber verdim ama sizi aramak istedim.Ömer Hazan’ın ailesi, Yahya Teküç’ün evini basmaya gittiler.”

“Ne?”

“Evet komutanım ama durum kontrol altında.Çatışma çıkmadan etkisiz hale getirdik.”

“Ateş ettiler mi hiç?”

“Evin duvarlarında kurşun izleri var komutanım ettiler.”

“Çok güzel.”

“Anlamadım komutanım.”

“Musa sen Veysel Hazan’ı karakola götür.”

“Emredersiniz.”

Şahin telefonu kapadıktaan sonra Ömer ayağa kalktı, “Aman komutan ne yaptın? Babam hapis mi yatacak?”

“Bizimkilere kalsa hapis yatar ama aklımda bir fikir var.”

“Nedir?”

“Onları barıştırıp, kan davasını bitirmek.”

“Yeminle barışmazlar.”

“O zaman beraber paşa paşa yatarlar.”

Eslem ve öğretmen Necla ona bakarak gülümsemeye başladılar.Bu aslında iyi bir fikirdi ama aileler pek yanaşmazdı.Şahin Necla’ya, “Hocam siz şikayetçi misiniz?”

“Komutanım tek sorun çözülsün de ben olmam tek.”

“Siz bir süre burada kalın, köyün durumu karışık.”

“Peki komutanım.”

Eslem onlara, “Siz istediğiniz kadar kalabilirsiniz.Burası sizin eviniz.”

Herkes ona teşekkür etse de durumu çözmek gerekirdi, Eslem geçmişi hatırlayıp aynı kaderi paylaşmalarını kesinlikle istemezdi.Zaten o yaşadığı için başkasının aynı duruma düşmesini istemiyordu.

Şahin’i Yaman Üsteğmen aramıştı, onunla kısa bir istişareden sonra “Hava karanlık oldu Şahin, yarın sabah gelin.Yolların durumu karışık kendinizi riske atmayın.” demişti.

Şahin çarşıya çıkıp alışveriş yaparken mağazanın camında gözüne elbiseler ilişti.Kendine gece yatmalık çok güzel eşofman takımı aldı, hem de Galatasaray armalı.

Sonra dükkandan çıkarken durdu ve oradaki görevliye, “Fenerbahçe armalı, bayan eşofman takımı var mı?” diye sordu.

Eve bir sürü erzakla döndükten sonra hazırlana sofraya oturdu.Herkesin bir nebze olsun keyfi yerindeydi, en çokta onun.Fakat Eslem ile ilgili aklını kurcalayan bir çok soru vardı.Ömer ile Bahar’ın mutluluk bakışmaları ikisinin gözüne ilişmişti.Onları bu iki aşık adeta geçmişe doğru zaman yolculuğuna çıkarmıştı.

Eslem gülümsedi, Şahin ona bakarak gülümsedi ve yemeği yemeye devam ettiler.Patates kızartması ise zaten ayrı bir olaydı.Şahin’in en sevdiği kahvaltılığı uzun zaman sonra yemesi ise manidardı.

Tabaklara yardım ederken, bulaşık yıkayan Eslem’e “Çok teşekkür ederim her şey için.Sen olmasan onları nereye yerleştirirdik bilmiyorum.”

“Ben de onlara bakarken kendimi gördüm.Yalnız kalmanın ve ailesiz kalmanın ne olduğunu iyi bilirim.Umarım bundan sonra işler yoluna girer.”

“Çok sağol Eslem.”

“Sen de Şahin.”

Şahin tabakları bırakıp dışarı çıkınca az önce duyduklarına inanamış olmasıydı.Eslem ona komutan, Asteğmen dememiş, ismiyle hitap etmişti.Bu onun çok hoşuna gitmişti.

Televizyon karşısındaki Ömer’in ise heyecanı oldukça yüksekti.Şahin “ Ne oldu Ömer? Fazla heyecanlısın.”

“Galatasaray’ın maçı varmış bugün.Hem de Uefa kupası.”

“Allah Allah ben izlerim genelde ama unuttum herhalde.”

“Malum komutanım zor günler geçirdik, unutman normal.”

“Aynen Ömer.”

Şahin ortamda oluşan sessizliğin ardından Ömer’e, “Ömer şimdi bir mangal yakacaksın maç günü, üff tadından yenmez.”

Eslem irkilip aniden onlara bakarken, gülümseyerek başını sallaması ise gözünden kaçmamıştı. Şahin ona nispet yapar gibi sürekli geçmişe atıflarda bulunuyordu.Eslem birden, “Uyuz.” dedi.Gözler üzerine çevrilirken, “Yani Avrupa’da uyuz gibi kötü oynuyorlar genelde.” dedi.

Bir kişi hariç herkes ona vermişti ama konun aslı farklıydı.Maç 22:00’da başlamıştı ama herkes uykuya çoktan dalmıştı.Necla ve Bahar başka odada, Şahin ve Ömer salonda, Eslem ise odasında uyuyacaktı.

İlk yarı bittiğinde Ömer’in çoktan uyuduğunu fark eden balkona sigara içmeye çıktı.

İçeri girip odasına doğru giderkenEslem’in kapısının aralıkla açık olduğunu fark etti.Hemen salondan paketi alıp, sessizce odasına girdi.Başının ucuna koyup, üstü açık olan Eslem’in üstünü örttü.Sonra arkasını dönüp çıkacakken masumca uyuyan Eslem’i izlemeye başladı.İçinden “Ne olacak ki, uyuyor zaten.” dedi ve yanağından bir küçük öptü.

Eslem hemen yatakta dönüp onun gözlerinin içine baktı.

“Beni neden öptün?”