9. bölüm / 16
Laviniam olur musun deniz kızı (teoden)Ev hanımı
Bölümler 16Şu an: Ev hanımı
- 1 Her başlangıcın bir sonu vardır404 kelime
- 2 Her yol sana çıkıyor1.424 kelime
- 3 Ben o gazda boğuldum732 kelime
- 4 Beraber yanalım1.155 kelime
- 5 Belki çokta kötü değildir1.079 kelime
- 6 Damga978 kelime
- 7 Aidiyet885 kelime
- 8 Hamilelik1.023 kelime
- 9 Ev hanımı934 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Acı gerçek ve fırtına858 kelime
- 11 Belki tekrar başlarız geceyle980 kelime
- 12 Minik açık büfe1.206 kelime
- 13 Limonlu dondurma1.606 kelime
- 14 Mola1.763 kelime
- 15 Unutma1.746 kelime
- 16 Eczane, polis, ikinci fırtına2.614 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Riskli geçen o stresli ilk haftaların ardından, hamileliğimin dördüncü ayına neredeyse adım atmıştık. Doktorun o "kesin yatak istirahati" emri sayesinde, Teoman’ın elinde elektrik süpürgesiyle evde terör estirdiği günler nihayet meyvesini vermiş, kanama riskini atlatmıştık. Artık yavaş yavaş evin içinde dolanabiliyor, verandaya çıkıp deniz havası alabiliyordum.
O sabah banyoda, üzerimdeki dökümlü geceliği sıyırıp aynanın karşısına geçtim. Yan döndüğümde, gözlerime inanamayarak elimi göbeğimin üzerine koydum. O eski dümdüz, hırçın deniz kızı göbeği gitmişti. Yerine, dışarıdan bakıldığında hafifçe kendini belli eden, sanki sabah kahvaltısında fazladan iki porsiyon mantı yemişim gibi duran minik, yuvarlak bir kavis gelmişti. Karnım resmen büyüyordu. İçimde, Akkayalar ailesinin o deli dolu genlerini taşıyan minik bir fırtınanın büyüdüğünü ilk defa bu kadar net görüyordum. İçimi garip, sıcacık bir heyecan kaplarken gözlerim doldu.
D: "Gerçekten oradasın..." diye fısıldadım göbeğime doğru. "Ve umarım babanın şebeklik genlerini almamışsındır."
Tam o sırada bağ evinin bahçe kapısından tanıdık bir korna sesi yükseldi, ardından da kapının paldır küldür açılma sesi geldi. Gelen, uzun süredir bizi merak eden ve sürekli telefonla darlayan Leyla’dan başkası değildi.
Ben üzerimi giyinip salona inene kadar, Leyla çoktan içeri dalmış ve mutfakta sabah mesaisinde olan Teoman’la burun buruna gelmişti. Merdivenlerin başından aşağıyı izlemeye başladığımda gördüğüm manzara, Akkayalar Koleji tarihine altın harflerle kazınacak cinstendi.
Teoman, beline kadar çektiği pembe çiçekli mutfak önlüğü, sol omzuna attığı mikrofiber toz bezi ve elindeki sarı bulaşık süngeriyle mutfak tezgahının önünde dikiliyordu. Leyla ise salonda kalakalmış, elindeki çantasını neredeyse düşürecek gibi bir Teoman’a, bir elindeki süngere bakıyordu.
L: "Oha... Gözlerim yanlış görmüyor değil mi? Karşımda duran holding veliahdı, Akkayalar Koleji’nin hırçın çocuğu Teoman Akkaya mı, yoksa bağ evine kaçak giren bir temizlik şirketi elemanı mı?"
Teoman hiç istifini bozmadan elindeki süngeri havaya kaldırıp Leyla’ya doğru salladı.
T: "Abla hoş geldin de, içeri girerken ayaklarını paspasa sildin mi? Burada profesyonel bir hijyen yönetimi var şu an. Doktor 'Deniz toz solumayacak' dedi, ben sabahtan beri mikrop avındayım."
Leyla ellerini yanaklarına koyup salonda kahkahayı bastı. Ben de merdivenlerden yavaşça inerek yanlarına geldim.
D: "Hoş geldin Leyla! Valla iyi ki geldin, sabahtan beri bana aerodinamik toz alma teorileri anlatıyor, beynim döndü."
Leyla beni görür görmez hemen yanıma koştu, sıkıca sarıldı. Ayrılır ayrılmaz da gözleri doğrudan göbeğime kaydı. Giyindiğim dar tişörtün altından belli olan o minik çıkıntıyı fark ettiği an gözleri büyüdü.
L: "İnanamıyorum! Deniz, karnın çıkmış senin! Ay dur, dokunabilir miyim?"
İzin isteyerek elini yavaşça karnımın üzerine koydu. O an yüzündeki o dalga geçen ifade gitti, yerine saf bir abla şefkati geldi. "Eriyorum şu an, resmen minik bir Akkaya geliyor." ama bu duygusal an tabii ki Teoman yüzünden yine üç saniye sürdü. Teoman elindeki bezle yanımıza yaklaşıp Leyla’nın eline hafifçe vurdu.
