23. bölüm · Mafyanın Arzusu +18
23.Bölüm
Aslan ve Murat Ceyhan doktorun yerine gelmişti. Araba park edildi, ikisi birlikte içeri girdiler. Murat, nedense arkalarından biri geliyormuş gibi kapıyı tam kapatmadı. Sura ise çoktan peşlerinden gelmiş, gizlice kapının aralığından onları dinlemeye başlamıştı.
Aslan’dan kan aldılar. Test sonucu bir iki saat içinde çıktı. Ceyhan sonuçları bilgisayar ekranında açtı. Aslan ve Murat dikkat kesilmiş, doktorun yüzünü inceliyordu. Ceyhan’ın ifadesi tuhaftı; sanki hem şaşırmış hem de sevinmiş gibiydi.
“Bu… nasıl olabilir?” diye mırıldandı.
Aslan, bir sorun olduğunu düşünerek “Sorun ne Ceyhan?” diye sordu.
Ceyhan gülümsedi. “Sorun kelimesi burada çok yanlış olur Aslan Bey.”
Aslan kaşlarını çattı. “Anlamadım… ne demek istiyorsun?”
Ceyhan, lafı uzatmadan açıkladı: “Sonuçlarınız gayet iyi. Artık önünüzde hiçbir engel yok. Hormonlarınız tamamen düzene girmiş, değerleriniz yüksek. Baba olmanıza engel olabilecek hiçbir sorun kalmamış.”
Aslan inanamaz bir ifadeyle, “Doktor… benimle alay etmiyorsun değil mi?” dedi.
“Ne alayı Aslan? Sonuçlar ortada. Değerlerin üst seviyede, olgun bir erkeğin sahip olması gereken tüm değerlere sahipsin. Hiçbir eksiklik yok.”
Aslan’ın gözleri doldu. O an odada herkes ona bakıyordu. Kapının ardında dinleyen Sura ise kendi kendine mırıldandı: “Meğer en başından beri sakladığı tek şey, sevgiye olan ihtiyacıymış. Anlaşılmak, sevmek ve sevilmek istemiş. Bir erkeğin taşıyabileceği en ağır sınavı yüklenmiş omuzlarına. O zaman Aslan Asilzade… sana bazı şeylerin karşılığını verme zamanı geldi.”
O sırada hastanede herkes meşgulken, hemşire yine Şeyda’nın yanındaydı. Bir bardak su almak için mutfağa gittiğinde evin boş olduğunu fark etti. Fırsatı değerlendirdi; Aslan’ın odasına girdi ve etrafı dikkatle aramaya başladı. Birkaç çekmeceyi karıştırdıktan sonra aradığı günlüğü buldu. Sayfaları çevirmeye başladı.
Günlükte tarih tarih yazılar vardı; Sura’nın hayatı boyunca kaleme aldığı satırlar. Bazılarının altı çizilmiş, bazı sayfalara bir kadın ve bir erkek resmi karalanmıştı. Hemşire birkaç sayfa daha çevirdiğinde, başka bir el yazısı ile yazılmış notlar buldu. Bu satırlar, Aslan’ın Sura’ya duyduğu özlem günlerinde yazdıklarıydı.
Artık hemşire, Sura ile Aslan’ın ilişkisini tamamen çözmüştü. Telefonunu çıkarıp Bora’yı aradı. “Bora Bey, size bir günlükten bahsetmiştim. Onu buldum ve okudum.”
“Ne yazıyordu içinde?”
“Önce Sura’nın el yazısı vardı, sonra başka birinin… Aslan’ın yazıları.”
Hemşire, Sura ile Aslan arasındaki bağın derinliğini anlatırken, Bora son hamlesini planlamaya başladı. “Bir yere gidecekler mi bunlar?”
“Bir ara Altay Baba’ya gideceklerini duydum.”
“Anladım… O zaman son hamlemi yapacağım. Sura’yı Aslan’a bırakmam.”
Telefon kapandı. Hemşire kendi kendine alaycı bir gülüş attı. “Gel bakalım Bora Bey… Seni nasıl bir oyunun içine çektiğimi göreceksin. Bu âşıkları ayırmana izin verir miyim sanıyorsun? Kendi kurduğun oyun, yine sana patlayacak. Sen ve o, kendilerini baba sanan adamlar… işiniz bitti.”
