14. bölüm · Mafyanın Arzusu +18

14.Bölüm

V '

Sura, günlüğün kapağını kapattı.

O anda kapı çaldı...

Sura adımlarını yavaş yavaş ışığa yöneltti ve evin ışıklarını söndürdü. Üst camdan bakarak kimin geldiğini kontrol etti. Kapının önünde üç tane siyah takım elbiseli adam duruyordu. Endişelendi ve kapıyı açmadı. Nefes nefeseydi, içi karmakarışıktı. Kendi kendine konuşmaya başladı:

"Bu adamlar da kim? Gecenin bir yarısı evimin kapısında ne işleri var?"

Elini kalbinin üzerine koydu:

"Sakin ol kalbim, kendine gel. Görecek biri olsa, görücü geldi sanacak seni."

İç sesi devreye girdi:

"Ne yani, görücümüz gelmedi mi? Yaşın 32 oldu, kartlaştın artık. Düğün dernek kuralım, kınanı yakalım, iki düzineden yeğen yapın bana."

"Hayır, hayır. İç sesimde Şeyda yatıyor olamaz."

"Şeyda olsaydı, o da bunları derdi, inan."

"Sessiz ol aptal şey! Kapının önüne adamlar dikilmiş, senin dediğin şeylere bak."

"Ne güzel işte, tam bir kurgu sahnesi! Adamlar kapıda, kız bekliyor. Akıcı sahneler, dikkat çekici dakikalar, artan nefesler, bomba gibi gelişmeler..."

"Kes sesini lütfen."

"Asıl sen kes! Kendinle konuşuyorsun, farkında değil misin?"

"Galiba delirmeme ramak kaldı."

"Evet, aşk istiyorum! Duydun mu beni?"

"Sus."

"Kapıya gitmeyecek miyiz? Merak ediyorum, adamlar niye gelmiş acaba?"

"Giderler birazdan."

"Sen öyle san. Görücü geldi bize!"

"Neden bu kadar âşık olmak istiyorsun?"

"Aşksız hayat çekilir mi hayatım? Zaten yaşlandın, kırktan sonra seni kimse almaz."

"Almasın, meraklı değilim zaten."

"Şu an bir mafya kurgusundayız sanki."

"Evet aynen. Bir de isim bul, tam olsun."

"Buldum!"

"Buldun mu? Neyi buldun?"

"Kurgunun ismini: Mafyanın Arzusu… Başrol sensin."

"Kocamın adını da bul tam olsun."

"Buldum zaten: Kocanın adı Aslan Asilzade."

"O küstah adam mı? Kendisine bile saygısı olmayan biri… Mükemmel, cidden."

"Sessiz ol! O notu okudun tabii, ağzın kulaklarına vardı. Çok fenasın."

"Ne zaman susacaksın?"

"Sen aşağıya indiğinde."

"Tamam… sus."

Sura yavaş adımlarla aşağıya indi. Mutfaktan bir bıçak aldı. O sırada iç sesi tekrar konuştu:

"Bıçağı bırak."

"Neden?"

"Bana güveniyor musun?"

"Evet… ama ne ilgisi var?"

"Bıçağı bırak. Bir şey olmayacak. Güvendeyiz."

"Emin misin?"

"Hayır. Ama ben senin kalbinim, Sura. Güven bana. Bıçağı bırak."

Sura bıçağı tezgâha bıraktı ve kapıyı açtı. İki adam kenara çekildi. Öndeki adam Murat’tı.

"Merhabalar yenge, kusura bakma. Gece gece rahatsız ettik."

Sura şaşkındı.

"Yenge mi?"

"Yani… yavaştan alıştırmak lazım."

"Anlayamadım. Siz kimsiniz?"

"Ben sizin nikâh şahidinizim."

"Ne?!"

"Neyse, lafı uzatmayayım. Bizde bir emanetin var. Görmek isteyeceğin bir emanet."

Murat sözlerine devam etti:

"Aslan abimin selamı var. Seni bizzat görmek istiyor."

"Ama ben kendisini görmek istemiyorum, Murat Bey. Lütfen evimden gidin."

"Evinizde değiliz yenge, kapındayız."

"Kapımdan da gidin o zaman. Yoksa polisi çağırmak zorunda kalacağım."

"Yenge, abimin seninle konuşmak istediği şeyler var."

"Benim yok, ne yazık ki. İyi günler."

Sura kapıyı sertçe kapattı. İç sesi o sırada fısıldadı:

"Telefon çalacak."

Saniyeler sonra, "özel numara" yazan bir arama geldi. Sura telefonu açtı. Hattın diğer ucunda yalnızca iki nefes sesi vardı. O konuşmadı ama karşı taraf epey konuşkandı:

"Polisi aramamışsın, kraliçem."

Sura yutkundu.

"Ne oldu? Yutkundun mu yoksa?"

Sura şaşkınlıkla gözlerini açtı.

"Şimdi de gözlerini açtın..."

Sura eliyle ağzını kapattı.

"Dudaklarına kurban olayım… Ellerini mi sardın üstlerine?"

Sura sessizdi, tepki vermedi.

"Sessizliğin bile huzur verici. Boşuna kraliçe değilsin… Kelimeler bile yanında kifayetsiz kalıyor."

Sura telefonu kapatmak üzereydi ki, bir cümle daha duydu:

"Şimdi de yüzüme mi kapatacaksın, kraliçem?"

Sura telefonu kulağına tekrar dayadı. Son sözler kalbine işledi:

"Seni bekliyorum. Hep bekliyor olacağım. Şimdi de… sonsuza dek."