20. bölüm · KIZIL PRENSESİN YEDİ KALBÎ

BÖLÜM 20

Ceydanur Güler

Lâl, reşit olmadığı için Konak'tan ayrılamıyordu. Bora, onu bir kukla gibi yönetmeye devam ediyordu. Oysa Lâl, artık sadece gitmek istiyordu.

Bora odama girdi, elinde bir elbise vardı. Sesi neşeliydi, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi: "Hadi hadi, asma yüzünü artık. Geçti bitti."

"Geçti mi? Size göre geçti. Bunları yaşayan benim!"

"Senin kurtulmanın şerefine otelde balo olacak. Bak, sana en sevdiğin tasarımcıdan elbise aldım."

"İstemiyorum!"

"Moral bozma, Lâl. Bir kerede huzurumuzu bozma."

"Ben mi huzurunuzu bozuyorum? O zaman bırakın gideyim!"

"Boş konuşma! Giy bu elbiseyi. Birazdan çıkacağız. Yine eskisi gibi olalım. Eskisi gibi sev beni."

"Çok beklersin! Biz artık eski Lâl ve Bora değiliz!"

Bora, bir şey demeden gitti. Ben de zorla elbiseyi giydim. Balo salonunda, onların yapmacık neşesine katlanmaya çalıştım.

Bora sahneye çıktı. Elinde mikrofon vardı. Kalbim, son bir umutla atıyordu.

Bora: "Hepinize hoş geldiniz. Bir ay önce gerçek kız kardeşimizi bulduk. Onun adına bir şey yapmak istedim. Lâl Lokantası'nı, kardeşim Gökçe adına yaptım ve adını da Gökçe olarak değiştirdim!"

Ne! O benim lokantamdı! Bora, orayı benim üstüme yapmaya söz vermişti. Adını da benim adım koymuştu. Demek ki beni temelli hayatlarından siliyorlardı.

Daha fazla kalbim kırılmazdı. Ayağa kalktım ve salondan çıktım. Lavaboya gittim, elimi yüzümü yıkadım.

"Sizi asla affetmeyeceğim! Bu yaptıklarınızı unutmayacağım!" diye fısıldadım aynaya.

Arkamda Gökçe'yi gülerken gördüm. Ona sinirle baktım.

Lâl: "Artık senin bu evde işin yok! Neden yüzsüz gibi hayatımızdasın?!"

Gökçe: "İnan, ben de gitmek istiyorum. Hepinizden nefret ediyorum."

Lavabodan çıktım. Gökçe, koridordaki büyük camın yanında kolumdan tuttu.

"Bırak!"

"Benden korkuyor musun?"

"Senden korkmuyorum!"

Gökçe: "Gözlerin öyle demiyor. Beni gerçekten hatırlamadın mı? Ben yetimhanede seninle 'dilsiz' diye dalga geçen kızım! O aile seni aldığında çok sinirlendim. Bu hayat benim hakkımdı! Ama senin gibi bir dilsiz yaşadı! Senin mutlu olmana izin veremedim. Ben orada acı çekerken, senin gülmene, mutlu olmana dayanamıyordum!"

"Sen... sen çok kötüsün!"

"Yeni mi fark ettin? Elveda, Lâl."

"Ne?!"

Beni göğsümden itti. Arkamdaki büyük cama çarptım. Cam kırıldı. Ve ben, 13. kattan aşağı düşmeye başladım.

Son gördüğüm yüz, Gökçe'nin Gülen yüzüydü.

Bora'nın arabasının üstüne düştüm. Ağzımdan kan fışkırdı.

"HAYIRRRRRRR LAL!"

O ses... Bora Abimin sesiydi. Hızla arabadan indi. Beni yavaşça indirdi ve kucağına yatırdı. Kanım, onun ellerine ve beyaz gömleğine bulaşıyordu.

Bora: (Hıçkırarak) "Lütfen, Lâl, ölme! Beni affet! Çok pişmanım, abicim! Tekrar abi kardeş olalım! Lütfen beni bırakma, Lâl!"

Gözümden bir damla yaş düştü. Öleceğim zaman mı pişman oluyorsun? Size ölümümle acı vereceğim.

Beni hemen hastaneye kaldırdılar, ameliyata aldılar. Ailem, koridorda arkamdan ağlıyordu. Ama gerçek ağlayan, Ayşen Sultan'dı.

Ayşen Sultan: (Abilere bağırarak) "Şimdi mi ağlıyorsunuz?! Kıza yapmadığınızı bırakmadınız! Ona çok çektirdiniz!"

Bora, yerde oturmuş, ellerindeki kanlara bakıyordu. Kardeşinin kanıydı.

Bora: "Nasıl oldu bu? Nasıl?"

Ayşen Sultan: "Onun kan kanseri bile olduğuna inanmadınız! Şimdi yalan gözyaşlarını dökmeyin! O ağladığında, yağmurda kaldığında, zatürre olduğunda hiç biriniz yanında değildiniz!"

Murat: "Ne? Benim kızım kanser mi?!"

Kaya: "Bizim neden haberimiz yok?!"

Ayşen Sultan: "Çünkü siz kendi dünyanızda mutluydunuz! Ama o mutsuzdu!"

Umut: "Bana demişti! İnanmadım! Kıskançlıktan yalan söylüyor sandım! Aptal kafam!"

Kaya: "Göremedim! Kardeşimin acısını göremedim!"

Umut: "Ona vurduğum için o kadar pişmanım ki! Keşke elim kırılsaydı da vurmasaydım!"

Ayşen Sultan: "Artık pişman olmak için çok geç!"

Beni ameliyattan çıkardılar. Doktor konuştu: "Durumu çok kritik. 24 saat uyuyacağız. İki kere kalbi durdu. Kan kanseri olduğu için kanı zor durdurduk. İç kanaması olma ihtimali var."

Beni yoğun bakıma aldılar. Ailem girmek istedi ama doktor izin vermedi. Ayşen Sultan, doktorun yanına gitti.

"Küçük meleğimi bir kere göreyim. Benim sesimi duyarsa belki uyanır."

Doktor, kıyafetlerini giyerek içeri girmesine izin verdi. Ayşen Sultan yanıma oturdu, elini tuttu.

"Ah be kınalı kuzum... neler yaşadın böyle. Ama sen güçlü bir kızsın. Uyan be kızım. Seni de kaybetmek istemiyorum."

Elimi kımıldattım. Yavaşça gözümü açtım ve Ayşen Teyze'ye baktım. Buruk bir gülümseme bıraktım.

Ayşen Teyze sevinçle bağırdı: "Hemen doktora haber vereyim!"

Elini tutup durdurdum. Bana üzgünce gülümsedi.

"Bir şey isteyeceğim..." diye fısıldadım, sesim zor çıkıyordu.

"Söyle, güzel kızım."

"Doktorla konuş... onlara öldüğümü söylesin... Buradan gitmek istiyorum. Ölmeden beni bırakmazlar."

"Emin misin, Lâl?"

"Evet." Bu, Lâl'in onlara verdiği en büyük cezaydı: Yokluğu.

Bu, Lâl'in artık ölü kabul edilerek yeni bir hayata başlayacağı anlamına geliyor. Abileri ve ailesi, vicdan azabıyla yaşamaya mahkum olacak.