25. bölüm · Kazaen aşk
Zaman
Şuan yedi kişi küçücük kuliste hazırlanmaya çalışıyoruz. Daha doğrusu hazırlanamıyoruz çünkü Eyyüp ve Uras kavga etmeden duramyor:
Uras:
--Yarım saattir ayna başındasın, çıkta kendimize bakalım!
Eyyüp:
--Yakışklı olmak zor Uras'çım.
Nil:
--İkinizde susun daha fazla kavga istemiyorum!
Mert:
--Nil haklı, bizimde sabrımızın bir sınırı var arkadaş!
Kumsal:
--Eyyüp, müzik işi tamam mı?
--Tamam.
Ne kadar şikayetçide olsam kostümlerimizi çok beğenmiştim. Şuan iki kat giyinmek beni terletmese daha iyi olacaktı ama neyese.
Bir karar ver, iyi mi? değil mi?
''İyi, iyi.'' duvara yaslanmış şemsiyemi alıp, perdeleri kapalı olan büyük sahnenin kenarına koydum. Mert ve Kayra iyi iş çıkarmışlardı. Kostümünü giyinen tek kişi ben değildim, Uras'da giyinmişti ve çok yakışmıştı. Başına taktığı kırmızı, tüllü takke eskileri belli eden en büyük semboldü.
Kumsal:
--Uras ile ben giyindik hadi sizde giyinin kostümleri!
Mert:
--Sakalı takmasam olmaz mı?
Hepimiz aynı an da ''Olmaz!'' diyice, altta kalmadı:
--Vicdansıslar!
Hepimiz hazırız, sahnede buna dahil. Öğretmen ve öğrencilerin seslerini duyabiliyordum;
Elif:
--Ayy, çok heyecanlandım ben!
--Ne yalan söyleyeyim bende.
Kayra:
--Oyunculuğa ilk adımı yapıyoruz bu gün, heyecan en normal şey.
Mert:
--Sen mantıklı konuşurmydun ya.
--Konuşuyormuşum işte.
Uras ve Eyyüp birbirlerine ters bakışlar atmak ile meşkuldü. Ve o ses geldi, müdür iki kez mikrofona vurdu. Ve söze girdi:
--Sayın öğretmenlerimiz ve sevgili öğrenciler;
Şimdi sıra, hazırlıkları boyunca bizleri dahi meraklandıran o grubunda.
Kendilerinden nasıl bir gösteri izleyeceğimizi elbette söylemeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki; biraz geçmişe gidecek, farklı bir hikâyeye tanıklık edecek ve sahnede hiç beklemediğiniz anlarla karşılaşacaksınız.
Bakalım bu grubun, hazırladığı gösteri sizleri şaşırtabilecek mi?
Oyuncularımızı sahneye davet ediyorum. Alkışlarınız onlara!
Ben, Elif ve Nil hemen sahneye atlayıp yerlerimizi aldık. Türkçe hocamızın seçtiği Şevval isimli bir kız hikayemizin anlatıcısıydı. Ve perdeler açıldı Şevval konuşmasını yaptı ve sıra o konuşmayı gerçekleştirmek üzere, bize düştü.
İlk perdenin bitmesi ile sıra ikinci perdeye geçti. Busefer sıra Kayra ve Uras'taydı. Kartondan yapılmış ağacın önünde oyunculuklarını göstermeye başladılar, birkaç replikten sonra sıra bana geldi. Öne atılıp ezberimi söyledim;
Ben:
--Gönlümün tek sahibi.
Uras:
--Zühre'm. İyisin değil mi?
Ben:
--İyiyim ama kötü haberlerim var.
Uras:
--Ne ola ki?
Ben:
--Babam, Rauf Bey ve ailesini yemeğe davet etmiş. Bu sefer iş ciddi gibi duruyor.
Eyyüp:
--İş ciddi zaten Zühre Hanım.
