5. bölüm · Kırık Yüzük

4.BÖLÜM: PASLI BİR BÜYÜ

Ceyda küpeli

Mutfak masasında, o donmuş kahvenin başında otururken zihnim beni o boğucu boşluktan çekip aldı. Hafızamın en gizli, en tozlu ama her hatırası pırlanta gibi parlayan o çekmecesini titreyen ellerimle açtım. Ayaz’ı ilk gördüğüm güne döndüm.

Büyüye, kadere ve mucizelere inanmayan benim gibi biri için dünyanın tüm renklerinin griye meydan okuduğu o saniyeye...

Burası bir fabrikaydı. Demir seslerinin, devasa makinelerin sağır edici gürültüsünün ve ağır ter kokusunun havada asılı kaldığı estetikten yoksun, gri bir cehennem...

Hayatın tüm ağırlığıyla, geçim derdinin omuzlarımıza binen yüküyle üzerimize çöktüğü o sıradan iş günlerinden biriydi.

Ödenmemiş borçlarım, yorgun hayallerim ve hayatın bitmek bilmeyen sorumlulukları arasında kaybolmuş, makine gürültüsünün ritmine kaptırmıştım kendimi.

Sonra, o metal yığınının arasından onu gördüm.
Üzerinde yağ lekeleriyle kirlenmiş, işin tüm yükünü taşıyan kaba çalışma kıyafetleri vardı. Ama o kıyafetlerin bile örtemeyeceği, yüzünde yorgunlukla karışmış bir asalet taşıyordu.

Makinelerin insanı düşüncelerinden koparan o vahşi gürültüsü içinde Ayaz, sanki tek başına inşa ettiği sessiz ve huzurlu bir ada gibi duruyordu. Onca insanın telaşlı koşturmacasının, metalin kulak tırmalayan o gıcırtısının içinde o kadar dingin, o kadar kendinden emindi ki...

Etrafındaki her şey bir anda bulanıklaştı, silikleşti. Gözlerim dünyayı tamamen yok saydı ve sadece ona odaklandı. O sarsıcı gürültüye tek başına meydan okuyan bir heykel gibiydi; büyüleyici ve sarsılmaz.

Sıradan bir göz temasıydı belki başlangıçta. Ama ruhumda şiddeti yıllar sürecek devasa bir deprem yarattı. O an anladım; o paslı fabrikada şekil alan sadece demirler değildi, çelikler sadece dev makinelerle bükülmüyordu.

Benim kaderim de o gün, o metal tozlarının tam ortasında yeniden yazılmaya başlamıştı.

Yıllardır büyük bir titizlikle inşa ettiğim, her gece başucumda "Sakın kimseye güvenme," diye fısıldayan o aşılmaz duvarlarımın ilk tuğlası, onun tek bir bakışıyla yerinden oynadı.

Kalbimin tam ortasında geri dönülemez bir çatlak oluştu.

Göz göze geldiğimiz o saniye zaman büküldü. Fabrikanın o devasa tavanı üzerimize çöktü de biz bu kıyametten hayatta kalan tek iki canlıymışız gibi hissettim.

Masalları yalan sanan o buz tutmuş yanım, o bakışın yakıcı sıcaklığında bir mum gibi eriyordu.
Bilmiyordum... O gün içimi ısıtan o kor gibi bakışın, yıllar sonra beni en kimsesiz belirsizliğin dondurucu Ayaz’ında savunmasız bırakacağını hiç bilmiyordum.

Ruhuma düşen o ilk kıvılcımın, bir gün tüm dünyamı kül edecek o büyük yangının habercisi olduğunu nereden bilebilirdim ki?