Küller ve Taçlar kitap kapağı

2. bölüm / 7

Küller ve Taçlar

Bölüm 1 Kader Gecesi

Vaveyla Yazarı: KOYU MAVİ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 1 Kader Gecesi

Bazı hikâyeler bir savaşla başlamaz.

Bazıları tek bir gecede başlar.

Bir çocuğun dünyaya geldiği, bir ailenin parçalandığı ve bir krallığın farkında olmadan kendi sonunu hazırladığı tek bir gecede...

Ben Soléné.

Solarya'nın kraliçesiyim.

Güneşin altında, aydınlık ile karanlığın savaşında, o kader gecesinde doğdum. Küllerin arasında büyüdüm.

Solarya'nın en karanlık günlerini gördüm. Bir zamanlar herkesin hayran olduğu o güzel krallığın nasıl bir harabeye dönüştüğüne ve küllerinden yeniden nasıl ayağa kalktığına tanıklık ettim.

Ama bu yalnızca benim hikâyem değil.

Bu; tahtını kaybeden kralların, savaşmayı seçen lordların, kehanetlerin peşinden giden büyücülerin, birbirine düşman olan hanedanların ve kendi kaderine karşı koymaya çalışan insanların hikâyesi.

Ben Soléné.

Solarya'nın kraliçesi.

Ve bu, benim hikâyem.

19 yıl önce

Gece, Solarya'nın üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü.

Ay, gökyüzünü kaplayan kalın bulutların ardında kaybolmuştu. Yıldızların hiçbiri görünmüyordu. Savaş meydanından yükselen dumanlar göğe kadar uzanıyor; uzaktaki tepeleri, ormanları ve vadileri karanlık bir sisin içinde bırakıyordu.

Fakat gecenin içinde sessizlik yoktu.

Kılıçların birbirine çarpması, savaş borularının uğultusu, atların kişnemeleri ve askerlerin çığlıkları birbirine karışıyordu. Toprak, saatlerdir süren savaşın altında ezilmişti. Çamura karışan kan, askerlerin ayakları altında koyu izler bırakıyordu.

Solarya'nın altın güneş işlemeli sancakları rüzgârda dalgalanıyordu.

Karşılarında ise siyah sancaklar yükseliyordu.

O sancakların altında savaşanların birçoğu bir zamanlar Solarya'nın askerleriydi.

Ama artık başka bir yemine bağlıydılar.

Caedren Valente'nin yemini.

Savaş meydanının gerisindeki yüksek tepelerden birinde Kral Alistair atının üzerinde duruyordu.

Üzerindeki zırhın bazı yerleri çizilmiş, omzundaki pelerin çamur ve kanla lekelenmişti. Yüzünde saatlerdir süren savaşın yorgunluğu vardı.

Ama gözlerinde korku yoktu.

Yanında kraliyet ordusunun komutanları bekliyordu.

Komutanlardan biri yaklaşarak başını eğdi.

"Majesteleri."

Alistair gözlerini karşıdaki siyah sancaklardan ayırmadı.

"Ne kadar askerimiz kaldı?"

Komutan kısa bir süre tereddüt etti.

"Yaklaşık on iki bin, majesteleri."

Alistair'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

"Caedren'in?"

"Bizden biraz daha fazla."

Alistair derin bir nefes aldı.

Karşı tepede, siyah sancakların arasında duran kişiye baktı.

Caedren.

Ağabeyi.

Bir zamanlar aynı sarayın koridorlarında birlikte koştuğu çocuk.

Bir zamanlar eline tahta kılıç verip ona nasıl savaşacağını öğreten kişi.

Bir zamanlar onu her şeyden koruyacağına söz veren ağabeyi.

Şimdi Solarya'nın karşısında duruyordu.

Ve Alistair'in sahip olduğu tahtı almak için kendi ordusunu kurmuştu.

Alistair'in sesi alçaldı.

"Bu gece bitecek."

Komutan ona baktı.

"Majesteleri..."

Alistair başını çevirdi.

"Ne?"

"Bu savaşı kazanmak zorundayız."

Alistair yeniden Caedren'e baktı.

"Hayır."

Bir an sustu.

