5. bölüm / 7
Küller ve TaçlarBölüm 4— Savaşın Gölgesinde
Bölümler 7Şu an: Bölüm 4— Savaşın Gölgesinde
- 1 Giriş2.408 kelime
- 2 Bölüm 1 Kader Gecesi2.574 kelime
- 3 Bölüm 2 Büyük Temizlik1.602 kelime
- 4 Bölüm 3 — Küllerden Önce2.090 kelime
- 5 Bölüm 4— Savaşın Gölgesinde1.089 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM 5 : İKİ KRALLIĞIN BAĞI1.095 kelime
- 7 BÖLÜM 6 : GÜVENİN İLK ADIMLARI1.055 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Solarya ile Asterya arasındaki savaş yeniden alevleneli aylar olmuştu.
Cephelerden gelen haberler artık saraylarda bile fısıltıyla konuşuluyordu.
Her gün yeni yaralılar dönüyor, bazı günler ise geri dönenlerin sayısı hiç olmuyordu.
Asterya'nın köylerinde eskiden kalabalık olan meydanlar sessizleşmişti. Evlerin önünde bekleyen kadınların gözleri sürekli yollardaydı.
Çünkü erkeklerin büyük bir kısmı savaşa gönderilmişti.
Tarlalarda çalışanların sayısı azalmış, atölyelerde çekiç sesleri seyrekleşmişti.
Çocuklar babalarının ne zaman döneceğini soruyor, çoğu zaman cevap alamıyordu.
Savaş yalnızca cephede yaşanmıyordu.
Asterya'nın tamamı savaşın ağırlığını taşıyordu.
Sekiz büyük lordluğun tamamı asker göndermişti.
Zyvaris ağır zırhlı birliklerinin büyük kısmını cepheye yollamıştı. Kalede kalan askerler ise sınırları korumak için yeterli miydi, kimse emin değildi.
Khaeron'dan şövalyeler ve muhafızlar ayrılmış, geride sarayları ve toprakları koruyacak çok daha küçük bir birlik kalmıştı.
Veyrak hızlı süvarileriyle savaşın en önemli geçiş noktalarından birini tutuyordu. Bu yüzden kayıpları diğer lordluklardan daha ağırdı.
Nyzara yaralı askerlerin tedavisi için şifacılarını göndermişti. Fakat savaş uzadıkça onların da sayısı azalmaya başlamıştı.
Tharven atlarını, yiyeceklerini ve askerlerini kraliyete vermeye devam ediyordu.
Zareth'in ağır piyadeleri cephedeydi.
Kaivor şifalı bitkileri ve iksirleri göndermeye devam etse de artık ellerindeki kaynaklar tükenmeye başlıyordu.
Drazan ise sınır savaşçılarını ve süvarilerini kaybediyordu.
Sekiz lordlukta da aynı sorun vardı:
Erkek nüfus giderek azalıyordu.
Savaşın başında asker göndermek bir görevdi.
Artık ise bazı aileler evlerinden son oğullarını bile uğurluyordu.
Asterya yoruluyordu.
Hem de hiç olmadığı kadar.
---
Asterya'nın başkentindeki saray ise dışarıdan hâlâ ihtişamlı görünüyordu.
Yüksek kulelerinde Asterya sancakları dalgalanıyor, muhafızlar koridorlarda nöbet tutuyordu.
Fakat sarayın içinde huzur kalmamıştı.
Kral Varkhan günlerdir doğru düzgün uyumuyordu.
Önündeki masada savaş raporları vardı.
Birinin üzerinde kuzey cephesindeki kayıplar yazıyordu.
Diğerinde erzak sıkıntısı.
Bir başka raporda ise lordluklardan gelen asker sayılarının artık eskisi kadar yüksek olmadığı belirtiliyordu.
Varkhan gözlerini kapattı.
Savaşın bitmesini istiyordu.
Ama savaşın nasıl biteceğini bilmiyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Varkhan başını kaldırdı.
İçeri kardeşi Prens Kyran girdi.
Kyran'ın yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.
“Majesteleri.”
Varkhan ona baktı.
“Yine mi resmiyet?”
Kyran hafifçe gülümsedi.
