Mola

Vaveyla Yazarı: Betül Kına

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Mola

Bağ evinin önündeki bahçede, temmuz sıcağını kıran hafif bir meltem esiyordu. Leyla, kucağında ana kucağıyla Gece’yi tutmuş, yüzünde dünyanın en büyük sorumluluğunu üstlenmiş bir kahraman edasıyla bize bakıyordu. Yanında Gece’nin devasa bebek çantası, yedek bezleri, emzikleri ve lohusa dönemimin en büyük kurtarıcısı olan sağdığım anne sütü dolu termal çanta duruyordu.
Leyla: "Bakın Deniz, gözün arkada kalmasın. Annemle babam zaten evi Gece için bebek sarayına çevirdiler. İki gün boyunca ona kendi canımız gibi bakacağız. Sadece bebek telsizinden falan uzak durun. Telefonunuzu da sessize alın, gidin uyuyun, dinlenin, ne yapıyorsanız yapın. Bu lohusalık ikinizi de zombi gibi yaptı, valla holding batacak yoksa Teoman’ın uykusuzluğundan!"
Teoman, Leyla’nın omuzlarını dostça sıktı, yüzünde adeta hapishaneden tahliye belgesini almış mahkum hafifliği vardı.
T: "Baldız... Sen benim bu hayatta karşıma çıkan en büyük iyiliksin. Gözüm arkada falan değil, Gece sana emanet. Git ve o küçük canavarla iki gün boyunca survivor oyna. Biz de burada... Eee, Deniz kızıyla biraz medeniyet sınırlarına geri dönmeye çalışacağız."
Leyla gülerek Gece’nin ana kucağını arabaya yerleştirdi ve bize el sallayarak bahçe kapısından çıktı. Arabanın motor sesi yavaş yavaş uzaklaşıp tamamen kaybolduğunda, bağ evine öyle bir sessizlik çöktü ki... İki aydır ilk defa evde ağlama sesi, emzik arama telaşı ya da bebek telsizinin o hışırtılı gürültüsü yoktu. Sadece rüzgarın uğultusu ve denizin o sakin dalga sesleri kalmıştı.
Teoman’a döndüm. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, kapı eşiğine yaslanmış bir halde, gözlerini kısmış sinsi sinsi bana bakıyordu. O lohusa dönemindeki "ne dersen yaparım" diyen, pembe tütülü, süt kokulu uysal adam bir anda buhar olup uçmuştu sanki. Karşımda yine o Akkayalar Koleji’nin hergelesi, kumsaldaki o vahşi, sınır tanımaz çocuk duruyordu.
Yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı. Aramızdaki mesafeyi kapatırken, üzerindeki o uykulu havayı tamamen üzerinden atmış gibiydi. Tam önümde durdu, elini belime yerleştirip beni kendine doğru çekti. Nefesi yüzümü yalayıp geçerken kulağıma doğru eğildi.
T: "Deniz kızı..." dedi, o hırıltılı, içimi titreten sesiyle. "Farkında mısın bilmiyorum ama şu an bu koca evde tamamen yalnızız. Ne ağlayan bir bebek var, ne gecenin üçünde çalacak bir alarm, ne de açık büfe bekleyen bir Gece hanımefendi..."
D: "Evet Teoman, farkındayım. Nihayet kesintisiz sekiz saat uyuyabileceğim," dedim, durumdan tamamen masum bir anlam çıkarmaya çalışarak.
Teoman hafifçe güldü, o şebek ama bir o kadar da davetkar gülüşü yüzüne yayıldı. Parmak uçlarını hafifçe çenemden aşağı doğru kaydırdı, boynumda gezdirdi.
T: "Uyku mu? Hadi ama Deniz... İki aydır birbirimize dokunurken bile 'Aman çocuk uyanacak', 'Aman dikişlerin acıyacak' diye adeta porselen tabak taşıyor gibi davranıyoruz. Hazır Gece yokken diyorum... Biz de şu biriken enerjimizi mi atsak acaba? Şöyle eski günlerdeki gibi, hırçın hırçın?"
Dediği şeyle birlikte kalbimin ritmi bir anda hızlandı ama lohusalık hormonlarım ve mantığım anında kırmızı alarm verdi. Gözlerimi kocaman açarak ellerimi göğsüne koydum ve onu hafifçe geriye doğru ittim.