"Bu gece sadece savaşı kazanmak yetmeyecek bu savaş birimizden biri ölene kadar..."

Komutan anlamamıştı.

"Bu savaşı kazanmak yetmez bu iki başlılığa bir son verelim"

Alistair bir şey söylemedi.

Çünkü karşı tepede Caedren kılıcını kaldırmıştı.

Savaş yeniden başlayacaktı.

---

Savaş meydanının diğer tarafında Caedren de aynı manzarayı izliyordu.

Siyah zırhının üzerinde savaşın izleri vardı. Kılıcının ucundan kan damlıyordu.

Ama o da savaş meydanına değil, karşı tepede duran tek bir kişiye bakıyordu.

Alistair.

Küçük kardeşi.

Ama artık yalnızca kardeşi değildi.

Solarya'nın kralıydı.

Caedren'in yıllar önce kendisine ait olduğuna inandığı tahtın sahibiydi.

Caedren'in arkasındaki komutanlardan biri yaklaştı.

"Prensim."

Caedren gözlerini Alistair'den ayırmadı.

"Konuş."

"Solarya ordusu yeniden saldırıya hazırlanıyor."

"Beklesinler."

"Emriniz?"

Caedren elini kaldırdı.

"Henüz değil."

Komutan geri çekildi.

Caedren yalnız kaldığında gözlerini kısa bir süre kapattı.

Bir anlığına savaş meydanı yok oldu.

Yerine yıllar önceki bir görüntü geldi.

Sarayın bahçesi.

Güneşli bir gün.

İki çocuk.

Biri elinde tahta bir kılıç tutuyordu.

Alistair kahkahalarla gülüyordu.

"Tekrar!"

Caedren başını iki yana sallıyordu.

"Yeter artık."

"Kaybettin."

"Bilerek kaybettim."

"Hayır, kaybettin."

İki kardeşin kahkahaları bahçeyi dolduruyordu.

Caedren gözlerini açtı.

Görüntü kayboldu.

Yerine savaş meydanı geldi.

Alistair artık çocuk değildi.

O artık kraldı.

Ve Caedren'in gözünde onun sahip olduğu taht, yıllar önce kendisinden alınmıştı.

Kılıcının kabzasını sıktı.

"Bu gece."

diye fısıldadı.

"Bu gece bitecek."

---

Aynı saatlerde, savaş meydanından çok uzakta, Elyzara Sarayı'nın yüksek kulelerinde rüzgâr esiyordu.

Saray her zamankinden daha sessizdi.

Normalde koridorlarda hizmetkârların ayak sesleri, soyluların konuşmaları ve muhafızların nöbet değişimleri duyulurdu.

O gece ise herkes savaşın sonucunu bekliyordu.

Kraliçe Vera, sarayın üst katındaki uzun koridorda ileri geri yürüyordu.

Yanında kızı Amara vardı.

Amara annesinin yüzüne baktı.

"Anne..."

Vera durdu.

"Ne oldu?"

"Abimden haber geldi mi?"

Vera'nın yüzü sertleşti.

"Hayır."

Vera bir an sustu.

"Henüz haber yok."

Amara başını eğdi.

"Bu savaş ne zaman bitecek?"

Vera cevap vermedi.

Koridorun sonundaki pencereden dışarı baktı.

Uzaklarda gökyüzü karanlıktı.

Savaş meydanından yükselen dumanlar gecenin içine karışıyordu.

Amara annesine yaklaştı.

"Ya Alistair..."

Vera hemen döndü.

"Öyle düşünme."

"Ama..."

"Alistair kral."

Vera'nın sesi kesin ve soğuktu.

"O kolay kolay teslim olmaz."

Amara annesine baktı.

Bu söz onu rahatlatmaya çalışsa da içindeki korkuyu silememişti.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan hızlı ayak sesleri duyuldu.

Bir hizmetkâr koşarak geldi.

"Kraliçem!"

Vera döndü.

"Ne oldu?"

Hizmetkâr nefes nefeseydi.

"Kraliçe Lysandra'nın odalarına kimseyi almıyorlar."

Vera kaşlarını çattı.

"Ne demek kimseyi almıyorlar?"

"Elvan içeride."

"Elvan mı?"

"Evet, kraliçem."

