5. bölüm / 16
Laviniam olur musun deniz kızı (teoden)Belki çokta kötü değildir
Bölümler 16Şu an: Belki çokta kötü değildir
- 1 Her başlangıcın bir sonu vardır404 kelime
- 2 Her yol sana çıkıyor1.424 kelime
- 3 Ben o gazda boğuldum732 kelime
- 4 Beraber yanalım1.155 kelime
- 5 Belki çokta kötü değildir1.079 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Damga978 kelime
- 7 Aidiyet885 kelime
- 8 Hamilelik1.023 kelime
- 9 Ev hanımı934 kelime
- 10 Acı gerçek ve fırtına858 kelime
- 11 Belki tekrar başlarız geceyle980 kelime
- 12 Minik açık büfe1.206 kelime
- 13 Limonlu dondurma1.606 kelime
- 14 Mola1.763 kelime
- 15 Unutma1.746 kelime
- 16 Eczane, polis, ikinci fırtına2.614 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akkayalar Koleji’nin sahilindeki o büyülü sabahın üzerinden aylar geçmişti ama zaman sanki bir su damlası gibi hızla akıp gitmiş, bizi kaçınılmaz olan o güne fırlatmıştı.
Bugün düğün günüydü.
Sabah gözümü açtığımdan beri odanın içinde tam bir kuaför terörü esiyordu. Saçıma o kadar çok sprey sıkmışlardı ki, kafam saçtan ziyade organize sanayi bölgesindeki beton bloklara benzemişti. Nedimelerim etrafımda "Ay Deniz kuğu gibi oldun, ay Deniz harikasın" diye çığlıklar atarken, ben aynadaki yansımama huysuz huysuz bakıyordum. Gelinlik güzeldi, lafım yoktu ama içindeki korse yüzünden iç organlarım yer değiştirmişti.
D: "Kızım şunu azıcık gevşetin diyorum size! Düğünde 'Evet' derken nefessizlikten morarıp masaya yığılırsam, Teoman o şebeklikle kesin suni teneffüs yapmaya kalkar, bütün sosyeteye rezil oluruz!"
Tam o sırada kapı aniden, paldır küldür açıldı. Gelen tabii ki Teoman’dan başkası değildi. İçeri girmesi yasaktı güya ama o hangi kurala uymuştu ki zaten? Üzerindeki siyah damatlıkla kapı eşiğinde durduğunda, yalan yok, kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim. Hergele gerçekten çok yakışıklı olmuştu. Saçlarını arkaya doğru taramış, o deniz mavisi gözlerini bana dikmişti. Ama o büyüleyici romantik hava tam üç saniye sürdü. Teoman içeri girip kapıyı ayağıyla kapattı ve bana doğru yürürken sırıtmaya başladı.
T: "Vay vay vay! Benim deniz kızı karaya çıkmış, üstüne bir de tül takmış! Kızım bu ne güzellik, nikahtan önce seni kaçırmamı mı istiyorsun?"
D: "Teoman çık dışarı, uğursuzluk getireceksin! Hem daha nikah kıyılmadı, ne diye damat gibi erkenden damlıyorsun odaya?"
T: "Uğursuzluk mu? Kızım ben zaten senin hayatındaki en büyük fırtınayım, daha ne uğursuzluğu? Hem dayanamadım, özledim huysuzumu."
Gelip tam karşımda durdu, ellerimi tuttu. O an içimdeki o bütün gerginlik, kuaförün saçımı çekiştirmesinden kalan sinir bir anda uçup gitti. Gözlerinin içi gülüyordu. Eğilip burnumun ucundan öptü.
D: "Korseden nefes alamıyorum Teoman, çok ciddiyim."
T: "Dayan deniz kızı, az kaldı. O masada o imzayı atalım, gerisi bende."
