47. bölüm · KIZIL PRENSESİN YEDİ KALBÎ
BÖLÜM 47
Kartal'ın sesi ormanda kesildiğinde, ölümün soğuk nefesini ensemde hissettim. Biliyordum ki, Lâl'i ve Toprak'ı bu intikam ateşinden sağ çıkarmanın tek bir yolu vardı: Risk almak.
"Umut, Toprak'ı al! Arkadaki pencereye gidiyoruz!"
Lâl'i kucağıma aldım. Topal bacağı ve zayıflığına rağmen, Lâl direniyordu. O, sedyede yatan bir hasta değil, benim savaşçımdı.
Tam pencereye ulaştığımızda, Kartal’ın adamları ateş açtı. Kurşunlar vızıldıyordu. Umut, Toprak’ı pencereden geçirdi. Toprak'ın ağlaması, son duyduğum masumiyetti.
Lâl: (Öksürerek, eli ağzında) "Savaş... yapamam... nefes alamıyorum..."
Ciğerlerinden gelen kan, avucuna yayılmıştı. Kanser, bu kaosta son gücünü kullanıyordu. Lâl'in yüzü bembeyazdı.
Savaş: "Hayır, Lâl! Şimdi değil!"
Lâl: (Gözleri, Toprak'a kilitlenmişti) "Sen... yaşa... Toprak'ı yaşat... Savaş..."
Tüm gücünü toplayıp beni itti.
Lâl: "Git! Bırak beni! Burası benim son savaşım!"
O an, dehşet içinde anladım: Lâl, bizi kurtarmak için kendini feda ediyordu. O, bombayı patlatıp Kartal'ı da yanında götürecekti.
Savaş: "Hayır! Seni bırakmam!"
Lâl: "Git! Söz ver bana! Toprak'ı yaşatacaksın!"
Umut, beni kolumdan tuttu. Dışarıdan, Kartal'ın bağırdığı duyuldu: "Zaman doldu!"
Umut: "Gidelim, abi! Yoksa hepimiz öleceğiz!"
Lâl'in elini son bir kez sıktım. Yüzümden akan yaşlar, Lâl'in yaralı tenine damladı.
Savaş: "Söz veriyorum, Lâl'im! Söz veriyorum!"
Pencereden dışarı atladım. Hemen arkamdan, sığınaktan sağır edici bir patlama sesi geldi. Dünya sarsıldı. Alevler, karı eritti, ağaçları yaktı. Lâl, küle dönen o dağ evinde, huzura kavuşmuştu.
Umut, patlamanın şokundan faydalanarak bizi hızla ormandan uzaklaştırdı. Nihayet güvende olduğumuzda, Toprak'ı kucağıma aldım. Vücudum sarsılıyordu. Lâl'i bir kez daha kaybetmiştim.
Toprak: "Ayye nerede, baba?" diye sordu. Masum gözleri bana bakıyordu.
Boğazımdaki düğümü çözmeye çalıştım.
Savaş: "Annen... annen bizi kurtardı, Toprağım. O, en büyük kahramandı."
Lâl, Toprak'ı bana emanet etmişti. Bu, benim artık tek görevimdi.
Umut, yanıma geldi. Yüzü kederliydi.
Umut: "Kartal... Patlamada ölmüş olabilir, abi. Onu da arayacağız."
Savaş: "Fark etmez, Umut. Lâl'in bedeli ödendi. Benim için asıl savaş, şimdi başlıyor."
Toprak'ın kızıl saçlarına yüzümü gömdüm.
Savaş: "Yemin ederim, Lâl. Yemin ederim, seni asla unutmayacağım. Ve Toprak, seninle her zaman gurur duyacak."
Lâl, yoktu ama hatırası, Toprak'ın her gülüşünde, her sorduğu soruda yaşıyordu. Artık ben, sadece bir Komutan değil, bir babaydım. Lâl'in bana bıraktığı bu mirası, hayatımın sonuna kadar koruyacaktım.
Epilog: Kartal'ın da patlamada ağır yaralanıp öldüğü tespit edildi. Gökçe ise tutukluydu. Savaş, Toprak'ı resmi olarak nüfusuna geçirdi. Lâl'in günlüğü ve kolyeleri, Toprak'ın tek miraslarıydı. Savaş, askeri kariyerine Toprak'la devam etti; kızı, onun yeni yuvamızdı.