Vera birkaç saniye sessiz kaldı.

"Lysandra neden odasına kapanmış?"

Hizmetkâr cevap vermekte zorlandı.

"Ben... bilmiyorum."

Vera Amara'ya baktı.

"Benimle gel."

---

Lysandra'nın odasında ise bambaşka bir savaş yaşanıyordu.

Kraliçe Lysandra yatağın kenarında oturuyordu.

Yüzü solgundu.

Bir eli karnındaydı. Diğer eli yatağın kenarına sıkıca tutunuyordu.

Elvan onun yanında diz çökmüş, endişeyle yüzüne bakıyordu.

"Majesteleri..."

Lysandra gözlerini kapattı.

"Biraz daha..."

Elvan onun elini tuttu.

"Hekimleri çağırayım."

"Hayır."

"Ama..."

"Hayır, Elvan."

Lysandra derin bir nefes aldı.

Elvan artık gerçeği anlamıştı.

"Doğum başladı."

Lysandra gözlerini açtı.

"Kimse bilmemeli."

Elvan şaşkınlıkla ona baktı.

"Majesteleri, bu mümkün değil."

"Vera'nın bilmesini istemiyorum."

"Fakat..."

"Elvan."

Lysandra'nın sesi kararlıydı.

"Kimseye haber verme."

Elvan başını eğdi.

"Emredersiniz."

Lysandra gözlerini kapattı.

Bir süre sonra yeniden acı bastı.

Elvan onun elini daha sıkı tuttu.

"Dayanın."

Lysandra dişlerini sıktı.

Sonra başını pencereye çevirdi.

Savaşın olduğu yönü göremiyordu.

Ama kalbi oradaydı.

Alistair.

Kocası.

Solarya'nın kralı.

Savaş meydanında, ağabeyi Caedren'in karşısındaydı.

Lysandra gözlerini kapattı.

"Ne olur..."

Elvan ona baktı.

"Majesteleri?"

Lysandra çok alçak sesle konuştu.

"Alistair geri dönsün."

---

Savaş meydanında gece daha da kararmıştı.

Bir savaş borusu çaldı.

Alistair atını ileri sürdü.

"İleri!"

Solarya askerleri aynı anda harekete geçti.

Karşı tarafta Caedren kılıcını kaldırdı.

"Şimdi!"

İki ordu yeniden birbirine çarptı.

Kılıçlar havada parladı.

Atlar ileri atıldı.

Oklar gökyüzünü kapladı.

Alistair'in yanında savaşan askerlerden biri yere düştü.

Alistair atından indi.

Önüne çıkan ilk askerin saldırısını savuşturdu.

İkinci saldırıyı kılıcıyla karşıladı.

Üçüncü bir asker üzerine atıldığında onu geri itti.

"Majesteleri!"

Alistair arkasını döndü.

"Ne?"

"Sol kanadımız!"

Alistair baktı.

Solarya'nın sol kanadı geri çekiliyordu.

"Komutanı çağırın!"

"Emredersiniz!"

Alistair kılıcını kaldırdı.

"Kimse geri çekilmeyecek!"

Sesi savaş meydanında yankılandı.

"Bu gece Solarya düşmeyecek!"

---

Lysandra yeniden acıyla kıvrıldı.

Elvan onun elini tuttu.

"Dayanın."

Lysandra nefes almakta zorlanıyordu.

"Elvan..."

"Buradayım."

"Bir şey olursa..."

"Bir şey olmayacak."

Lysandra başını iki yana salladı.

"Dinle beni."

Elvan sustu.

"Ne olursa olsun çocuğumu koruyacaksın."

Elvan'ın gözleri doldu.

"Majesteleri..."

"Elvan."

"Emredin."

Lysandra'nın sesi titriyordu.

"Bu çocuk..."

Bir an durdu.

"...çok önemli."

Elvan başını salladı.

"Onu koruyacağım."

---

Koridorun dışında Vera ve Amara bekliyordu.

Vera kapıya yaklaşmıştı.

Tam kapıyı açacakken içeriden Elvan'ın sesi duyuldu.

"Majesteleri, biraz daha!"

Vera'nın yüzü değişti.

"Doğum mu?"

Amara'nın gözleri büyüdü.