Ve sonunda o büyük an geldi. Salona girdiğimizde Akkayalar Koleji’nin ve iş dünyasının yarısı oradaydı. Alkışlar, ışıklar, kameralar derken kendimizi nikah masasında bulduk. Nikah memuru o sıkıcı tekerlemeyi andıran konuşmasını yapıp nihayet sadede geldiğinde heyecandan ellerimin titrediğini hissettim. Memur Teoman’a döndü: "Deniz Hanım'ı eşliğe kabul ediyor musunuz?"
Teoman mikrofonu memurun elinden neredeyse kaparak aldı. Salona doğru dönüp, sanki stadyumda gol atmış gibi avazı çıktığı kadar bağırdı:
T: "Evet be! Sonsuza kadar evet!"
Bütün salon kahkahayı basarken ben utançtan masanın altına girmek istiyordum. Memur bu sefer bana döndü, aynı soruyu sordu. Mikrofonu aldım, Teoman’a dik dik baktım.
D: "Evet," dedim. Ama "Evet" dediğim saniyede, gelinliğin altından topuklu ayakkabımın ucuyla Teoman’ın ayağına bütün gücümle bastım.
Teoman’ın yüzü acıyla yamuldu, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu ama salondaki kameralara çaktırmamak için dişlerini sıkarak şebek gibi tebessüm etmeye devam etti. Eğilip kulağıma doğru fısıldadı:
T: "Ayak parmaklarımı kırdın deniz kızı, bunun acısını çok fena çıkaracağım."
D: "Sen kaşındın Akkayaların veliahdı, az bile yaptım."
Düğünün takı töreni, tebrikleri, Teoman’ın pistin ortasında arkadaşlarıyla halay çekmeye çalışırken sergilediği o garip figürleri derken geceyi yarıladık. En sonunda herkesi arkamızda bırakıp, Akkayalar ailesinin sahil şeridindeki o izole, lüks bağ evine kaçmayı başardık.
Kapıyı arkamızdan kapatıp anahtarı çevirdiğim an yeryüzündeki tüm o gürültü kesildi. Sadece dışarıdaki dalgaların sesi kaldı. Sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes verdim. Teoman ise hiç vakit kaybetmeden ceketini bir köşeye fırlatmış, kravatını tek hamlede gevşeterek bana doğru yürümeye başlamıştı bile. Gözlerindeki o muzip, her an bir yaramazlık yapmaya hazır çocuk geri dönmüştü. Tam bana doğru o kurt bakışlarından birini fırlatıp üstüme eğilecekti ki, ben hızla yatağın diğer tarafına doğru yuvarlandım.
D: "Ay dur Teoman, valla nefes alamıyorum! Şu belimdeki korse korse değil, bildiğin işkence aleti. Çabuk çöz şunu, yoksa gerdek gecesi yerine acilde ilk yardım gecesi yaşayacağız!"
Teoman havada kalan kollarıyla yatakta kalakaldı. O hırçın, her şeyi yakıp kavuran damat gitti, yerine gözlerini deviren huysuz bir çocuk geldi. Yataktan destek alıp homurdanarak yanıma emekledi.
T: "Ya Deniz kızı, valla tam havaya girmiştim ya! Şurada yirmi yıldır bu anı bekliyorum, senin derdine bak. Dön bakayım arkana, hayrına bir sevap işleyelim."
Arkamı döndüm. Teoman söylene söylene korsenin iplerine asılmaya başladı. Ama nasıl asılıyorsa artık, nefesim tamamen kesildi.
D: "Yavaş be ayı! İpleri çözeceksin, omurgamı yerinden sökmeyeceksin!"
T: "Ne bileyim kızım, denizci düğümü atmışlar sanki arkana! Dur, dişlerimle deneyeceğim şimdi."
D: "Saçmalama Teoman, ısırma beni!"