D: "Olmaz Teoman! Kesinlikle olmaz!"
Teoman şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı.
T: "Niye ya? Dikişlerin tamamen iyileşti, doktor geçen hafta 'Her şey yolunda, normal hayatınıza dönebilirsiniz' demedi mi kızım? Ne bu panik?"
D: "Doktor fiziken dönebilirsiniz dedi ama ruhen sormadı!" dedim, kollarımı göğsümde bağlayarak arkamı dönüp salona doğru yürürken. O da hemen arkamdan, adımlarımı takip ederek geliyordu. "Daha bir tane bebek var ortada ve ben onunla henüz başa çıkmayı yeni yeni öğreniyorum. İkinci bir bebeğe asla hazır değilim. Hem biliyorsun, Gece hala süt emiyor. Ben yine hamile kalırsam sütüm kesilir, hormonlarım altüst olur. Hayır efendim, ilk bir yıl bebek falan yasak bu eve!"
Teoman arkamdan gelip kollarını belime doladı, çenesini omzuma yasladı. Salondaki büyük camdan dışarıdaki denize bakarken, vücudunun sıcaklığını sırtımda hissettim. Kıkırdadığını duydum.
T: "Deniz kızı... Sen gerçekten bu lohusalıkta mantık sınırlarını tamamen terk etmişsin," dedi, sesi o kadar muzip ve sıcaktı ki. "Kim sana hemen ikinci bebeği yapalım dedi ki? Ben sadece 'enerjimizi atalım' dedim. Ayrıca modern tıp diye bir şey var, korunma yöntemleri var. Biz lise talebesi miyiz de 'eyvah hamile kaldım' diye panikleyeceğiz?"
Başımı hafifçe yana çevirip ona dik dik baktım.
D: "Yine de olmaz Teoman. Ben o riski alamam. Benim şu an tek odak noktam Gece’nin beslenmesi ve sağlığı. Kafamda sürekli 'bebek' kelimesi dönerken ben... konsantre olamam bir kere!"
Teoman o sinsi, aşırı sevimli gülüşüyle beni kendine doğru döndürdü. İki elini yanaklarıma koydu, başparmaklarıyla elmacık kemiklerimi okşadı. Mavi gözleri, en savunmasız anımdaki beni bile tamamen ele geçirecek kadar parlaktı.
T: "O zaman..." dedi, sesini iyice fısıltı haline getirerek. "Bebek olmadığı sürece hiçbir sorun yok demektir, öyle değil mi? Sadece sen ve ben. Başka hiçbir şey düşünmene gerek yok. Ben her şeyi hallederim."
Daha bir şey söylememe fırsat vermeden, eğildi ve dudaklarıma sıcacık, yumuşacık ama içindeki o iki aylık özlemi tamamen barındıran derin bir buse kondurdu. Dudaklarının sıcaklığı tenime değdiği an, içimdeki o kuruntulu, sürekli panik halindeki lohusa anne bir anlığına tamamen sessizliğe büründü. O kadar uzun zamandır sadece "anne ve baba" olmuştuk ki, "Deniz ve Teoman" olmayı, onun bu hırçın ama güven veren sevgisini ne kadar çok özlediğimi o saniyede anladım.
Dudaklarımızı ayırdığında gözlerinin içine baktım. Ellerimi yavaşça onun ensesine, o her zamanki gibi havaya dikilmiş yumuşak saçlarının arasına doladım.
D: "Senin bu halini... Bu sabırsız, hergele, şebek halini gerçekten çok özlemişim Teoman," dedim, sesimdeki tüm o sertliği ve savunma mekanizmasını bir kenara bırakarak.
T: "Ben de senin bana 'olmaz' deyip hemen arkasından yelkenleri suya indiren şu inatçı halini özledim deniz kızı," dedi ve bu sefer hiç beklemeden, beni tamamen kendi hırçın dalgalarının arasına çeker gibi daha tutkuyla öptü.
Bizi bağ evinin o büyük, güneş alan salonunun ortasında bırakan zaman, sanki iki yıl öncesine, o kumsalda ilk defa birbirimize teslim olduğumuz o fırtınalı güne geri sarmıştı. Teoman beni tek bir hamleyle kucağına aldığında, hafifçe çığlık attım ama kollarımı boynuna daha da sıkı dolamaktan kendimi alamadım.