"Anne..."

Vera kapıya uzandı.

Ama içeriden Elvan'ın sesi geldi.

"Kimse içeri girmesin!"

Vera öfkelendi.

"Ben Kraliçe Vera'yım!"

Kapının arkasından Elvan cevap verdi.

"Üzgünüm, majesteleri. Kraliçe Lysandra'nın emri."

Vera dişlerini sıktı.

Amara annesinin koluna dokundu.

"Anne, bırak."

Vera ona baktı.

"Ne?"

"Şu anda kavga etmenin zamanı değil."

Vera birkaç saniye düşündü.

Sonra geri çekildi.

"Bekleyeceğiz."

---

Saatler geçti.

Savaş hâlâ devam ediyordu.

Ama artık iki taraf da ilk gücünün çok gerisindeydi.

Alistair'in zırhı kana bulanmıştı.

Caedren'in yüzünde derin bir kesik vardı.

İki kardeş yeniden karşı karşıya geldi.

Caedren kılıcını kaldırdı.

Alistair karşılık verdi.

İlk darbe.

İkinci darbe.

Üçüncü darbe.

Caedren bir an durdu.

Alistair'in gözlerine baktı.

"Son kez soruyorum."

Alistair nefes nefeseydi.

"Ne?"

"Tahttan çekil."

Alistair başını iki yana salladı.

"Senin için bunu yapmayacağım."

"Benim için değil."

Caedren'in sesi soğudu.

"Benim hakkım için."

Alistair kılıcını kaldırdı.

"Bu taht artık benim.Sen benim hakkımı elimden aldım."

Caedren'in gözleri öfkeyle karardı.

"Senin olmamalıydı."

Alistair ona baktı.

"Sen kral olmayı hak ettiğini düşünüyorsun."

"Çünkü hak ediyorum."

"Hayır."

Alistair'in sesi sertleşti.

"Sen yalnızca onu almak istiyorsun."

Bu cümle Caedren'i bir anlığına sessiz bıraktı.

Sonra gözlerindeki öfke yeniden alevlendi.

İki kardeş aynı anda birbirlerine saldırdı.

Kılıçlar yeniden çarpıştı.

Caedren bir adım geri çekildi.

Alistair saldırdı.

Caedren savuşturdu.

Bir anlık boşluk oluştu.

Caedren kılıcını çevirdi.

Alistair'in savunması açıldı.

Kılıç göğsüne saplandı.

Alistair olduğu yerde kaldı.

Caedren'in gözleri büyüdü.

Alistair kılıcına baktı.

Sonra başını kaldırıp kardeşine baktı.

Caedren'in yüzündeki öfke bir anlığına kayboldu.

Yerine yıllardır görmediği o eski kardeşinin yüzü geldi.

"Caedren..."

Alistair'in sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Sonra dizlerinin üzerine çöktü.

Ve yere yığıldı.

Kral Alistair öldü.

Savaş meydanında bir anlığına sessizlik oldu.

Ardından Caedren'in askerlerinden yükselen çığlıklar geceyi doldurdu.

"Kral Caedren!"

"Kral Caedren!"

"Tahtın asıl sahibi kazandı !"

Caedren kılıcına baktı.

Elindeki kan kardeşine aitti.

Ama artık geri dönüş yoktu.

Kılıcını kaldırdı.

"İleri."

Siyah sancaklar yeniden hareket etti.

Bu kez hedefleri savaş meydanı değildi.

Elyzara'ydı.

---

Lysandra son kez acıyla kıvrıldı.

Elvan onun elini tuttu.

"Majesteleri..."

Lysandra gözlerini kapattı.

Bir çığlık yükseldi.

Sonra...

Sessizlik.

Birkaç saniye sonra odada bir bebek ağlaması duyuldu.

İnce, küçük ama güçlü bir ses.

Elvan'ın yüzündeki korku bir anda şaşkınlığa dönüştü.

Bebeği kucağına aldı.

"Bir kız."

Lysandra gözlerini açtı.

"Kızım..."

Elvan bebeği ona uzattı.

Lysandra titreyen kollarıyla bebeğini kucağına aldı.

Minik kızın yüzüne baktı.

Küçük elleri yumruk olmuştu.