Eyyüp senin burada ne işin var?(!) İçerid kavga ettiğiniz yetmiyormuş gibi birde burada mı olay?
Uras:
--Ben varken bu iş ciddi olamaz Rauf Bey.
Ayy, kavga en sevdiğim!
''İç ses sus birde seninle uğraşamam!'' lütfen Uras olay yok. Lütfen! Sakin kal. Eyyüp birkaç adım attı:
--Sorarım sana Zühre'm-
Uras:
--Ne dediğine dikkat-
--Birisine ulaşmak için, başka birisini kullanmak şartmıdır?
Kulis kapısından endişeli gözler ile bana bakan Elif'i gördüm. Gözlerimi Eyyüp'e diktim:
--Eğer kullandığımız kişi bunu hak ediyorsa evet, şarttır.
Ortamda büyük bir sessizlik oldu. Gözlerim istemsizce Uras'a kayıyordu, gördüğüm kadarıyla söylüyorum eğer Eyyüp gitmezse 2. Dünya savaşı çıkacak. Çok net;
Kumsal:
--Şimdi... Lütfen buradan gidin. Beni sevdiceğimle yanlız bırak-
Mert:
--Ne oluyor burada!
Ben:
--Baba...
Senaryo bitik durumda, Mert cebinden bir silah çıkartıp Eyyüp'e verdi. Bir dakika, ölüm sahnesi şimdi değil ki! Normalde Uras elinde, bir boya ile doldorulmuş küçük bir paket tutacak vurulurken o paketi patlatacaktı. İşler iyice karıştı! Sahneye Elif'de girdi bu sefer:
--Rauf oğlum, Bey yapmayın.
Nil çamların arasındn çıkıp:
--Baba yapma!
Senaryoyu bozmamak adına Uras'a döndü bakışlarım:
--Git, kaç buradan! Sen ölürsen ben yaşayamam, git!
--Hiçbir yere gitmiyorum Zühre!
Mert kulise doğru ilerledi. Nil'de arkasından gitti. Kulis kapısının önünde bir şeyler tartışmaya başladılar.
Uras:
--Zühre git, bunu görmene izin veremem.
--Ben hiç bir ye-
Ve bir ateş sesi, bu sesin bu kadar fazla olması normal mi? Uras yere kapaklanı, elinde boya paketi yoktu nasıl kan akıyordu? Yoksa... Hayır, hayır, hayır saçmalama Kumsal, gerçek kan olamaz bu!
Bence gerçek. Bak kıpkrmızı, bordo renginde...
''SUS!'' dedim kendi kendime. Dizlerimin bağı çözüldü o an, kendimi yerde oturu vasiyette buldum. İzleyenler ve biz sahnedekiler, herkesin gözü Uras'taydı.
Kumsal:
--Yusuf...
--Yusuf.
--Yusuf!
Nefes nefese bir şekilde Uras'ı sarstım.
--YUSUF!!!
Kırmızı tüllü kostümüm kan içindeydi. Uras'ın kanı içindeydi... Kayra'da yere çöküp, Uras'ı kontrol etmeye başladı. Ben ağlamam nefes alamayacağım kadar şiddetlendi.
Ya, gerçekten öldüyse ne yapacağız biz...
Nil kulisten çıkıp, Elif ile beni ayağa kaldırdılar. Hocalar niye tepki vermiyordu, dayanamayıp bağırdım:
--Hocam ambluansı arasanıza! Neden hepiniz tepkisizsiniz, sevgilim kanında ölecek!
Hocaların hepsi ani bir korku ile ayaklandı. Uras'ın etrafına toplandılar, Eyyüp kenarda , olanları şok içinde izliyordu. Yanında da Mert vardı. İkisinin üstüne yürüyüp:
--Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz yaa! Hadi, gerizekalıyım, Eyyüp yaptığına inandım. Ya, sen!
--Gerçek silah olduğunu bilmiyordum!
Her şey karma karışıktı, o sırada Kayra bana seslendi:
--KUMAL!
