Her yol sana çıkıyor

Vaveyla Yazarı: Betül Kına

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Her yol sana çıkıyor

Kendimi o soğuk suların içine bıraktım zaten boğulmazdım daha doğrusu boğulamazdım gerçek bir deniz kızı gibi yaklaşık 15 dk suyun altında kalabiliyordum
Yazardan
Suyun yüzeyi tenime değdiği an, ruhumu kavuran o alevlerin birden söndüğünü hissettim. Dalgalar beni dibe, o mutlak sessizliğe doğru çekerken gözlerimi kapattım ve kendimi karanın çekim kuvvetinden tamamen özgür bıraktım. Akciğerlerim isyan etmiyordu, boğazımda o ölümcül yanma hissi yoktu; çünkü ben sıradan bir insan değildim. Gerçek bir deniz kızı gibi, bu soğuk ve karanlık krallıkta yaklaşık 15 dakika boyunca nefes almadan, sadece suyun ritmini dinleyerek, onunla bir bütün olarak kalabiliyordum.
Yukarıda, yeryüzünde kopan fırtına, Teoman’ın o zehirli kelimeleri, Akkayalar Koleji’nin üzerimize çöken o ağır kasveti, beşik kertmesi denen o lanet olası bağ... Hepsi suyun yoğunluğunda boğulup gitti. Derine, daha derine indim. Deniz tabanındaki yosunların hafifçe salınışını izledim. Burada sadece suyun uğultusu ve kalbimin yavaşlayan, sakinleşen atışları vardı.
"Keşke seni sevmeseydim," demiştim ona. Dudaklarımdan dökülen en dürüst, en can yakıcı cümleydi bu. Sevgi insanı zayıflatıyordu, ayaklarını yere bağlayıp insanı savunmasız bırakıyordu. Oysa şu an, o karanlık derinlikte tek bir kol hareketiyle süzülürken kendimi hiç olmadığım kadar güçlü, özgür ve bir o kadar da kimsesiz hissediyordum. Karada akıtamadığım, gururuma yediremediğim tüm gözyaşlarımı deniz benden şefkatle çalıyor, acımı kendi tuzunda gizliyordu.
Zamanın nasıl geçtiğini, bu zamansız boşlukta kaç dakika bıraktığımı anlamamıştım. Dip dalgaları saçlarımı yüzümün etrafında bir hare gibi savururken, yukarıya, suyun yüzeyine doğru baktım. Ay ışığı, denizin dalgalı çarşafından süzülüp altımdaki karanlığı parça parça aydınlatıyordu. Artık göğsümdeki o tanıdık baskıyı, ciğerlerimin oksijen diye fısıldayan ilk hafif uyarısını hissetmeye başlamıştım. Gitgide ağırlaşan bedenimi, kuyruğum varmışçasına esnek bir hareketle yukarıya doğru yönlendirdim. 15 dakikalık özgürlüğümün sonuna geliyordum.
Başımı sudan çıkardığımda, yüzüme çarpan sert gece rüzgarıyla ciğerlerime derin, buz gibi bir nefes çektim. Saçlarım omuzlarıma yapışmış, sırılsıklam kıyafetlerim tenime mühürlenmişti. Kıyıya doğru yavaşça, hiç acele etmeden yüzerken, sahildeki o tanıdık silüeti fark ettim.
Teoman gitmemişti.
Kumsalda, dizlerinin üzerine çökmüş bir halde duruyordu. Parmaklarını kumların içine geçirmiş, gözlerini delirmiş, aklını yitirmiş gibi suyun üzerinde gezdiriyordu. Beni gördüğü, sudan yükselen başımı fark ettiği an, yüzündeki o her zamanki kibirli, dünyayı ben yarattım edasındaki ifadeden eser kalmadığını gördüm. Yüzü kireç gibi bembeyazdı. Gözlerinde hayatımda ilk defa gördüğüm saf, katıksız bir dehşet ve çaresizlik vardı. Benim gerçekten geri dönmeyeceğimi, sinir krizine girip kendimi boğduğumu sanmıştı. Onun yüzünden öleceğimi düşünmüştü.
Hızla ayağa kalktı. Bastığı yeri görmeden, paçalarının ıslanmasını, ayakkabılarının suya batmasını zerre umursamadan denize doğru birkaç büyük adım attı. Beline kadar gelen dalgaların arasında bana doğru ilerlerken sesi, az önceki o tehditkar, meydan okuyan tondan fersah fersah uzaktı; resmen titriyordu.
T: "Deniz... Deniz, delirdin mi sen?! Ne yaptığını sanıyorsun sen, delirdin mi?! Aklımı kaçırtacaksın bana, çık şuradan!"
