13. bölüm / 23
Kazaen aşkSıcak sabah, acı akşam
Bölümler 23Şu an: Sıcak sabah, acı akşam
- 1 Kitap ile ilgili bilgilendirme118 kelime
- 2 Doğruluk mu cesaretlik mi?219 kelime
- 3 Mutlu sabah429 kelime
- 4 Buldum987 kelime
- 5 Kimsin sen?353 kelime
- 6 Instagram'da193 kelime
- 7 Küçük bir rol1.542 kelime
- 8 Fotoğraf1.065 kelime
- 9 Saçlarım!1.019 kelime
- 10 Yıllar geçmiş gibi763 kelime
- 11 Bir günde iki bölüm!(Süprizim)798 kelime
- 12 Nil1.217 kelime
- 13 Sıcak sabah, acı akşam1.328 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Gezi2.039 kelime
- 15 İntagram'da179 kelime
- 16 Sus!450 kelime
- 17 Parti1.377 kelime
- 18 Yangın1.122 kelime
- 19 EX629 kelime
- 20 En sevdiğim, en sevdiğim!!!2.163 kelime
- 21 Zaman2.699 kelime
- 22 İntagram'da962 kelime
- 23 Son140 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Son iki haftadır ilk defa odam ve yorganım sıcak geldi. Penceremden gelen güneş ışığı gözlerim kısılmasına neden oldu. Bu gün mutlu olmamın sebebi ise o İrem gerizekalısının babası Erdem Zengin bu hayattaki ilk aşkımı bana geri verecekti. Uras'a bu aşk mevzusunu söyleyip söylememekte kararsızdım. Aslında bu konuda ondan daha şanslıydım, çünkü o bana hislerini itiraf ettiğinde benim ona karşı bir duygum yoktu, ya da ben öyle sanıyordum.
Ama şuan durum farklı, ben onu seviyorum o da beni. Aramızdaki tek engel bu kayboluştu. Bu düşüncelerden yüzüme vurduğum su ile uyandım. Hemen bir kombin yapıp, ve anahtarı her zaman durduğu fortmentadan alıp evden çıktım.
Kombinim:
Bir rivayete göre Erdem Bey söylediğimiz konumu atmıştı. Mert sabahın köründe beni aramış ve gelmem gerektiğini söylemişti, sabahın körü dediime bakmayın aradığında saat 02:30'du. Ve şuan saat 03:00. Yarım saatte bu kadar hızlı olmayı ben bile beklemiyordum. Aşk nsana neler yaptırıyor bu hafta ierisinde görmüş bulunmaktayım.
Ne ile gideceğimizi bilmiyordum, bildiğim iki şey vardı, birincisi; Bizim evin yakınındaki durakta buluşacaktık, ikincisi; Mert kardeşini getirecekti. Acaba gerçektende benziyormuydu ona? Malum beni almayıp görüşmüştü Nil ve o bücürük.
Kafamdaki düşünceler durağa gelmem ile son buldu. Karşımda benim kadar mutlu bir Nil vardı çünkü, adımlarımı hızlandırıp yanına koştum. Bizim iki salak daha gelmemişti;
Nil:
--Nasılsın aşkım?
--Çok mutluyum ama bir yandan da korkuyorum. Ya onu gördüğümde tekme tokat girersem (Ki muhtemelen yapıcam). Ya çok yarası varsa!
Kaşları çatıldı hemen Nil'in:
--Mod düşürmek yok! Bu gün ağlayan görürsem oyarım o gözleri.
Tatlı bir tebessüm oluştu ikimizinde dudağında. Biz böyle kardeş kardeş sohbet ederken karşıda el ele tutuşup gelen Mert ve ve en fazla 3 yaşında olabilecek bir minik geldi! Yanında ise Kayra ve popişi bize dönük kucakta duran bir prenses! Allah'ım yerim ben bu iki bücürü!
Yar yolda Mert kardeşini bırakıp bizi gösterdi. Pıtı pıtı geli yanımıza, çokta tarz giyinmişti. Yanımıza gelip tatlı tatlı güldü! Nil yavaşça kendine çekti bebişkoyu.
Çok şükür ki geldi iki salak yanımıza, geldikleri gibi konuşmaya başladılar:
Mert:
--Yol boyunca durmadı. Devamı sizde hanımlar.
--Kız kardeş olmayınca...
--3 yaş sendromu diyip geçemiyorum. Her şeyi ayrı dert.
Ben:
--Bu prensesten niye haberimiz yoktu.
--Annem son an da verdi kucağıma, yol boyuncada kalkmadı kaldık böyle.
Aradaki bu iki fark Nil ve beni gülümsetmişti. İki boncuk da abilerinin kopyasıydı. Biz yolda el ele tutuşup gederken abisinin elini bırakıp yanıma geldi prensimiz;
Aren:
--Adin nee?
