3. bölüm · Kırık Yüzük
2. BÖLÜM: İNANMADIĞIM MASALLAR
Evin içindeki sessizlik artık sadece bir ses eksikliği değildi; Ayaz’ın üzerime bıraktığı ağır, dondurucu bir kefendi.
Bir köşeye fırlatılmış telefonuma baktım. Ekran karanlıktı. Ne bir mesaj, ne bir arama, ne de bir açıklama...
Bana "Neden böylesin?" diye soracaksınız.
Neden bu kadar ruhu yorgun, neden bu kadar her şeye kapalı... Çünkü ben aslında aşka hiç inanmıyordum.
Küçükken masalları dinlemeyi, o büyülü dünyaları hayal etmeyi çok seviyordum, ama gerçek hayatın o masallar kadar cömert olmadığını çok erken öğrenmiştim.
Bir erkeğin bir kadına gerçekten sadık kalacağına, o eli ölene dek bırakmayacağına dair inancım, ulaşılamayacak kadar yüksek bir dağın zirvesi gibiydi. Güzeldi ama benim için imkansızdı.herşeyden umudunu kaybettiğim zamandaydım
Sonra Ayaz gelmişti.
Odamın penceresinden dışarıdaki belirsiz karanlığa bakarken, o günü hatırladım. O zirveye beraber çıkacağımıza, oradaki havayı beraber soluyacağımıza dair ettiği yeminleri...
O güne kadar kendimi korumak için ördüğüm tüm o yüksek duvarları, "O yapmaz, o farklı," diyerek tek tek kendi ellerimle yıkmıştım.
Bir nişan yüzüğünün parıltısında binlerce hayal kurmuş, dudaklarından dökülen her söze ruhumu emanet etmiştim. Artık düşsem de beni tutacak bir el vardı. Öyle sanıyordum.
Ama Ayaz beni başka bir kadının kokusuyla, bedensel bir ihanetle yıkmadı. Keşke öyle yapsaydı. O, çok daha profesyonel, çok daha cellatça bir yol seçti: Beni belirsiz bıraktı.
Mutfağa gidip kendime bir bardak su doldurdum ama içmedim. Bardağın soğukluğu parmaklarıma geçerken, Ayaz’ın o dondurucu sessizliğini düşündüm. Ne "git" demişti bana, ne de "kal"...
Ne bittiğini söyleyecek kadar dürüsttü, ne de devam etmek için çabalayacak kadar yürekli.
Elimi o uçurumun kenarında aniden bırakmış ama kalbimi o boşlukta, o dipsiz karanlıkta asılı tutmuştu. Bir nokta koymadan, bir son cümle yazmadan çekip gitmişti.
Şimdi bu sessiz evin içinde yankılanan tek bir soru vardı: "Verilen o sözler tutulmak için mi vardı, yoksa beni bu belirsizliğin içinde boğmak için mi?"
Eğer ihanet etseydi, canım yanardı ama en azından ondan nefret ederdim. Yoluma bakardım. Çünkü nefret bir sondur, bir vazgeçiştir.
Oysa bu belirsizlik... Bu, her sabah yeniden kurulan bir idam mangası gibiydi. Ayaz beni bir başkasıyla aldatmamıştı; o beni, sonu gelmeyen bir "acaba"nın içinde, kimsesiz bir olasılığın kurbanı olarak öylece bırakmıştı.
Bardağı masaya bıraktım. Çıkan o sert ses, içimdeki sessizliği bir anlığına bozdu. Bu hikayeye bir nokta koymayan oysa, o noktayı ben koyacaktım. Kendi enkazımın başrolü olmaktan çıkıp, o enkazdan kurtulan kadın olmanın yolu bu sessizliği bozmaktan geçiyordu.
ama birtürlü geçmiyordu ayaza olan aşkım 'da sinirim'de hep eşitti ne azalıyordu ne çoğalıyordu sadece sabit bir yerde öylece duruyordu. ben onu gerçekten çok sevmiştim inanın bana belki aşk size yalan gelebilir ama siz hiç birinin eline bile bile bıçak verip saplamasını beklediniz mi?
ben bekledim öyle çok savunmasız ve çaresiz kalmıştım'ki herşeye göze alıp kendi ellerimle bıçağı eline verdim sonra Ayaz sadece o bıçağı saplamadı güvenimi'de paramparça etti kurulacak onca hayele verilen onca sözlere ihanet etti.
bu sadece başlarıydı herkesin'de dediği gibi inandığım Pembe masallar bana neler yaptı bilseydiniz aklınız hayaliniz şaşardı sevmek miydi yoksa sevmeyi bilmemek miydi bunu sizinle karar vericez daha yeni başlıyoruz.