Kıyıya ulaştığımda sudan ağır adımlarla çıktım. Islak saçlarımı tek bir hareketle arkaya doğru savururken gözlerimi onun korkudan irileşmiş gözlerine diktim. Esen sert rüzgara rağmen üşümüyordum bile. Karşısında az önce ağlayan, kırılmış o kız yoktu. Karşısında, onun asla boyunduruk altına alamayacağı, kurallarına hapsedemeyeceği vahşi bir deniz kızı gibi dimdik ayaktaydım.
D: (Sesim buz gibiydi, az önce çıktığım denizin dibinden bile daha soğuk) "Korktun mu Teoman? Gerçekten o kadar kolay öleceğimi mi sandın? Sana söylemiştim... Benim için bittin. Ben bu sudan her zaman çıkarım, bu su benim evim. Ama senin o karanlığından, o yalanlarından asla çıkmayacağım."
Teoman şokun etkisiyle titreyen nefesini dışarı verdi, bana doğru bir adım atıp ellerimi tutmaya çalıştı ama geri çekildim. O kibirli çocuk gitmiş, yerine savunmasız bir çocuk gelmişti.
T: "Deniz, ben... Ben sadece gitmeni istemedim. O kelimeler, o beşik kertmesi... Seni kaybetme düşüncesi bana..."
D: (Sözünü keserek, acımasız bir kararlılıkla) "İstediğin kadar o yüzükten bahset, istediğin kadar o saçma geleneklerin arkasına saklan Teoman. Bu gece o denizin dibinde, o karanlıkta neyi bıraktım biliyor musun? Sana olan aşkımı, sana olan inancımı, kalbimi bıraktım. Karşında duran bu bedeni o kilisede ya da nikahta yanına oturtabilirsin belki, o yüzüğü zorla parmağıma da takabilirsin... Ama ruhumu asla alamayacaksın. Git şimdi, o tek başına kalmış boş yüzükle evlen. Çünkü bu deniz kızı senin kıyına bir daha asla vurmayacak."
Arkamı döndüm ve bu sefer arkamdan gelmesine izin vermeyecek kadar büyük bir asaletle, ayaklarımdan süzülen suları kumsalda bırakarak yürümeye başladım. Teoman ise arkamda, dizlerine kadar gelen denizin içinde, elleri iki yanına düşmüş bir halde, kendi yarattığı enkazı izliyordu.Deniz arkasını dönüp sahilden uzaklaşırken, ayakları altındaki ıslak kumlar her adımda onu biraz daha karanın gerçekliğine çekiyordu. Üşümüyordu; teni denizin o tanıdık soğukluğuna alışkındı ama göğsünün sol tarafında, tam kalbinin üzerinde öyle bir yangın vardı ki, sırılsıklam kıyafetleri bile o ateşi söndürmeye yetmiyordu.
Yalan söylemişti. Hem Teoman’a hem de az önce dibine çöktüğü o devasa karanlık denize yalan söylemişti.
"Sana olan aşkımı o denizin dibinde bıraktım" demişti ama bu kocaman bir yalandı. Aşk, öyle kolayca sökülüp bir kenara atılacak, dalgaların insafına bırakılacak bir şey değildi. Deniz, Teoman’ı hala deli gibi seviyordu. Hatta belki de hayatında hiç kimseyi, hiçbir şeyi sevmediği kadar çok seviyordu. Sorun onun Teoman’ı sevmemesi değil, bu sevgiden ölümüne korkması ve artık ona sevmemesi gerektiğine inanmasıydı.
Çünkü Teoman, onun için hem sığınak hem de uçurum demekti. Birlikte büyüdükleri Akkayalar Koleji’nin koridorlarında, o sert ve acımasız çocuğun arkasındaki yaralı ruhu bir tek Deniz görmüştü. Teoman’ın kimseye göstermediği o zayıf, şefkat arayan yönüne aşık olmuştu. Ama şimdi karşısındaki adam, o yaraları saklamak için etrafına duvarlar örmüş, Deniz’i bile o duvarların ardında ezmeye çalışan bir yabancıya dönüşmüştü. O beşik kertmesi denen lanet gelenek, aralarındaki saf aşkı bir zorunluluğa, bir esarete dönüştürmüştü. Deniz biliyordu ki, eğer şimdi Teoman’a teslim olursa, onun o karanlık girdabında tamamen yok olacaktı. Kendini korumak için, hayatta kalmak için bu aşkı inkar etmek zorundaydı.
Arkasından gelen ayak seslerini duydu. Teoman sudan çıkmış, peşinden koşuyordu. Sesi kumsalda yankılandı.
T: "Deniz! Dur dedim sana, dur!"