Dedi elimi tutarken:
--Kumsal, senin adın nee?
Diyerek eşlik ettim ona, herkes de küçük bir kahkaha oluştu. Prensesimiz merak edip kfasını kaldırdı ve olanları izlemeye başladı:
--Ayen, otula (okula) gidiyon mu?
--Gidiyoom, sengidiyon mu?
--Hadır (Hayır), ama yadın didicem!
Mert'e baktım kaşlarımı çatıp:
--Yarın?
--Bir yıl sonra.
Kahkahayı bastık, bu minnoşlarda zaman kavramı yoktu. Prensesimiz kafasını kaldırıp konuştu çok tatlıydı sesi:
--Ayen!
--Ne!
--Sedin (senin) ayaban biz de talmış!
--Bışı olmaz, bande bir suru var.
_______________________________________________________________________________
Saat akşam 08:24 ve biz kiralık arabamız ile Kocaeli'ye gidiyoruz. Biz ne kadar uslu dursak da prens ve prensesimiz durmuyordu, bir kaç dakika önce "Neden oturuyorsun?" Diye kavga ettiklerine yemin edebilirim. Tanışmaları bizim için iyi olsa da, Berber yönleride vardı;
Bengü:
--Yaa tonusma (konuşma)!
--Tonuturum!
Kayra:
--Kimse konuşmuyordu zaten abicim.
--Hayır!!! Tonusuyodu!!!
--Aren, konuşmuş olsan olmaz mı?
Mert:
--Evet abicim olmaz mı?
--HAYIR!!!
Diye bağırarak ağlamaya başladı. Konuma göre çok az yolumuz kalmıştı, fakat hamur yağdığı için trafik kiltti;
Nil:
--Yanınıza neden çanta almadınız?
Çok haklısın Nilişim...
Mert:
--Neden alalım?
Ben:
--Bu tür can sıkılmaları için oyuncak koymak ve bez'e ihtiyaçları oldukları için çantaya bez koymak için.
İkisi de aynı anda birbirine baktı, sonra ise arka koltukta oturan iki küçük canavara;
Kayra:
--Bir kere benim kardeşim o kadar çabuk sıkılmaz.
Ben:
--Ona ne şüphe!
Nil:
--Siz arkadaki bu berbat kokunun farkında değilsiniz galiba!
( Yazarın otu:Üzgünüm ama böyle bir sahne koymadan içim rahat etmezdi)
Mert:
--Ne kadar yol kaldı?
--Buradan sa--
Aren:
--Abi çişim geldi!
--Ne yapayım abiciğim?
--tutalete dötür beni!
--tamam azıcık sabret.
Tekrardan bana baktı Mert:
--sağa mı dönüyorum?
--evet. Bu sokakta bekliyor olması lazım.
--tamam o zaman arabayı şuraya çekiyorum, yürüyelim azıcık bir şey olmaz.
Begüm:
--ABİ!
Kayra:
--efendim abiciğim.
--Ayen beni sıtıştırıdo!
--tamam ineceğiz zaten şimdi.
Asıl burada zor olan, çocuklar daha küçük olduğu için bağıramamak. Mert hoş bulduğu bir yere park etti. Büyük bir caddedeydik, araba durur durmaz kendimi dışarı attım. Bu hengameden kurtulup Nil'in yanına geçtim:
--nasıl olur da çocuklar için bir şey almazlar anlamıyorum!
Nil:
--al benden de o kadar!
Biz yavaş yavaş kaldırımdan yürümeye başladık, arkamızdaki savaşı görmezden geliyorduk:
Aren:
--abi çişim var!
--yürü şuradaki benzinliğe gidelim.
Boş bir kaldırımda ilerliyorduk, adımlarımız yavaş ve naifti. Uras'sa gördüğüm yerde tekme tokat dalmak istiyorum. Suçu ise kendini bana aşık etmekti! Ben aşkı böyle mi tadacaktım? İlk aşkı böyle mi görecektim? Bana çok büyük bir borcu vardı. Adımlarımızın yavaşlığı kaldırımda yalnız başına duvara yaslanmış orası gördüğümüzde hızlandı, hem de nasıl bir hız. Nasıl olduğunu anlamadan birkaç saniye içinde yanında ışınlanıyordum sanki. Kendisi kaldırımın öteki ucuna baktığı için beni başta fark etmemişti:
--Uras...