“Bazen saray duvarlarının kulağı vardır, ağabey.”
Varkhan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Burada yalnızız.”
“Bundan emin misin?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Varkhan sandalyesine yaslandı.
“Kyran…”
“Evet?”
“Bu savaşın böyle devam edemeyeceğini biliyorsun.”
Kyran cevap vermedi.
Varkhan devam etti.
“Lordluklardan gelen asker sayıları düşüyor. Halk yoruldu. Hazine zorlanıyor. Daha ne kadar devam edeceğiz?”
Kyran masadaki raporlara baktı.
“Solarya geri çekilmediği sürece savaş devam eder.”
“Peki ya barış?”
Kyran'ın gözleri Varkhan'a döndü.
“Barış mı istiyorsun?”
Varkhan bir süre kardeşine baktı.
“Krallığımı ayakta tutmak istiyorum.”
Kyran başını eğdi.
“Bazen ikisi aynı şey değildir.”
---
🐍 Saraydaki entrikalar
Kyran ağabeyini gerçekten seviyordu.
Çocukluklarından beri Varkhan onun için yalnızca kral değil, ağabeyiydi.
Onun ölmesini istemiyordu.
Tahtı ele geçirmek için bir suikast planlamıyordu.
Ama içinde yıllardır sakladığı başka bir gerçek vardı.
Tahtı istiyordu.
Bir gün Asterya'nın kralı olmayı hayal ediyordu.
Ve bu arzudan utanmıyordu.
Varkhan'ın kötü bir kral olduğunu düşünmüyordu.
Tam tersine, ağabeyinin iyi bir kral olduğuna inanıyordu.
Ama bazen insan sevdiği kişinin sahip olduğu şeyi kendisi de isteyebilirdi.
Kyran bunun farkındaydı.
Bu yüzden doğrudan harekete geçmek yerine bekliyordu.
Saraydaki soyluların kimlerden yana olduğunu öğreniyor, hangi ailelerin savaştan bıktığını, hangilerinin barış istediğini, hangilerinin ise savaşın devam etmesinden kazanç sağladığını sessizce takip ediyordu.
Bazen bir soylunun kulağına tek bir cümle fısıldıyordu.
Bazen başka birinin fikrini değiştirecek bir bilgi gönderiyordu.
Kimse onun ne yaptığını tam olarak anlayamıyordu.
Kyran'ın amacı şimdilik tahtı almak değildi.
Tahtın ona ne zaman ihtiyaç duyacağını görmekti.
Saraydaki gerilim yalnızca Kyran'la sınırlı değildi.
Varkhan'ın oğlu Aren artık yirmi altı yaşındaydı.
Asterya'nın gelecekteki kralı olması bekleniyordu.
Ancak savaş onu da değiştirmişti.
Cepheden gelen her haber Aren' i daha sert hâle getiriyordu.
Bir akşam babasının yanına geldi.
“Baba.”
Varkhan başını kaldırdı.
“Cepheden haber geldi.”
Aren 'in yüzündeki ifade Varkhan'ın içini sıkıştırdı.
“Kaç kişi?”
Aren cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.
“Çok fazla.”
Varkhan gözlerini kapattı.
Aren masanın üzerindeki haritaya baktı.
“Bu savaş artık yalnızca toprak meselesi değil.”
“Ne demek istiyorsun?”
“İki krallık da geri adım atarsa zayıf görünecek.”
Varkhan oğluna baktı.
“Ve sen ne öneriyorsun?”
Aren'in cevabı gecikmedi.
“Savaşmaya devam etmek.”
Varkhan derin bir nefes aldı.
Aren'in söyledikleri kulağa mantıklı geliyordu.
Ama kralın gördüğü başka bir şey vardı.
Yorgunluk.
Oğlunun gözlerinde bile.
Sarayın başka bir bölümünde ise Prenses Lysandra sessizce pencerenin önünde duruyordu.
Yirmi üç yaşındaydı.
Savaş haberlerini her gün duyuyordu.
Ve her gün biraz daha fazla korkuyordu.
Asterya'nın geleceğini düşünüyordu.
Ağabeyi Aren cepheye gitmek istiyordu.
Babası savaşın altında eziliyordu.
Amcası Kyran saraydaki dengeleri değiştiriyordu.