T: "Hop hop, abla! Dokunma ruhsatı sadece bende. Hem o elini dezenfekte ettin mi sen? Toplantılardan geliyorsun, üzerinde kim bilir kaç tane finansal mikrop vardır."
Leyla gözlerini devirerek Teoman’a döndü ve onu baştan aşağı süzmeye başladı. Dalga geçme sırası şimdi ona gelmişti.
L: "Ya Teoman, valla holdingdeki ortaklar seni şu pembe önlükle görse, hisseleri taban fiyattan elden çıkarırlar. Tarza bak ya! 'Bulaşık deterjanı reklam yüzü Teoman Bey'."
T: "Ne varmış tarzımda? Gayet ergonomik bir önlük. Hem ben sadece temizlik yapmıyorum, mutfakta da bir dünya markasıyım artık. Deniz, söyle ablama, dün akşam yaptığım o organik çorba nasıldı?"
D: "Güzeldi yalan yok," dedim gülerek. "Ama mutfağın geri kalanını temizlemek çorbayı yapmaktan daha uzun sürdü. Her yer çorba olmuştu Teoman."
L: "Belli, belli," dedi Leyla mutfak tezgahındaki yumurta kabuklarını işaret ederek. "Baksanıza, mutfak mutfaktan çıkmış, yemek terör örgütünün üssü gibi olmuş. Oğlum sen hayatta çay bile demlemezdin, ne ara ev hanımı oldun?"
T: "Abla, aşk insanı ne hale getiriyor gör işte," dedi Teoman, o bildiğim şebek sırıtışını yüzüne takıp önlüğün eteklerini iki yana açarak reverans yaparken. "Deniz kızı yatsın, dinlensin, o bebek sağlıkla gelsin diye gerekirse camları da silerim. Ki dün sildim, gazete kağıdıyla muazzam parlatıyorum."
D: "Ay evet Leyla, camı silecek diye balkondan aşağı düşüyordu az kalsın. Kalbime inecekti, riski arttıracak bu çocuk benim!"
Leyla masaya otururken gülmekten gözlerinden yaş gelmişti. Üçümüz verandaya geçtik, Teoman bize —kendi deyimiyle 'altın oranlı'— çaylarımızı getirdi. Tabii çayları getirirken bardak altlıklarını tek tek milimetrik olarak hizalamayı da ihmal etmedi.
L: "Valla Deniz, sen bu çocuğu resmen evcilleştirmişsin. Akkayalar Koleji’ndeyken arkasından kızlar 'Ah Teoman, vah Teoman' diye gezerdi, karizma yerle birdi. Şimdi bakıyorum, 'Hanım çayını tazeleyeyim mi?' modunda geziyor ortalıkta."
T: "Karizma falan geçici şeyler abla. Benim asıl karizmam, bu evde kraliçeme ve veliahdıma bakarken gösterdiğim bu üstün performans. Hem fena mı, bak Deniz’in karnı büyüyor, ben de onunla beraber büyüyorum işte."
Teoman gelip yanıma oturdu, kolunu omzuma attı ve o büyük elini benim elimin üzerinden karnıma yerleştirdi. Leyla bizi izlerken yüzündeki o dalgacı ifade tamamen dağıldı, yerini hayranlık dolu bir gülümsemeye bıraktı.
L: "Çok güzelsiniz ama ya... Şaka bir yana, Teoman seninle gurur duyuyorum. Gerçekten iyi bir baba olacaksın."
T: "Olacağım tabii abla. Ama dua et, çocuk Deniz’in huysuzluğunu almasın. Evde bir tane inatçı deniz kızıyla zaten zor baş ediyorum, ikincisi gelirse beni bu bağ evinin bahçesine gömersiniz valla."
D: "Bana bak, ben huysuz değilim! Sen kaşınıyorsun," diyerek dirseğimle böğrüne vurdum.
T: "Görüyorsun değil mi abla? Şiddet eğilimi de var. Hamilelik hormonları arkasına sığınıp beni her gün dövüyor burada."
Leyla çayından bir yudum alıp ikimize baktı ve kahkahayı patlattı: "Bence çocuk kesinlikle Deniz’e çeksin. En azından evde mantıklı düşünen ikinci bir insan olur. Sana çekerse, yandık. Çocuk daha kundaktayken millete ukalalık yapmaya başlar."
Geçmiş günlerden, kolej anılarımızdan ve gelecekte bizi nelerin beklediğinden konuşarak saatlerce güldük. Karnımın o minik büyümesiyle başlayan sabah, Leyla’nın gelişi ve Teoman’ın o bitmek bilmeyen şebeklikleriyle hayatımın en huzurlu günlerinden birine dönüşmüştü. Belki riskli bir hamilelikti, belki hala korkularım vardı ama bu masadaki kahkahalar ve Teoman’ın o çiçekli önlüğüyle bana bakan gözleri olduğu sürece, her fırtınayı atlatabileceğimizi biliyordum.
Bölüm etkileşimi