Gözleri henüz tam açılmamıştı.

Lysandra parmağını bebeğin yanağına dokundurdu.

"Hoş geldin..."

Bebek hafifçe kıpırdadı.

Lysandra ağlayarak gülümsedi.

"Benim güzel kızım."

Elvan gözyaşlarını sildi.

"Adı ne olacak?"

Lysandra bebeğine baktı.

Bir süre düşündü.

Sonra fısıldadı:

"Soléné."

Elvan gülümsedi.

"Soléné..."

Lysandra başını salladı.

"Onun adı Soléné."

Tam o anda...

Koridorun dışından koşan ayak sesleri duyuldu.

Bir muhafız bağırıyordu.

"Kraliçem!"

Vera ayağa kalktı.

"Ne oldu?"

Muhafız nefes nefeseydi.

"Majesteleri..."

Vera'nın yüzü gerildi.

"Konuş."

Muhafızın gözleri doldu.

"Kral Alistair..."

Amara bir adım öne çıktı.

" Abim ?"

Muhafız başını eğdi.

"Majesteleri... Kral Alistair savaş meydanında hayatını kaybetti."

Koridorda sessizlik oldu.

Amara'nın yüzü bembeyaz kesildi.

Vera hiçbir şey söyleyemedi.

Oğlu.

Kral.

Artık yoktu.

Amara annesine sarıldı.

Vera birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.

Ve kapının ardında Lysandra, yeni doğan kızını kucağında tutuyordu.

Henüz hiçbir şeyden haberi yoktu.

Elvan ise koridordaki sessizliği duydu.

Lysandra ona baktı.

"Ne oldu?"

Elvan cevap veremedi.

Lysandra'nın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.

"Elvan."

Elvan gözyaşlarını tutamadı.

"Majesteleri..."

Lysandra'nın gözleri doldu.

"Alistair..."

Elvan başını eğdi.

Lysandra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra bebeğine baktı.

Soléné'nin yüzüne.

Ve dışarıdan başka bir ses duyuldu.

Bu kez çok daha yakındı.

"Saray kapıları!"

Ardından başka bir bağırış:

"Batı kapısı düştü!"

Bir muhafızın sesi daha yükseldi.

"Caedren'in ordusu saraya ulaştı!"

Lysandra'nın gözleri büyüdü.

Elvan ona baktı.

İkisinin de yüzünde aynı korku vardı.

Lysandra Soléné'yi göğsüne bastırdı.

Artık zaman kalmamıştı.

"Elvan."

"Buradayım."

"Kapıyı kilitle."

Elvan hemen kapıya koştu ve kilitledi.

Lysandra yatağın yanındaki küçük sandığı işaret etti.

"Onu aç."

Elvan sandığı açtı.

İçinde birkaç parça mücevher, biraz para ve küçük bir hançer vardı.

"Parayı al."

"Majesteleri..."

"Ne kadar varsa."

Elvan paraları bir keseye doldurdu.

Lysandra boynundaki kolyeyi çıkardı.

Kolye, küçük bir güneş ve yıldız motifinin birleşiminden oluşuyordu.

Elvan kolyeyi görünce durdu.

"Bu sizin..."

"Artık önemli değil."

Lysandra kolyeyi onun avucuna bıraktı.

"Bunu satmak zorunda kalırsan sat."

Elvan'ın gözleri doldu.

Lysandra Soléné'ye baktı.

"Onun yaşaması önemli."

Dışarıdan metal sesleri geliyordu.

Bir şey kapıya çarptı.

Elvan irkildi.

Lysandra bebeğini göğsüne bastırdı.

Sonra Elvan'a baktı.

"Sen gideceksin."

Elvan'ın yüzü değişti.

"Majesteleri?"

"Sen ve Soléné."

"Hayır."

Elvan başını iki yana salladı.

"Ben sizi bırakmam."

Lysandra ona baktı.

"Gitmelisin."

"Sizi burada bırakamam."

"Elvan."

Lysandra Soléné'yi yavaşça Elvan'ın kollarına bıraktı.

Elvan bebeği tuttuğu anda ne olduğunu anladı.

Lysandra'nın kolları boş kaldı.

Bir an boyunca yalnızca Soléné'ye baktı.