Soylular birbirlerine güvenmiyordu.
Lysandra bütün bunların ortasında kendisine ait bir çıkış yolu olmadığını hissediyordu.
Yanında yalnızca en yakınlarından biri olan Elvan vardı.
Elvan sessizce ona baktı.
“Yine mi cephe raporlarını okuyorsun?”
Lysandra elindeki kâğıdı katladı.
“Her gün daha kötü.”
“Biliyorum.”
“Hayır.” Lysandra başını salladı. “Bilmiyorsun.”
Elvan ona yaklaştı.
“Ne düşünüyorsun?”
Lysandra pencerenin dışındaki başkente baktı.
“Bir gün bu savaşın bitmesi gerekiyor.”
Elvan cevap vermedi.
Çünkü ikisi de bunun ne kadar uzak bir ihtimal olduğunu biliyordu.
⚔️ Fırtına Kıranlar
O gün saraya bir haber daha ulaştı.
Fırtına Kıranlar ağır kayıplar vermişti.
Asterya'nın büyü konusunda en gelişmiş birliklerinden biri olan özel ordu, savaşın en tehlikeli bölgelerine gönderilmişti.
Büyücülerin bir kısmı geri dönememişti.
Bu haber sarayda büyük bir sessizlik yarattı.
Varkhan raporu elinde uzun süre tuttu.
Sonra başını kaldırdı.
“Gece Ordusu da ağır kayıp vermiş.”
Aren başını salladı.
“Evet.”
İki özel ordunun da zarar görmesi artık savaşın eskisi gibi olmadığını gösteriyordu.
Bu, sıradan bir sınır savaşı değildi.
İki krallık da güçlerinin en seçkin birliklerini kaybediyordu.
Ve buna rağmen hiçbiri geri çekilmiyordu.
Günler sonra sarayda yeni bir fikir ortaya atıldı.
Savaş artık yalnızca kılıçlarla bitirilemeyecekti.
Evlilikler ve ittifaklar da kullanılabilirdi.
Asterya ile Solarya arasındaki düşmanlığın ortasında iki kraliyet ailesini birbirine bağlayacak bir evlilik düşüncesi ortaya çıktı.
Varkhan'ın kızı Lysandra...
Solarya'nın prensi Alistair.
Bu fikir ilk ortaya atıldığında saraydaki herkes sessiz kaldı.
Çünkü bu yalnızca bir evlilik değildi.
İki düşman krallık arasında yeni bir bağ kurulması anlamına geliyordu.
Lysandra haberi öğrendiğinde uzun süre konuşmadı.
Elvan ona baktı.
“Ne düşünüyorsun?”
Lysandra gözlerini kapattı.
“Bilmiyorum.”
Sonra pencereye döndü.
“Belki de bu savaşın bitmesi için bir yol olabilir.”
Birkaç gün sonra karar kesinleşti.
Lysandra, Asterya'dan ayrılacaktı.
Yanında en güvendiği kişi Elvan olacaktı.
Bir gemi onları Solarya'ya götürecekti.
Liman sabahın erken saatlerinde kalabalıktı.
Lysandra gemiye binmeden önce arkasına döndü.
Asterya'nın sancakları rüzgârda dalgalanıyordu.
Bu topraklarda doğmuştu.
Ailesini burada bırakıyordu.
Ve nereye gittiğini tam olarak bilmiyordu.
Elvan yanına geldi.
“Hazır mısın?”
Lysandra denize baktı.
“Hayır.”
Elvan hafifçe gülümsedi.
“Ben de değilim.”
Lysandra son kez Asterya'ya baktı.
Sonra gemiye adım attı.
Gemi yavaşça limandan ayrıldı.
Asterya'nın kıyıları geride kalırken Lysandra'nın gözleri hâlâ ufuktaydı.
Karşısında ise başka bir krallık vardı.
Solarya.
Ve orada, hayatını sonsuza kadar değiştirecek adamı görecekti.
Alistair'i.
Gemi uzaklaşırken Lysandra'nın bilmediği tek şey şuydu:
Bu yolculuk yalnızca iki insanı birbirine yaklaştırmayacaktı.
İki krallığın kaderini de değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
