7. bölüm · KIZIL PRENSESİN YEDİ KALBÎ

BÖLÜM 7

Ceydanur Güler

Okulun ilk günüydü. Kahvaltı masasında oturuyorduk, ama atmosfer gergindi. Tüm gerginliğin sebebi ise eteğimdi.

Babam (Ege Bey) durumu sakinleştirmeye çalıştı: "Bora, oğlum abartma. Eteği gayet normal."

"Hayır, baba! Kısa. Okulda bu kadar kısa etek giyilmez. Bakış atarlar Lâl’e!" diye itiraz etti Bora Abi, beni kollarıyla koruyarak.

Kaya Abi hemen destek verdi: "Evet, Lâl'e bakıp duracaklar. Lâl, bence de pantolon giy."

Benim için bu, sadece bir etek değildi; bu, seçim yapabilme özgürlüğümdü. Yetimhanede ne giyeceğimizi bile seçemezdik. Başımı hayır anlamında salladım.

Sonunda, annem araya girdi: "Tamam, tartışmayı kesin! Eteği güzel ve yakışmış. Ama okuldan sonra hemen bir pantolon alacağız, tamam mı Lâl'ciğim?" Başımı onayladım. Abilerim, homurdanarak da olsa pes ettiler.

Okula gitme zamanı gelince, altı abim birden beni uğurlamak için kapıya yığılmıştı. Abilerin bu yoğun korumacılığı yüzünden babam bile gülüyordu.

Okul kapısına geldiğimizde, Bora Abi tehditkâr bir sesle Burak Abi'ye (14 yaşında) döndü: "Burak, gözün Lâl'in üzerinde olsun. Yanına kim yaklaşırsa not alıyorsun."

Burak Abi gururla göğsünü şişirdi: "Merak etme abi, prensesim benden sorulur. En best abi benim!"

Kapıdan içeri girmeden önce, tüm abilerim beni öptü, sarıldı ve tembihledi. Bu koruma kalkanı, içimi hem boğuyor hem de derin bir huzur veriyordu.

Okul, tahmin ettiğimden daha gürültülüydü. Akşam eve geldiğimde yorgundum, üzerimdeki hayal kırıklığı hala duruyordu: Doğum günümü kimse hatırlamamıştı.

Salona girdiğim an... şok oldum!

Odanın her yeri rengârenk balonlarla süslenmişti. Büyük masanın üzerinde, mumları yanan, üzerinde "İyi ki Doğdun, Prenses Lâl!" yazan kocaman, bembeyaz bir pasta duruyordu. Annem, Babam ve altı abim, hep bir ağızdan "İyi ki doğdun!" diye bağırdılar.

Gözyaşlarım, engelleyemediğim bir sel gibi akmaya başladı. Yıllardır kutlanmayan, kimsenin umursamadığı doğum günüm... Onlar unutmamışlardı. Bu kadar kısa sürede beni o kadar tanımışlardı ki, benim için bu sürprizi hazırlamışlardı.

Babam yanıma geldi ve bana sıkıca sarıldı. "Canım kızım, sen bizim ailemizin en güzel hediyesisin. Mutlu yıllar!"

Abilerim beni kucakladılar, öpücük yağmuruna tuttular. Pasta kesildi, hediyeler açıldı. Her hediye, benim sessizliğimin ardındaki tutkularımı yansıtıyordu: Sanat malzemeleri, kitaplar, ve en önemlisi, sevgi.

Mutluluk bu demek miydi? Evet. O an, bir değil tam altı abim olduğu için dünyanın en şanslı kızıydım.

Akşam, hep birlikte yemek yedik. Günün heyecanı ve duygusal yoğunluğu, beni yorgun düşürmüştü. Ancak bu gece, başka bir abimle yatma sırasıydı. Kimseyi kırmak istemiyordum; her birinin sevgisini hissetmeliydim. Bu gece, Burak Abi ile uyuyacaktım.

Yatağa gitmeden önce, resmimi Babama verdiğim anki gibi, kolyeli ailemizin resmini çizdim.

Yemekten sonra odama çıktım ve biraz dinlendim. Sonra usulca Burak Abi'nin odasına gittim. Kapıyı iki kez tıklattım. İçeriden gelen "Gir!" sesiyle içeri girdim.

Burak Abi beni görünce yüzünde kocaman bir gülümseme yaktı. "Gel, Maviş'im!"

Yanına gittim ve yatağa oturdum. O, beni kendine çekti, kollarını belime doladı ve beni göğsüne yatırdı. Gözlerini kapattı, saçımı derin bir nefesle kokladı ve öptü.

"İşte huzur... Senin kokun, Lâl."

Bora Abi'de hissettiğim o güven ve sarsılmaz sevgi, Burak Abi'nin kucağında da vardı. Abilerimin hepsi farklıydı, ama hepsinin sevgisi aynıydı: koşulsuz ve sınırsız.

Onun göğsüne yaslanmış, huzur kokusunu içime çekerken gözlerim yavaşça kapandı. Burak Abi’nin kalp atışları, benim için bir ninniydi.

Tek dileğim vardı: Güzel bir sabaha gözümü açmak istiyorum. İnşallah, bu yaşadığım her şey, sadece güzel bir rüya değildir.