Sonra gözlerini Elvan'a çevirdi.

"Bu çocuk bizim son umudumuz."

Elvan'ın dudakları titredi.

"Majesteleri..."

"Onu buradan götür."

Lysandra'nın sesi fısıltıya dönüştü.

"Onu koru."

Elvan gözyaşlarının arasından başını salladı.

"Koruyacağım."

"Ne olursa olsun."

"Ne olursa olsun."

"Kim olduğunu kimseye söyleme."

Elvan bebeğe baktı.

"Ya bir gün sorarsa?"

Lysandra'nın gözleri doldu.

"O gün geldiğinde..."

Bir an durdu.

"...ona gerçeği anlat."

Elvan ağlamaya başladı.

"Ya siz?"

Lysandra cevap vermedi.

Elvan sorusunu tekrarladı.

"Ya siz, majesteleri?"

Lysandra uzun süre sessiz kaldı.

Sonunda Soléné'ye baktı.

"Ben onun annesiyim."

Sesi titredi.

"Ve anneler bazen çocuklarının yaşayabilmesi için geride kalmak kendini feda etmek zorundadır."

Kapıya bir kez daha sertçe vuruldu.

Lysandra irkildi.

Elvan Soléné'yi göğsüne bastırdı.

"Majesteleri..."

"Git."

"Ya siz?"

Lysandra ona baktı.

"Ben onları oyalarım."

Elvan başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Elvan."

Lysandra'nın sesi bu kez sertleşti.

"Git!"

Elvan kapıya yöneldi.

Fakat kapıya geldiğinde durdu.

Arkasına baktı.

Lysandra yatağın yanında tek başına duruyordu.

Elvan gözyaşlarını sildi.

"Bir gün geri döneceğiz."

Lysandra hafifçe başını salladı.

"Hayır."

Elvan şaşırdı.

"Ne?"

"Sen geri dönmeyeceksin."

Lysandra'nın sesi sakindi.

"Sen onu yaşatacaksın."

Elvan Soléné'ye baktı.

Sonra başını salladı.

"Yaşatacağım."

Kapı açıldı.

Elvan koridora çıktı.

Kapı kapandı.

Lysandra odada yalnız kaldı.

Bir süre kapıya baktı.

Sonra gözlerini kapattı.

---

Elvan koridorlarda ilerliyordu.

Soléné'yi göğsüne sıkıca bastırmıştı.

Bebeğin üzerine koyu renkli bir örtü örtmüştü.

Saray artık eskisi gibi değildi.

Muhafızlar koşuyor, hizmetkârlar saklanacak yer arıyor, kapılar birbiri ardına kilitleniyordu.

Uzaklardan çelik sesleri geliyordu.

Caedren'in askerleri sarayın içine girmişti.

Elvan dar bir koridora girdi.

Köşeyi döndüğünde iki askerle karşılaştı.

"Dur!"

Elvan'ın kalbi hızlandı.

Asker ona yaklaştı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Kraliçenin emri."

Asker Soléné'ye baktı.

"Bu ne?"

Elvan hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

"Çocuk."

"Kim?"

Elvan bir an sustu.

Sonra gözlerini indirdi.

"Benim."

Asker birkaç saniye ona baktı.

Dışarıdan gelen savaş seslerini duydu.

Sonra elini çekti.

"Git."

Elvan başını eğdi.

"Teşekkür ederim."

Hızla uzaklaştı.

Merdivenlerden aşağı indi.

Hizmetkârların kullandığı dar geçitlerden ilerledi.

Soléné hafifçe ağlamaya başladı.

Elvan onu kucağında salladı.

"Şşş..."

Bebeğin başını okşadı.

"Annen seni kurtarmam için bana emanet etti."

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Ve ben sözümü tutacağım."

---

Sarayın arka kapısına ulaştığında soğuk hava yüzüne vurdu.

Elvan Soléné'yi daha sıkı sardı.

Küçük kapıdan dışarı çıktı.

Kimse onu fark etmedi.

Karanlık sokaklarda yürümeye başladı.

Birkaç kez arkasına baktı.

Sarayın kuleleri gecenin içinde hâlâ görünüyordu.

Meşaleler yanıyor, dumanlar yükseliyordu.