Seslenmem ile bana döndü. Bir yandan koşuyor diğer yadan da ağlıyordum, göz yaşlarım arttıkça yağmurun da gürleşiyordu. Sanki benim ile birlikte ağlıyordu gök yüzü, gittikçe hızlandım. O da koşmaya başladı bu sefer, birkaç saniye içinde kendimi kollarında buldum. Yüzündeki yaralara baktım, sanki bir panter gibi saldıpmıştı. Gözünün kenarında hafif bir morluk vardı. Saatlerce, belki de dakikalarca sarıldık. Ellerimizle sarılmamız bittikten sonra, gözleri ile sarmaladı beni. Hıçkırıklarım başladı bu sefer, sokaktaki tek tük insanları önemsemeden bağırmaya başladım:
--Neredesin sen?(!) Seni bulmak için neler yatım haberin var mı?(!)
Cevap vermedi... Devam ettim aynı ses tonum ile,
--Gittiğin günden beri koarakollardayım ben!!! Tamam zorla oradaydın anlıyorum, ama insan bir haber verir! En azında mesaj atayım der! Hiç mi şansın yoktu, hiç mi telefonu eline ala--(sözüm kesildi)
--Aradım ama bir kere yaptım bunu, neden biliyormusun? Çünkü korktum, utandım. Evet itiraf ettim sana, aşığım dedim. Ki hala daha deli gibi aşığım sana. Peki neyden korktum biliyormusun 'ya bu tek taraflı bir aşk ise' her an, her saniye aklımda bu düşünce vardı. Ve hala daha var.
Sesi benim ki kadar sert değildi, aksine en yumuşak hali idi. Az önceki gür sesimi azaltarak cevap verdim:
--Uras, sen ne dediğinin farkındamısın?
Cevap vermedi, devam ettim:
--Ben her gün 'iyi midir acaba' deye ölüp biterken, sen bunu mu düşünüyordun!
Cevap vermedi, göz yaşlarım ile gözlerine baktım:
--Söylesene! Bunu mu düşünüyordun?(!) Bak anlıyorum seni, aşık olabilirsin.
Artık ellerim yumru halini almıştı:
--Ama bana da acı yaşatmaya hakkın yok!!!
Her hecede omzlarına vurdum. Ne kadar acısam da tutamıyordum kendimi, arkadan Mert'in sesi yükseldi:
--Kumsal...
Omuzlarına vurmaya devam ettim. Durduramıyordum içimdeki öfkeyi:
--Sen orada aşk acısı çekiyorsan, bende burada meraktan ölüyordum! Hiç mi düşünmedin beni! Hiç m--
Uras:
--Ben mi düşünmedim?(!) Kumsal... Beni küçük, zengin bebesi gibi birisi olarak görüyorsan görme! Ben en azından gitmeden önce Aşkımı itiraf ettim. Eğer zorla evlendirilirsem tek seni sevdiğimi bil diye, sen yapman gerekenden fazlasını yapmışsın teşekkür ederim. Ama ben sana oradan hiç bir şey yapamazdım, hapisanede gibiydim çünkü!
Tekrardan omzuna vuracaktım ki arkadan bir kol beni geri çekti:
Mert:
--Kumsal, Uras haklı. Evet seninde haklı olduğun yerler var ama bütün suçu ona atamazsın. İçindeki ne ise bu durum yüzünden içindekileri ona kusamazsın.
Sesi sert ve gürdü. Büyük bir bocalamanın ardından Nil koluma girdi. Uras ve Mert önden hızlı adımlar ile ilerliyordu. Arabaya vardığımızda Mert durdu, arabadan kavga sesleri geliyordu;
Uras:
--Ne oluyor içeride?
--Bizim bücürükler kavga ediyor.
Arabanın içinden bir ses yükseldi;
Kayra:
--Aşkım! Şuradan ıslak mendili verirmisin?
Nil arka koltukta oturan Kayra'ya torpitodan ıslak mendil verdi. Arabadan çıktıktan sonra dudaklarını birbirine bastırdı:
Mert:
--Ne oldu? Ne gördün içeride?
--Boş verin.
Birkaç dakika sonra elinde katlanmış bez ile çıktı Kayra:
--Aşk olsun hayatım, ne biçim bir yalan bu! Gir görümcenin bezini bağla!
Nil büyük bir kahkaha tufanı kopardı. Şu durumda mı yaa! Gülmemem lazım şimdi, arka kapıyı açıp içeriye girdi. Aren direksiyon ile güya araba sürüyordu, hiç bir şey umrunda değildi. Mert gözlerini devirdi, Uras çatık kaşları ile olanları izliyordu. Kayra orama geri gelip:
--Ne oldu da kaçırdım?
Bez bağlama işi ve oyun işi bittikten sonra herkes arabaya bindi. Hiç kimse konuşmuyordu...
______________________________________________________________________________
Bölümü beyendiniz miii? Bir tık kıyamet koptu diyebilirim. Beyendiyseniz ne mutlu bana.
Seviliyorsunuz...🤍🤍❤️❤️💙💙
Bölüm etkileşimi
