13. bölüm · Kırık Yüzük

12.Bölüm tehditin soğuk namlusu

Ceyda Eda

Ekranın ruhsuz ve dondurucu ışığı, odanın karanlığına meydan okurken Asmira parlayan o kelimelere bakakaldı. Kalbinin atışı yavaşladı, zaman amansızca durdu.

Ayaz... Bir zamanlar hayatını adadığı, uğruna duvarlarını yıktığı o adam; şimdi sevgisini saf bir kağıda döktüğü, yaşadığı acıyı dürüst satırlara sığdırdığı için onu "hukukla", "davayla" ve "yok etmekle" tehdit ediyordu.

Bir zamanlar şefkatle boynuna sarılan, ona dünyadaki tek güvenli limanmış gibi hissettiren o eller; şimdi birer soğuk kelepçe olup bileklerine kapanmaya, sesini boğmaya çalışıyordu.

Ama Asmira biliyordu: Bir hikaye, ancak içinde sarsılmaz ve sarsıcı bir gerçek barındırıyorsa bu kadar korkutucu olabilirdi.

Ayaz’ın bu kontrolsüz öfkesi, aslında kaleminin ne kadar keskin ve haklı olduğunun en acı kanıtıydı.

"Seni dava ederim." Ekranda duran bu üç kelime, dört koca yıl boyunca uykusuz gecelerle biriktirilen tüm o emeklerin üzerine dökülen yakıcı bir asit gibiydi. Asmira, zihninin derinliklerinde Ayaz’ın telefonunu satıp ona o meşhur yüzüğü aldığı o günü hatırladı.

O anki o sahte minnet duygusunu... O zamanlar bu hamleyi "aşkın en yüce hali" sanmıştı. Meğer o yüzük, parmağına takılan kutsal bir nişan halkası değil; Ayaz’ın mülkiyetine girdiğinin mühürlü bir belgesiymiş.

Şimdi kendi acılarını yazdığı için bir suçlu gibi itham ediliyordu. Çünkü Ayaz, kendi yarattığı o gölgeden ve en çok da Asmira’nın gerçeği bu kadar çıplak anlatmasından dehşetle korkuyordu.

"Yalnızım," diye fısıldadı Asmira, eşyaların bile yabancılaştığı o boş odaya doğru. Sesinin yankısı boşlukta kayboldu. "Aslında hiçbir zaman yanımda olmamışsın ki...

" Ayaz, onun her başarısında bir kusur bulurken, her sevincine bir gölge düşürürken aslında bu kopuşun temellerini çoktan atmıştı. Asmira’yı hep bir "hata payı" olarak görmüş, onu bitmek bilmeyen bir yetersizlik hissinin içine hapsetmişti. Şimdi ise elindeki en kirli silahı çekmişti: Korku.

Asmira, ekranın önünde omuzlarını dikleştirdi. Bir insanın, sevdiği kadına karşı ne zaman bu kadar acımasızlaşabileceğini artık çok iyi biliyordu. Karşısındaki kadının artık ona muhtaç olmadığını, onun gölgesinden çıktığını anladığı o an, Ayaz cellat maskesini takmıştı.

Masanın ucunda duran o kırık yüzüğe son bir kez baktı ve onu geçmişin tozlu raflarına kaldırılmak üzere bir kenara itti. Ayaz'ın tehditleri, yazdığı her satırı daha değerli ve dokunulmaz kılıyordu artık. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve parmaklarını klavyenin üzerine yerleştirdi.

Ayaz onu susturmak için mahkeme salonlarını vaat ediyordu; Asmira ise onu sadece "yazarak", kelimelerin ölümsüz gücüyle ruhundan çıkarmaya yemin etti. Klavyeye vurduğu her tuşun sesi, sessiz odada bir balyoz darbesi gibi yankılandı.

Bu bir pes ediş değil; bir kadının kendi hakikatiyle ilmek ilmek işlediği o muazzam doğuşuydu. Ve o gece çıkan her ses, Ayaz’ın buzdan krallığının surlarında devasa delikler açmaya başladı.