15. bölüm · Kırık Yüzük
14 Bölüm Demirin Soğukluğu, Kalbin Sıcaklığı
Fabrikanın kulakları sağır eden, zihni uyuşturan o devasa gürültüsü içinde yankılanan keskin bir metal sesi... Asmira için bu, hayatındaki en büyük kırılmanın ilk tınısıydı.
Ayaz, omuzlarında dünyanın tüm yükünü taşıyormuş gibi mağrur ve ağır adımlarla önünden geçiyordu. Tam o sırada elindeki devasa demir parçası, sanki yer sarsılıyormuşçasına büyük bir gürültüyle yere düştü.
Herkes kendi küçük dünyasına, bitmek bilmeyen işine gömülmüştü. Kimse başını kaldırıp bakmadı bile. Ama Asmira’nın başkasının yorgunluğuna kıyamayan narin kalbi yerinde duramadı.
O demir parçası; Ayaz’ın karakteri kadar ağır, sert ve dondurucuydu. Asmira onu yerden kaldırmak için uzandığında, parmaklarının pas tutmasını bir an bile umursamadı. O yabancı ağırlığa gönüllü olarak ortak oldu.
Demiri ona doğru titreyen bir gayretle uzattığında, parmakları Ayaz’ın buz gibi tenine ilk kez değdi. O dondurucu gerçekle ilk temasıydı bu.
"Beyefendi, düşürdünüz," dedi Asmira. Sesi, fabrikanın o acımasız ve sert atmosferinde incecik bir cam kırığı gibi kalmıştı.
O an Ayaz’ın gözlerinde gördüğü o belli belirsiz, sonu karanlığa çıkan bakış; Asmira için hayatını karartacak olan o sinsi "yeşil ışık" oldu.
Kendi kendine bir masal uydurdu o saniye: "Belki de bu adam sadece kendini dünyaya karşı koruyor. Bu aşılmaz soğukluk, içindeki o yaralı çocuğu saklamak için ördüğü bir kalkan.
Asmira, o çelik zırhı tek başına aşabileceğine, o adamı sadece sevgisiyle iyileştirebileceğine dair o saniye, orada kendi ruhuna yemin etti.
Ayaz’ın o günkü sessiz ve ürpertici teşekkürü, aralarında başlayacak olan zehirli arkadaşlığın altına atılmış ilk imzaydı.
Asmira safça sandı ki; o ağır demiri yerden tek hamlede kaldırdığı gibi, Ayaz’ın hayatındaki tüm kederleri de bir ömür boyu beraber kaldıracaklardı.
Yük paylaşıldıkça hafifler sanmıştı. Bir insanı sevdikçe buzların eriyip berrak bir suya dönüşeceğine inanmıştı.
Oysa o gün eline uzattığı o paslı demir, ileride kalbinin en can alıcı noktalarına saplanacak olan kılıçların ilkiydi. O metal parçası, parmağına takılacak nişan yüzüğünden çok daha ağır, çok daha koparılmaz bir mahkumiyetin başlangıcıydı.
Arkadaşlıkları o gün o tozlu zeminde başladı ama Asmira’nın tek başına vereceği o amansız "yalnız savaş" da tam o saniye ilan edilmişti.
Ayaz o demiri geri alırken sadece cansız bir metali değil; Asmira’nın tüm masum hayallerini de beraberinde götürdüğünün farkında bile değildi. Belki de çok iyi farkındaydı...
Asmira bir yükü hafiflettiğini sanırken, aslında kendi boynuna dolanacak olan o boğucu zincirin ucunu Ayaz’ın ellerine büyük bir güvenle bırakmıştı.
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi hafif olmayacaktı. Çünkü Ayaz, o demiri bir daha hiç yere düşürmeyecek; onun yerine her fırsatta Asmira’nın ruhunu yere vuracaktı.
Pas artık sadece ellerinde değil, kalbinin tam ortasındaydı.
