25. bölüm · Mafyanın Arzusu +18

25.Bölüm

V '

Şimdiki Zaman

Hemşire, Şeyda ile konuşmasını bitirip odadan çıktı. Koridorda hızlı adımlarla yürürken telefonu eline aldı, kısa ve net bir mesaj yazdı:

“Plan hazır. Saat 21.00’de o evde ol.”

Sura, mesajı okuduğunda kalbinin atışlarını duyuyordu. Bu gece, Bora’nın son gecesi olacaktı.

Yıllardır çevirdiği oyunlar, manipülasyonlar, insanların hayatını karartan hesaplar…

Hepsi tek bir geceye sığacaktı.

Gece çöktü. Şehrin gürültüsü bile sanki uzaklaşmıştı.

Sura, hemşireyle birlikte şehrin kıyısında, ıssız bir sokaktaki eski eve geldi.

Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. İçeride loş bir ışık, ağır bir sessizlik vardı. Perdeler tamamen kapalıydı. Bir köşede eski bir masa, üzerinde yarısı yanmış birkaç mum… Koku, karışık bir şekilde eski tahta ve hafif bir is kokusuydu.

Bora masanın başında oturuyordu. Üzerinde koyu renk bir ceket, yüzünde kendinden emin bir gülümseme vardı.

Hemşire yaklaşıp sessizce konuştu:

”Her şeyi hallettik Bora Bey… Artık kimse size engel olamaz.”

Bora, dudak kenarındaki kibirli gülüşle başını salladı.

”Güzel. Zaten engel olabilecek kimse kalmamıştı.”

Tam o sırada Sura bir adım öne çıktı. Sesi kararlı ama içinde derin bir öfke vardı.

”Bora… Seninle konuşmam lazım. Yalnız.”

Bora başını kaldırdı, gözleri kısa bir anlığına Sura’nın yüzünde gezindi.

”Demek sonunda bana gelmeye karar verdin. Bunu bekliyordum.”

”Beklemekten başka çaren mi kaldı? diye karşılık verdi Sura, gözlerini kaçırmadan.”

Bora, gülümseyerek yerinden kalktı.

”Söyle bakalım… Aslan’ı hâlâ savunacak mısın, yoksa sonunda haklı olduğumu mu kabul edeceksin?”

Sura derin bir nefes aldı, sesi neredeyse fısıltıydı.

”Haklı olup olmadığını anlamam için bana anlatman gerek. Her şeyi. Neden yaptın? Ne istedin?”

Bora, karanlıkta yavaşça yürüyerek Sura’ya yaklaştı. Gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı.

”Çünkü bu oyun, Sura, yıllardır oynanıyor. Ve ben, kazanmak için doğdum.

Aslan’ın şirketini bitirmek, babaların masasını devirmek, herkesin güvenini parmaklarımın ucunda tutmak… bunlar benim zaferimdi.

Sen… sen benim ödülümdün. Ama sen her zaman zor olanı seçtin. Hep karşıma dikildin.”

Sura’nın bakışları sertleşti.

”Ben kimsenin ödülü olmadım, Bora.”

Bora bir adım daha yaklaştı, sesi alaycı bir tona büründü.

”Öyle mi? Ama bak… şu an burada yalnızsın. Hemşire bile yanımda.

Senin her adımını izledim, her sırrını öğrendim. Bir gün gelecek ve bana mecbur kalacaksın, bunu biliyordum.”

Sura, hafifçe başını salladı, yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı.

”Bence yanılıyorsun.”

Tam o anda, odanın köşesinden hafif bir tıkırtı geldi. Bora irkildi.

”Ne oluyor?”

Cevap gelmedi. Sura gözlerini Bora’nın gözlerinden ayırmadan sordu:

”Peki ya en baştan beri ben senin oyununu biliyorsam?”

Bora kaşlarını çattı.

”Ne demek istiyorsun?”

Sura gülümsedi, ama bu gülümseme soğuk ve keskin bir bıçak gibiydi.

”Demek istediğim şu ki… ışıklar.”