Akşam olmuş, ev sessizliğe bürünmüştü. Pencereden giren gün batımı ışığı, odanın içinde altın sarısı bir perde gibi yayılıyordu. Sura, kanepenin köşesinde oturmuş, elindeki fincandaki çayı yudumluyordu.
Aslan, mutfaktan sessizce çıktı ve onu izlemeye başladı. Bir süre konuşmadan baktı.
“Düşüncelere dalmışsın,” dedi yumuşak bir sesle.
Sura, hafifçe gülümseyip başını kaldırdı. “Bugün olanları düşünüyorum… Her şeyi.”
Aslan yanına geldi, oturmak yerine önce arkasında durdu. Ellerini omuzlarına koydu, parmaklarıyla hafifçe masaj yapar gibi bastırdı.
“Sura… bazen seni sadece izlemek istiyorum. Konuşmadan. Dokunmadan bile. Sadece varlığını hissetmek bana yetiyor.”
Sura başını hafifçe yana çevirip ona baktı.
“O zaman niye hep kendini geri çekiyorsun?” diye sordu, sesi biraz titrek çıkmıştı.
Aslan onun önüne geçti, dizlerinin üzerine çöküp göz hizasına geldi.
“Çünkü sana dokunmak… bazen kendimi kontrol edememekten korkutuyor.”
Sura, onun yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Ben senden korkmuyorum.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra Aslan, onun elini dudaklarına götürüp öptü. Gözlerini hiç ayırmadan konuştu.
“Bunca zaman… seni uzaktan sevmek zorunda kaldım. Şimdi ise… buradasın.”
Sura hafifçe gülümsedi.
“O zaman artık uzak durma.”
Aslan oturdu, onu kendine çekti. Sura, başını Aslan’ın omzuna yasladı. O an, aralarındaki mesafe yalnızca bir nefes kadardı. Aslan saçlarını kokladı, alnına bir öpücük bıraktı.
“Çok özledim,” dedi kısık bir sesle.
“Ben de…” diye karşılık verdi Sura, gözlerini kapatarak.
Gecenin sessizliği içinde, konuşmadan anlaşıyorlardı. Eller yavaşça kenetlendi, nefesler hızlandı. Pencereden giren son ışıklar sönmeye başladığında, evin içinde yalnızca kalplerinin atışı kalmıştı.
Sabah güneşi yavaşça perdelerin arasından süzülüyordu. Odanın içinde hafif bir ışık vardı, ama henüz dışarısı tam aydınlanmamıştı. Sura, Aslan’ın göğsüne yaslanmış gözlerini kapamış şekilde uyuyordu. Aslan da başını hafifçe eğmiş, onun saçlarını parmaklarının ucuyla okşuyordu.
Sura yavaşça gözlerini açtı, Aslan’a baktı ve gülümsedi. Aslan da karşılık verdi, gözlerinde hâlâ akşamdan kalan sıcaklık vardı. Sessizce birbirlerine dokunuyorlardı; elleri birbirine kenetlenmiş, alnı alnına değiyordu. Hiçbir kelimeye gerek yoktu, her dokunuş konuşuyordu.
“Günaydın,” dedi Sura, sesi yorgun ama huzurlu çıkmıştı.
“Günaydın,” diye karşılık verdi Aslan, dudaklarında hafif bir tebessümle. “İyi uyudun mu?”
“Evet… seninle uyumak… çok rahatlatıcı,” dedi Sura.
Aslan onu daha sıkı sardı, alnına hafifçe öpücük kondurdu. “Ben de… senin yanında uyumak huzur veriyor.”
Bir süre sessizlik vardı. Sadece nefesleri ve hafif kalp atışları duyuluyordu. Sonra Sura hafifçe başını Aslan’ın göğsünden kaldırıp gözlerine bakarak, “Kahvaltıya kalkalım mı?” diye sordu.
“Evet, birlikte kalkalım,” dedi Aslan. Onlar yavaşça yataktan kalktı, elleri hâlâ birbirine kenetliydi. Evde sessizlik vardı ama ikisi birlikte hareket ettikçe, sessizlik bile sıcak ve güvenli bir hâle geliyordu.
