14. bölüm · KIZIL PRENSESİN YEDİ KALBÎ
BÖLÜM 14
Gökçe'nin çığlığı Konak'ta yankılanırken, Babam, Annem ve abilerim koşarak merdivenlere yığıldılar. Gözleri sadece Gökçe'yi görüyordu.
Bora Abi hemen eğildi. Telaşla sordu: "Ne oldu, güzelim? İyi misin?"
Gökçe, gözlerinden yaşlar akarken Lâl'i işaret etti. Sesi zayıf ve acı dolu çıkıyordu: "Abi... Lâl beni merdivenden itti!"
Ne yalan! Ben ona dokunmadım bile! O kendi kendini aşağı attı! Deli bu kız! Lütfen inanmayın!
Ancak abilerim, Gökçe'nin kalp hastası olduğu gerçeğiyle körleşmişti. Bora Abi, Gökçe'yi hızla kucağına aldı. Hepsi bana nefret ve sinirle baktılar.
Kaya Abi hiddetle bağırdı: "Sen ne kadar kalpsiz bir kızsın! Utanmıyor musun hasta kızı itmeye!"
Kendimi savunmak için kekeledim: "Ben bir
Bora Abi (Gökçe'yi tutarken, sesi zehir gibiydi): "Kes sesini! Konuşma sen! Sen konuştukça daha çok yalan söylüyorsun!"
Gözümden bir damla yaş süzüldü. Konuşmamdan iğreniyor muydu? O sesi ki, küçükken dinlemeye doyamazdı...
Aklıma çocukluğumdan gelen o anılar hücum etti:
Abim eğildi: "Lâl, abi dedi!"
Umut Abi: "Allah'ım, çok güzel sesi var! Sesine aşık oldum!"
Bora Abi: "Sıkılmadan sesini dinleyebilirim."
Şimdiki zamana, Umut Abi'nin kolumu sıkmasıyla geri döndüm. Canım acıdı.
"Abi, canım acıyor!"
Umut Abi'nin yüzü bembeyazdı, ama gözleri acımasızdı: "Bana 'abi' deme! Benim senin gibi vicdansız kardeşim yok! Seni masum biliyordum, her şey yalanmış demek!"
Kolumu sıkması canımı yakmadı; sözleri kalbimi delip geçti. Küçüklüğümden bir kere daha, en güvendiğim kişi tarafından vuruldum.
Gözümde büyük bir hayal kırıklığı vardı: "Öyle mi, abi?" Sesim titrek ve acı doluydu.
Bugün, ailem yüzünden en büyük hayal kırıklığını yaşadım. Yeni gelen sahte kıza inandılar. Aklıma Bora Abi'nin sadece bir hafta önce söyledikleri geldi:
Benden neden kaçıyorsun, değerlim? Ben sana zarar vermem.
En çok siz bana zarar verdiniz, abi. En çok siz beni yıktınız.
Ben, öylece merdivenin orada, yıkılmış bir heykel gibi durmuş, olanları izliyordum. Kucağında Bora Abi'nin sıktığı Gökçe, bana kötü şekilde sırıttı. O sırıtış, savaşın ilan edildiği andı.
Aptal gibi, hala inanmak istiyordum. Belki abim, Gökçe'nin hasta olduğu için yalandan öyle konuşmuştur. Belki hala beni severdi. Abilerime son bir şans vermek için, Bora Abi'nin odasına gittim.
Kapıyı çaldım, içeri girdim. Bora Abi, yatakta oturmuş, dizüstü bilgisayarına bakıyordu.
"Bir şey mi oldu, Lâl?" Sesi yorgun ve mesafeliydi.
"Şey, abi... beraber yatalım mı?" diye fısıldadım, küçüklüğümdeki güveni arayarak.
Gözümün içine bile bakmadı. "Bu gün olmaz."
"Neden?"
"Bu gün Gökçe ile yatacağım. Film izleyeceğiz."
Gözüm doldu, kalbim çok acıdı. Anladım ki, o kız çoktan yerimi almıştı. Artık abilerim beni değil, o kızı seviyordu.
Tam o sırada, Gökçe odaya girdi. Beni gördü, yüzünde iğrenme dolu bir ifade belirdi.
"Çıkar mısın? Baş başa kalmak istiyorum abimle."
Beni kapı dışarı etti ve kapıyı yüzüme çarptı.
Kafamı eğip hıçkırarak ağlamaya başladım. O an, aklıma Bora Abi ile olan o masum anımız geldi:
Ben: "Abi, çok üzüldüm. Abileri kıza çok kötü davrandılar, sonrada kız ölünce ağladılar."
Bora Abi: "Film bunlar, güzelim."
Ben: "Bir gün siz de bana böyle yapar mısınız?"
Bora Abi: "Asla! Seni üzeceğime ölürüm daha iyi."
Ben, ona sarıldım ve burnumu boynuna gömüp kokusunu içime çektim. Aşık olduğum o güven kokusu...
Kapının önünde çökerken, ağzımdan acı bir fısıltı döküldü:
"Demek her şey yalanmış. Eskiden kalan hiçbir şeyi hatırlamıyorsunuz demek."
Lâl, o an, o evin prensesi değil, unutulmaya mahkum bir figür olduğunu anladı. Onların sevgisi ve güveni tamamen Gökçe'ye geçmişti.
Şimdi Lâl'in bu derin yalnızlığı ve inzivası, hikayenin gidişatını değiştirecek bir dış etkenle kırılmalı.