D: "Teoman! Ne yapıyorsun, düşeceğiz!"
T: "Akkayaların kucağındasın kızım, sana bu dünyada hiçbir şey olmaz," diyerek beni merdivenlerden yukarıya, yatak odamıza doğru taşımaya başladı. "İki gündür bu anı bekliyorum ben. Leyla kapıdan çıktığı an planım hazırdı zaten."
Yatak odasına girdiğimizde, bizi öğle güneşinin o sıcak, altın sarısı ışığı karşıladı. Teoman beni yavaşça yatağın üzerine bıraktı ama kendisi de üzerime doğru eğilerek kaçmama izin vermedi. Gözlerindeki o mavi yangın, lohusalık dönemimin tüm o gri bulutlarını tek bir saniyede dağıtmaya yetti.
T: "Şimdi..." dedi, tişörtünü tek bir hamlede çıkarıp kenara fırlatırken. "Kafandaki o bebek bezlerini, süt pompalarını, gaz çıkarma tekniklerini tamamen unutuyorsun. Sadece bana odaklanıyorsun deniz kızı. Çünkü bu iki gün boyunca senin tek gardiyanın, tek esirin ve tek ilacın benim."
D: "Söz mü? Bebek yok?" diye mırıldandım, onun çıplak göğsündeki o bildiğim dövmeye parmak uçlarımla dokunarak.
T: "Söz sevgilim. Sadece biz varız," dedi ve eğilip boynumdan öpmeye başladı.
O öğleden sonra, dışarıda çarşaf gibi uzanan denizin üzerinde güneş yavaş yavaş alçalırken, biz o bağ evinde iki aydır kaybettiğimiz o eski, hırçın ama birbirine körkütük aşık olan iki deliye geri döndük. Ne lohusalık kalmıştı, ne yorgunluk... Sadece Teoman’ın o güven veren kolları ve bizim o hiç bitmeyen, gürültülü masalımız vardı.O öğleden sonra, dışarıda çarşaf gibi uzanan denizin üzerinde güneş yavaş yavaş alçalırken, biz o bağ evinde iki aydır kaybettiğimiz o eski, hırçın ama birbirine körkütük aşık olan iki deliye geri döndük. Ne lohusalık kalmıştı, ne yorgunluk... Sadece Teoman’ın o güven veren kolları ve bizim o hiç bitmeyen, gürültülü masalımız vardı.
Teoman, üzerime doğru biraz daha eğildiğinde çıplak göğsünün sıcaklığı doğrudan tenime işledi. İki aydır üzerimde hissettiğim o görünmez, ağır "anne" pelerini bir anda omuzlarımdan kayıp gitti; geriye sadece onun dokunuşuna susamış, onu her hücresiyle özlemiş o hırçın Deniz kaldı. Eli, keten gömleğimin eteklerinden içeri süzülüp belimin kıvrımını bulduğunda, parmaklarının o aşina olduğum hafif sert ama bir o kadar şefkatli dokunuşuyla ürperdim.
T: "Hâlâ titriyorsun..." diye fısıldadı, dudakları boynumun en hassas yerine, kulak mememin hemen altına değerken. "Sanki ilk defaymış gibi. Her seferinde beni nasıl böyle darmadağın edebiliyorsun deniz kızı?"
D: "Çünkü sen de her seferinde ilk günkü gibi bakıyorsun bana," diye mırıldandım. Sesim, içimden yükselen o yoğun hislerin etkisiyle oldukça kısık ve pürüzlü çıkmıştı. Ellerim onun omuzlarından kürek kemiklerine doğru kaydı, kaslarının parmaklarımın altında gerilişini hissetmek içimdeki o son savunma duvarını da yıktı.
Gömleğimin düğmeleri, onun aceleci ama canımı yakmamaya özen gösteren parmakları tarafından tek tek çözülürken, odanın içine sadece ikimizin hızlanan nefesleri ve dışarıdaki hafif rüzgârın tülleri uçuşturan o tatlı hışırtısı doluyordu. Teoman gömleğimi omuzlarımdan geriye doğru sıyırdığında, gözlerindeki o koyu mavi harelerin nasıl daha da koyulaştığını, yeşillerimi nasıl adeta aç bir kurt gibi taradığını gördüm. Hamilelikten ve doğumdan kalan, henüz tamamen gitmemiş o hafif hatlarıma baktı; ama bu bakışta en ufak bir yargılama yoktu. Aksine, onun gözlerinde sadece saf, duru bir hayranlık vardı.