Nihayet o korse belimden kurtulduğunda derin bir "Oh!" çektim ve yatağın ortasına kendimi sırtüstü bıraktım. Gelinliğin üst kısmı gevşemiş, o baskı hissi gitmişti. Teoman ise hiç vakit kaybetmeden, şebek bir sırıtışla üzerime doğru tırmandı. İki elini başımın yanına koyup yüzüme doğru eğildi, burnunu burnuma sürttü. Bütün heybetiyle üzerimdeydi ama ağırlığını bana vermiyordu.
T: "Eee, engel kalmadı? Şimdi tamamen benim kafesimdesin işte."
D: "Aman, ne büyük başarı! Sanki kafesten kaçan vardı. Hem sen bana bak bakayım, ne o öyle kumsaldaki gibi 'Sonsuza kadar benimsin' falan ayakları? Hayırdır Teoman Bey, tapumu mu aldınız?"
Teoman durur mu, hemen o sinir bozucu ama beni benden alan şapşal gülüşlerinden birini yüzüne yerleştirdi. Gözlerini kırpıştırarak tamamen çocuksu bir taklit yapmaya başladı.
T: "Evet, aldım! Nikah memuru 'Evet' dediğin an arkada gizli sözleşmeye de imza attın sen, haberin yok. Bu saatten sonra kaçışın yok deniz kızı, artık Akkayalar ailesinin resmi tescilli huysuzusun."
D: "Ben mi huysuzum? Sen kendi ukalalığına bak!" dediğim an, lafımı ağzıma tıkadı.
Ben daha cümlemi bitiremeden eğildi ve dudaklarımı kendi dudaklarıyla mühürledi. Ama bu sefer öyle şiirsel, derin, ruhu eriten cinsten ağdalı bir öpücük değildi; tamamen beni susturmak için yapılan, neşeli, kıpır kıpır ve sevgi dolu bir öpücüktü. Dudakları dudaklarımda gezinirken hafifçe güldüğünü, o sıcaklığı hissettim. Ben de dayanamayıp onun o sırıtan ağzına karşılık verdim. Ellerimi boynuna dolayıp onu kendime doğru çektim.
Teoman öpüşmeyi bozmadan yavaşça ellerini belime indirdi ve beni gıdıklamaya başlayınca yataktan bir çığlık koptu.
D: "Teoman dur! Yapma, gıdıklanıyorum diyorum sana! Ya gerdek gecesinde gıdıklamak hangi kitabın hangi maddesinde yazıyor Allah aşkına?!"
T: "Benim kitabımda yazıyor!" diyerek beni altına aldı ve kahkahalarımızın arasında boynuma, köprücük kemiklerime küçük küçük ıslak öpücükler kondurmaya başladı.
O şebek halleri, beni deli eden ama aynı zamanda dünyanın en mutlu kadını yapan o çocuksu enerjisi odanın içini doldurmuştu. Huysuzluğum, inadım, içimdeki o geçmişten kalan korkular... Hepsi onun bu hareketli, hayat dolu oyunlarında eriyip gitti. Genç adam kafasını boynumdan kaldırıp gözlerimin içine muzipçe baktı.
T: "Şimdi soruyorum Deniz kızı, bu kafesten gerçekten şikayetçi miyiz hanımefendi?"
Onun sarı saçlarını karıştırıp yüzünü ellerimin arasına aldım, burnunun ucuna sert bir öpücük bıraktım.
D: "Sadece gardiyanı sen olduğun için katlanıyorum, kıymetini bil."
Teoman’ın gözleri bir kez daha o bildiğim, içi gülen arzuyla parladı. Bu sefer ciddileşti ama o şebek sıcaklığını kaybetmeden beni tekrar kendine çekti. Dışarıda dalgalar kumsala vurmaya devam ediyordu ama içeride, bizim küçük, gürültülü ve eğlenceli dünyamızda fırtına yeni başlıyordu ve bu defa ikimiz de bu fırtınanın içinde kaybolmaktan çok mutluyduk.
Bölüm etkileşimi