Elvan durdu.

Gözleri doldu.

"Hoşça kal..."

Bunu kime söylediğini bilmiyordu.

Lysandra'ya mı?

Alistair'e mi?

Yoksa geride bıraktığı hayatına mı?

Soléné kıpırdandı.

Elvan ona baktı.

"Senin için."

dedi.

"Her şey senin için."

Sonra yeniden yürüdü.

---

Saatler sonra limana ulaştı.

Liman neredeyse bomboştu.

Bazı gemiler çoktan ayrılmıştı.

Bazıları savaş haberleri nedeniyle hazırlıksız şekilde bekliyordu.

Elvan nefes nefeseydi.

Nereye gideceğini bilmiyordu.

Yanında yeni doğmuş bir bebek vardı.

Ve peşinde onu öldürmek isteyebilecek bir ordu vardı.

Limanın ucunda bir geminin mürettebatı yüklerini taşıyordu.

Elvan kaptana yaklaştı.

"Bu gemi nereye gidiyor?"

Kaptan ona baktı.

"Uzaklara."

"Nereye?"

Kaptan kısa bir süre düşündü.

"Norvena taraflarına."

Elvan'ın kalbi hızlandı.

Norvena.

Solarya'nın ötesindeki ülke.

Kralların hükmetmediği, beş muhafızın yönettiği topraklar.

Elvan'ın başka seçeneği yoktu.

"Bir yolcu alır mısınız?"

Kaptan ona baktı.

"Paran var mı?"

Elvan keseyi çıkardı.

Elindeki paraların çoğunu gösterdi.

Kaptan paraları saydı.

"Yeter."

Elvan derin bir nefes aldı.

"Çocukla birlikte?"

Kaptan Soléné'ye baktı.

"Çocuk da gelir."

Elvan geminin merdivenlerine baktı.

Bir an tereddüt etti.

Nereye gideceğini bilmiyordu.

Norvena'nın hangi bölgesine ulaşacağını bilmiyordu.

Orada onları neyin beklediğini hiç bilmiyordu.

Ama Solarya'ya dönemezdi.

Soléné'yi korumak zorundaydı.

İlk adımını attı.

Sonra ikinciyi.

Gemiye çıktığında Soléné'yi göğsüne daha sıkı bastırdı.

"Artık yalnızız."

Bebek sessizce uyuyordu.

Elvan başını onun küçük alnına yasladı.

"Merak etme."

Gözlerini kapattı.

"Annenin sözünü tutacağım."

---

Gemi yavaşça limandan ayrıldı.

Halatlar çözüldü.

Yelkenler açıldı.

Gemi karanlık suların üzerinde ilerlemeye başladı.

Elvan güvertede durup arkasına baktı.

Solarya'nın ışıkları gittikçe küçülüyordu.

Saray artık görünmüyordu.

Soléné kollarında sessizce uyuyordu.

Elvan onu battaniyesinin içine daha sıkı sardı.

Gözleri uzaklarda kaybolan ülkesindeydi.

Nereye gittiklerini bilmiyordu.

Ne kadar süreceğini bilmiyordu.

Norvena'da onları neyin beklediğini bilmiyordu.

Ama artık geri dönüş yoktu.

Gemi karanlığın içinde ilerlerken Elvan son kez arkasına baktı.

Sonra Soléné'ye döndü.

"Uyuyabilirsin, küçük prenses."

Bebeğin başını okşadı.

"Çünkü artık seni kimse bulamayacak."

Gemi gecenin karanlığında yavaş yavaş uzaklaştı.

Geride Solarya kaldı.

Bir krallık.

Bir savaş.

Bir ölü kral.

Ve yıkılmış bir hanedan.

Önlerinde ise bilinmeyen topraklar vardı.

Norvena.

Elvan henüz bilmiyordu.

Kollarında taşıdığı bu küçücük kızın, yıllar sonra iki krallığın kaderini değiştireceğini...

Ve bir gün...

Küllerin arasından kendi tacına ulaşacağını.

O gece bir çocuk doğdu.

Bir kral öldü.

Bir taht el değiştirdi.

Bir krallık düştü.

Ve Solarya'nın kaderi sonsuza dek değişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 9beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.