Deniz adımlarını hızlandırmaya çalıştı ama sırılsıklam olmuş ağır kıyafetleri buna izin vermiyordu. Teoman birkaç büyük adımla aralarındaki mesafeyi kapattı ve kolundan kavrayarak onu kendi ekseni etrafında döndürdü. İkisi de nefes nefeseydi. Teoman’ın saçlarından damlayan deniz suları yüzüne yayılmıştı ama gözlerindeki o az önceki dehşet, yerini yeniden bir çaresizliğe bırakmıştı.
T: "Gözlerimin içine bakarak söyle," dedi Teoman, sesi rüzgarda titriyordu. "Oraya, o suyun altına beni silmek için mi girdin? Gerçekten bitti mi Deniz? Tek bir kalemde, bunca yılı, birbirimize verdiğimiz o sözleri nasıl yok sayarsın?"
Deniz, Teoman’ın gözlerindeki o tanıdık parıltıyı gördüğünde içinin titrediğini hissetti. O gözlere saatlerce bakabilir, o kolların arasında dünyayı unutabilirdi. Kalbi "Ona sarıl, her şeyin geçeceğini söyle" diye yalvarırken, mantığı buz gibi bir duvar gibi araya girdi. Sevgisi bir hastalıktı ve bu hastalığı iyileştirmenin tek yolu onu kesip atmaktı.
D: "Sözler mi?" dedi, sesinin titrememesi için büyük bir çaba sarf ederek. "Hangi sözlerden bahsediyorsun Teoman? Bizim doğduğumuz gün büyüklerimizin bizim adımıza verdiği o bencil kararlardan mı? Sen bana aşık değilsin. Sen sadece çocukluğundan beri sana ait olduğu söylenen bir oyuncağı kaybetmekten korkuyorsun. Senin sevgin mülkiyet duygusundan başka bir şey değil."
Bu sözler Teoman’ın yüzüne bir tokat gibi çarptı. Kolundaki parmakları gevşedi ama onu bırakmadı. Gözlerinde derin bir kırgınlık belirdi.
T: "Bana oyuncak muamelesi yapma! Ben seni..." Duraksadı, yutkundu. O büyük, kibirli Teoman ilk defa kelimelerini seçmekte zorlanıyordu. "Ben seni kaybetmekten korkuyorum çünkü sen benim bu dünyadaki tek dayanağımsın Deniz. Eğer sen gidersen, ben o karanlığın içinde tamamen kaybolurum. Bunu görmüyor musun?"
Deniz’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü, hemen ardından denizin tuzuyla karıştı. Teoman’ın bu itirafı, kalbine saplanan en keskin bıçaktı. Ben de seni kaybetmekten korkuyorum diye bağırmak istedi içinden. Ben de seninle o karanlığa gömülmek istiyorum. Ama yapamazdı. Teoman’ı kurtarmaya çalışırken kendisinin de boğulacağını çok iyi biliyordu. Gerçek bir deniz kızı suyun altında nefes alabilirdi ama Teoman’ın sevgisinin yarattığı o zehirli havada boğulurdu.
D: "Ben kimsenin kurtarıcısı değilim, Teoman. Kendini kurtarmak istiyorsan bunu tek başına yapmalısın. Beni o beşik kertmesiyle, o zorunlulukla zincirleyerek yanına çekemezsin. Ben seni sevdikçe kendimi kaybediyorum. Seni her affettiğimde, kendime ihanet ediyorum. Anlamıyor musun? Biz birbirimiz için zehiriz."
Teoman elini tamamen çekti. Yüzünde acı dolu bir kabulleniş belirdi ama bu kabullenişin altında hala o inatçı kor yanıyordu.
T: "Zehir olsak bile, panzehirimiz yine birbirimiziz Deniz. İstediğin kadar kaç, istediğin kadar benden nefret ettiğini söyle. Ben senin o gözlerindeki yalanı görebiliyorum. Sen beni hala seviyorsun. Beni cezalandırmak için kendini bu aşktan mahrum bırakıyorsun."
Deniz arkasını döndü, bu sefer tek bir kelime bile etmedi. Teoman’ın haklı olması canını her şeyden çok yakıyordu. Haklıydı; Deniz onu canından çok seviyordu ama bu aşkın onları felakete sürükleyeceğine olan inancı, sevgisinden daha baskındı.
Kolejin yatakhanesine doğru yürürken, içindeki o iki farklı sesin savaşını dinledi. Biri "Dön ve ona sarıl" diyordu, diğeri ise "Yürü ve arkana bakma, çünkü bu aşk senin sonun olacak." Deniz ikinci sesi seçti. Kendini kurtarmak için, belki de Teoman’ı da o bencil sevgisinden özgür bırakmak için bu yalanı sonsuza kadar sürdürmeye kararlıydı. O, karaya ait olmayan bir deniz kızıydı ve fırtınalı denizler, ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, asla güvenli bir liman olamazlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

192okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18