Bir anda tüm ışıklar açıldı.

Bora’nın gözleri kısıldı, nefesi hızlandı.

Odanın etrafında Aslan, Merve, Şeyda, Murat ve babalar sessizce duruyordu.

Hepsi Bora’ya bakıyordu. Yüzlerinde kararlı bir ifade, gözlerinde hesap sorma isteği vardı.

Bora, geri adım attı.

”Bu… bu bir şaka mı?”

Aslan öne çıktı, sesi buz gibiydi.

”Hayır, Bora. Bu, senin finalin.”

Sura ağır adımlarla Bora’ya yaklaştı. Göz göze geldiklerinde odadaki herkes nefesini tutmuştu.

”Merve’nin de dediği gibi… Lades bitti Bora. Kaybettin.”

Bora’nın yüzündeki o kibirli gülüş silinmişti. Dudakları kıpırdadı ama söyleyecek söz bulamadı.

Aslan son noktayı koydu:

”Oyunu sen kurmadın, Bora. Biz kurduk… ve sen, kendi tuzağında boğuldun.”

O an, Bora’nın gözlerinde ilk kez korku belirdi. Ve odada, yılların hesabı kapanmaya başladı.

5 Yıl Sonra

Bora’nın çöküşünün üzerinden beş yıl geçmişti.

O karanlık geceden sonra hayat yavaş yavaş toparlanmış, eski yaralar yerini yeni umutlara bırakmıştı.

Sura, geniş bahçeli evin verandasında oturmuş, masanın üzerindeki pembe kurdeleleri düzeltiyordu.

Kokusu mis gibi yayılan çilekli pastanın ortasında beyaz krema ile yazılmıştı:

“İyi ki doğdun Cansu.”

Aslan, bahçede kızları Cansu’nun balonlarını şişiriyordu.

Minik Cansu, siyah saçlarını annesinden almış, gözleri ise babasınınki gibi kararlı ve ışıl ışıldı.

Koşarken Aslan’ın ayaklarına dolandı.

”Baba, daha kaç balon kaldı?”

Aslan gülerek kızını kucağına aldı.

”Senin için yüz tane bile şişiririm, prensesim.”

O sırada Murat ve Şeyda bahçe kapısından girdi.

Şeyda’nın parmağındaki nişan yüzüğü güneşte parlıyordu.

Murat, elinde Cansu’ya alınmış büyük bir hediye paketiyle gülerek seslendi:

”Küçük hanım, hediyeniz bizzat gelmiştir.”

Cansu heyecanla koştu, Murat onu havaya kaldırıp döndürdü.

”Teşekkür ederim Murat amca!”

Bahçenin diğer tarafında Aslan’ın ailesi gelmişti.

Feyza Hanım, elinde kocaman bir çiçek buketiyle Sura’ya sarıldı.

Nalan, mutfakta börekleri tepsiye dizerken gülerek “Ben gelince mutfak bana kalır” dedi.

Kerem, çocuklarla şakalaşıyordu.

Abileri Ferhat ise Aslan’ın omzuna dostça vurdu.

”Kardeşim… Beş yıl önce seni böyle mutlu göreceğimi söyleseler inanmazdım.”

Aslan gülümsedi, gözleri Sura’ya kaydı.

”Ben de inanmazdım. Ama bazen en karanlık geceler, en parlak sabahları getirir.”

Pastanın mumları yakıldı, herkes “İyi ki doğdun Cansu” diye şarkı söyledi.

Sura, kızının yanaklarından öptü.

”Dilek tut kızım…”

Cansu gözlerini kapattı, minik ellerini birleştirdi.

Dileğini kimseye söylemedi ama yüzündeki gülümsemeden, o dileğin mutlu bir aileyle sonsuza kadar yaşamak olduğu belliydi.

O gün, bahçeyi çocuk kahkahaları, dost sohbetleri ve huzurun sessiz melodisi doldurdu.

Geçmişteki fırtınalar geride kalmış, şimdi herkes kendi masalını yaşıyordu.