21. bölüm · Mafyanın Arzusu +18
21.Bölüm
Hemşire konuşmasını bitirdikten sonra etrafa baktı, etrafta kimse yoktu. Telefonu cebine koyup Şeyda’nın bulunduğu odaya doğru gitmek üzereyken arkasını döndü ve karşısında Aslan’ı gördü.
“Aslan Bey?” dedi hemşire telaşla. Bir iş çevirdiği yüzünden belli oluyordu. Aslan’ın sezileri kuvvetliydi; hemşirenin stresini yüzünden okuyabiliyordu. Elleri arkasında, gözleri kısık bir şekilde ona baktı.
“Hayırdır hemşire, kiminle konuşuyorsun böyle telaşla?”
“Ceyhan Doktor ile görüştüm efendim, Şeyda Hanım’ın durumunu bildirdim.”
“Kaç hafta oldu, bu kız hâlâ neden uyanmıyor?”
“Bazı komplikasyonlar sonucunda böyle vakalar görülebiliyor. Ceyhan Bey’in daha çok bilgisi var, ben pek bilgi sahibi değilim efendim.”
Aslan kritik bir soru sordu:
“Sen biri için mi çalışıyorsun, hemşire?”
Hemşire bunu alaycı bir şaka sandı.
“Sağlık için tabii ki efendim, yoksa kim için çalışacağım?”
Aslan inanmamış gözlerle ona baktı.
“İşine geri dön. Eğer Şeyda uyanırsa hemen bana haber ver. Kraliçem onun uyandığını görmek istiyor.”
“Elbette efendim, hemen size haber vereceğim.”
Hemşire işine geri döndü. Aslan’ın aklından yine bir şeyler geçiyordu ama ne olduğunu şu an kimse bilemezdi. Çünkü aslanlar son kozunu, avına yaklaşınca oynardı.
Bir anda Aslan, tüm bedenini saran bir sızı hissetti. Ağzından hayıflandı:
“Bu acıya katlanamıyorum artık.”
Odana girip dinlenmeye karar verdi. Duştan çıktıktan sonra yatağına uzandı. Kapı çaldı. Bir hizmetli içeriye girip,
“Efendim, müsait misiniz?” diye sordu.
Bir kolu başının altındayken hizmetliye bakarak,
“Ne oldu?” dedi.
Hizmetli,
“Sura Hanım geldi, sizinle görüşmek istiyor,” dedi.
Aslan başını salladı.
“Kraliçeme her zaman müsaitim.”
Hizmetli gülümsedi ve Sura içeri girdi.
“Rahatsız etmiyorum umarım?”
“Senden gelecek rahatsızlığa bile razı olduğumu biliyorsun.”
Sura gülümsedi, kapıyı kapattı.
“Oturabilir miyim?” diye sordu.
“İzin almana gerek bile yok, burası senin evin bir tanem,” dedi Aslan.
“Bir tanen miyim gerçekten?”
“Belki senden bir tane daha olsun isterdim,” dedi Aslan.
Önce gülümsedi, ama sonra gülüşü soldu.
“Ne oldu?” diye sordu Sura.
Aslan bir şey söylemedi, öylece durdu.
Sura bakmaya devam etti.
“Aslan, neyin var?”
Aslan’ın gözünden bir damla yaş aktı. Sura, şaşkınlıkla ona baktı. Aslan,
“Gel, yanıma gel,” dedi.
Sura yanına oturdu. Aslan gözündeki yaşları silerek anlatmaya başladı:
“Bundan yıllar önceydi. Askerliğimi yaptıktan sonra vatana hizmet etmeye devam etmek istedim. Sözleşmeli erliğe başladım. Önce 5 yıl, sonra 3 yıl, toplam 8 yıl görev yaptım. Bir gün bir operasyona gittik. Bir mafya babasının yerini öğrendik; adam kaçakçılık yaparak ülkeye sahte mal getiriyordu. Sınır yerine vardık. Adamlar tırlara erzak yüklüyordu, biraz ötede askerlerimiz pusuda bekliyordu. Askerlere emir verdik, bombalar atıldı. Tırlar bir bir patladı. Erzaklar, adamlar, mallar… Hepsi etkisiz hale getirildi. O günden sonra her şey değişti.
Bir gün, adamın kardeşi bizim birliğimizin yerini öğrenmiş ve askerlerimizi pusuya düşürmüş. O gün tam 110 şehit verdik. O zamanlar astsubay Ali abi vardı, o da askerleriyle şehit oldu. Operasyonun başında ben vardım, aradıkları bendim ama benim yüzümden nice masum can gitti. O gün söz verdim: Kendi adaletimi kendim sağlayacaktım. Komutanımız hariç kimse bilmiyordu.”