Yavaşça eğilip köprücük kemiğime derin, iz bırakmak istercesine sıcak bir öpücük kondurdu. Dudakları tenimde her ilerlediğinde, lohusalığın getirdiği o hantal, yabancılaşmış beden algım bir anda tuzla buz oldu. Onun dokunuşu beni bana geri veriyordu.
T: "Dünyanın en güzel kadınısın..." diye fısıldadı tenime doğru. Sesindeki o mutlak inanç, içimdeki tüm kuruntuları tek bir hamlede sildi. "Bu beden bana dünyanın en güzel hediyesini verdi Deniz. Sana her baktığımda sadece aşkı değil, mucizenin ta kendisini görüyorum."
Gözlerimden bir damla yaşın süzülmesine engel olamadım ama bu kez ne hüzündendi ne de hormonların oyunuydu; tamamen içimin neşeyle ve aşkla dolup taşmasındandı. Teoman o damlayı anında fark etti. Başını kaldırıp dudaklarıma tırmandı, gözyaşımı kendi dudaklarıyla kuruladıktan sonra beni derin, nefesimi kesecek bir tutkuyla öpmeye başladı.
Bu öpücük, o hastane odasındaki çaresiz bekleyişlerimizin, uykusuz gecelerimizin, Gece’nin kuvözdeki her milimlik gelişiminde döktüğümüz sessiz yaşların bir nevi ilacı gibiydi. Birbirimize tutunuyor, birbirimizin içinde eriyorduk. Elleri vücudumun her kıvrımını, her santimini ezbere biliyormuş gibi büyük bir kararlılıkla gezindi. Teninin tenime sürtünmesi, o tanıdık erkeksi kokusu başımı döndürüyordu.
Yatakta birbirimize dolandığımızda, zaman tamamen durdu. Ne yapacağımızı şaşırdığımız o acemi anne-baba rollerini kapının dışında bırakmıştık. Teoman’ın her dokunuşunda, her fısıltısında, onun o hergele ama dünyayı benim için yakabilecek olan o adama ne kadar büyük bir aşkla bağlı olduğumu bir kez daha iliklerime kadar hissettim.
Güneş, bağ evinin pencerelerinden süzülüp yatağın üzerine upuzun gölgeler düşürene kadar, biz o odada sadece ikimizdik. Dünyanın geri kalan her şeyi, Gece’nin beşikteki mırıltısı bile bir süreliğine sessize alınmıştı.
Her şey bittiğinde, Teoman beni göğsüne çekmiş, çarşafı üzerimize gevşekçe örtmüştü. Saçlarım onun göğsündeki "Deniz’in Malı" yazan dövmenin üzerine dağılmıştı. Kalbinin altındaki o hızlı ama artık sakinleşmiş ritmi dinlerken, parmaklarımla saçlarını karıştırıyordum. İkimizin de teni hafifçe nemliydi ve odada sadece huzurlu bir sessizlik hakimdi.
Teoman, derin bir nefes alıp başımın tepesinden öptü. Omuzlarımı okşayan eli yavaşça aşağı kaydı.
T: "Gördün mü?" dedi, o bildiğim şebek ve muzaffer gülüşüyle. "Bebek falan yok. Sadece biz varız. Ve bence bu enerji patlaması ikimize de en az bir yıllık uyku kadar iyi geldi."
Kafamı kaldırıp çenemi göğsüne dayadım, ona alttan alttan bakarak gülümsedim.
D: "Evet Akkaya, haklıymışsın. Ama şımarma hemen. Yarın Gece eve döndüğünde yine o pembe tütüyü giyeceksin, unutma."
Teoman yüksek sesle güldü, beni kollarıyla biraz daha sıkıştırıp kendine sabitledi.
T: "Giyerim deniz kızı, senin için o tütünün kırmızısını bile giyerim. Yeter ki sen bana böyle güzel bak."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

68okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18