Sura, şaşkınlıkla dinledi.
“Peki, adamlar kimmiş? Sonra ne oldu?”
Aslan gülümsedi.
“Tanımadığın biri değil.”
“Nasıl yani?”
“Zeki Seçkin… Bora’nın amcasıydı. Bora’nın babası Halit Seçkin, kardeşinin intikamı için beni arıyordu.”
Sura donakaldı.
“Bir saniye… Sen ne dediğinin farkında mısın? Peki, içlerine nasıl sızdın?”
“Aslan Alacakıran’dım bir dönem. Ama kendi unvanımı kazanınca soyadımı da kendim koydum: Aslan Asilzade. Kısa zamanda iş iyi gidince bu dünyaya alıştırdım kendimi. Senin o gün katıldığın parti aslında vurgun yapılacak bir partiydi. O gün her şey açığa çıkacaktı. Ama ben onları vurguna getireyim derken sen beni kendine vurgun ettin.”
Sura gülümsedi.
“Kurşunsuz vurgun yedin yani benden.”
“Zehir olsan da, ölüm olsan da yine razıyım sana.”
“Nereden buluyorsun bu lafları, Google falan mısın?”
“Evet, hatta App Store’dan uygulamasını indiriyorum: En Güzel Racon Sözler.”
İkisi kahkahalara boğuldu.
“Peki Ali astsubay kimdi?”
Aslan’ın gözleri doldu.
“Murat’ın babasıydı.”
Sura bir an başka tarafa baktı.
“Şey… Özür dilerim.”
“Önemli değil, kraliçem.”
“Komutan kim peki?”
“Şeyda’nın dosyasındaki adam.”
“Vallahi şaşılacak adamsın, her şeyin planlı gidiyor. Zaten senden övgüyle bahsetmişti.”
Sura ayağa kalkıp gitmek üzereyken Aslan bir sızı daha hissetti. Sura ona dönerek baktı.
“İyi misin Aslan?”
“İyiyim, bir sorun yok.”
Sura’nın gözleri aşağıya kaydı. Aslan’ın eşofmanından sıkıntının ne olduğu belliydi. Sura utanarak gülümsedi, tekrar oturdu. Bir anlık istekle eli o bölgeye gitti, üzerinde elini gezdirdi. Aslan gözlerini kapadı. Sızı hâlâ devam ediyordu.
Sura, eşofmanını çıkarmak için harekete geçti. Aslan, “Bekle,” dedi.
“Yardım etmeme izin ver, bak canın acıyor,” dedi Sura.
Aslan hafifçe kalçasını kaldırdı, Sura eşofmanı çıkardı. Karşılaştığı manzaraya bir başyapıt ismi koydu:
“Eyfel Kulesi… Hatta Ağrı Dağı da diyebiliriz.”
Aslan utanarak gözlerini kaçırdı.
“Ama güzel bir Eyfel Kulesi,” dedi Sura.
Sura sağ eliyle tenine dokunmaya başladı.
“Sen erkeklerin yaptığı o şeyi yapmıyor musun uzun zamandır?”
“Asıl o nasıl?” dedi Aslan.
“Hani erkekler ayda bir, haftada bir ya da daha fazla yapar ya…”
“Hangi şeyi, kraliçem?”
“Şey… 1-2-3 var ya.”
“1-2-3 derken?”
“Of Aslan, anla işte. 2’yi ortadan sil, 3’ü başa ekle.”
Aslan ne diyeceğini bilemedi.
“Sana yardım edebilirim. Hem teşekkür olarak hem de o günkü tokadın bedeli olarak görürsün.”
“Seni bedel değil, ancak ödül olarak görebilirim. Kaderin bana verdiği en paha biçilmez ödül.”
Sura, teninde dilini gezdirmeye başladı. Yukarı-aşağı hareketlerle devam etti. O his, Sura’nın boğazındaki iliklere kadar ulaşıyordu. Hatta midesinde hissediyordu. Aynı hareketleri tekrarladı.
Aslan, “Bu kadar yeter,” dedi ama Sura durmadı.
“Bu his bambaşka… Hayalimdekinden bile daha güzel,” dedi Aslan.
Sura eliyle gezinmeye devam etti.
“İstersen daha fazlası da olabilir,” dedi.
“Ben senin bedenini değil, sevgini istiyorum.”
Sura, Aslan’ın tenini yüzünde gezdirdi. Aslan’ın vücudu süzülür gibiydi. İki genç, yaşadıkları arzuyu iliklerine kadar hissetti. Belki de bir gün bunu kendi tenlerinde, sevdanın doruklarında yaşayacaklardı.