--EFENDİM!
Yanına gittiğimde, Uras hala aynı durumdaydı:
--Sevgilim.
deyip elini tuttum sıkıca, zorlıu ile konuşmaya başladı:
--Sevgilim...
--Buradayım, korkma.
--Birincisi; ben korkak değilim. İkincisi; eğer birdaha beni Eyyüp ile kıskandırmaya çalışırsan tepkim farklı olacak. Üçüncüsü; senin her zaman yanımda olduğunu zaten biliyorum.
--Şu halde bile ya.
--Hatırlıyor musun seni öptüğüm ilk günü?
--Hatırlıyorumda konu bu de-
--Konu bu eğer bu benim son günümse konu bu olmak zorunda!
Şu halde bile sinirleniyor kurban olduğum.
Bence o senin kurbanın olur ama neyse...
__________________________________________________________________________________
4 YIL SONRA
Arkadaşlarımız ile çıktığımız ayrı ev ve odamdaki sandalye de oturan Uras;
Kumsal:
--Azıcık daha uyusam olmaz mı?
Nil:
--Yani sen bilirsin, geç kalmak istemiyorsan uyan!
--Geç kalmak istemiyorum.
--O zaman uyan.
--Off!
Uras:
--Ya, çıkayım işte ne olacak?
--Olmaz!
--İkimizin sevgili olduğunu yıllar önce söylemiştik diye hatırlıyorum. Ve farkındaysan yarın düğün var.
--Umrumda değil! Şimdi sus ve beni takip et.
Ayağa kalkıp odanın kapısından dışarıyı gözetledim. Elim ile Uras'a 'gel' işareti yaptım. Sözümü dinleyip geldi,
--Beni takip et. Senin odanın önüne geldiğimizde hemen içeriye gir.
Dedim en kısık sesim ile. Dudaklarını birbirine bastırdı, salak şu durumda bile gülüyor. Çok şükür ki odanın önüne geldik:
--Gir odana hemen.
--Yanaktan bir öpücük alayım öyle.
Yanğımı Uras'a uzattım, öptü ve hemen içeri girdi. Bende sanki hiçbir şey olmamış gibi mutfağa girdim. Kızlar kahvaltı hazırlıyorlardı. Beyler salonda futbol ile kafayı yemiş bir şekilde ekrana kitlenmişlerdi. (Amerikan mutfak)
Kayra:
--Günaydın yenge.
--Günaydın.
--Dün gece rahat uyudun mu yenge?
--Evet... Neden?
--Dün gece gördüklerimden sonra pek emin olamadım da.
--Ne gördün?
Kısa bir sessizlikten sonra Kayra heyecanla konuşmaya başladı:
--İçimde tutamayacağım! Gece su içmeye kalktım, birde ne göreyim siz ikiniz Uras'ın odasından çıkıp senin odan giriyorsunuz! Sende bir endişelisin, bir endişelisin anla-
--Tamam Kayra dur, yoksa o ağzını dikeceğim!
Nil:
--Beklemiyordum.
Elif:
--Bende.
O sırada uras salona giriş yaptı:
--Ne konuşuyorsunuz?
Mert:
--Dün geceyi.
--Sormadım sayın.
Elif buz dolabından kahvaltılıkları çıkartıp masaya dizdi. Bizim öküzlerde beş yaşında çocuk gibi ekrana odaklanmışlardı.
Nil:
--Haydi, sofraya!
Uras koltuktan kalkıp yanıma geçti ve tbağımı hazırlamaya başladı. Beylerde aynısını yapıyordu, Elif çayları doldurdu bende ayağa kalkıp herkese çayını verdim.
_______________________________________________________________________________
Bir gelinlik mağazasındayım ve çok kararsızım, annem yanımda. Evet doğru duydunuz yanı başımda. Bu hikayede onu hiç görmediniz, aslında onu burada görmek benide şaşırttı. Neyse Uras ile ellerimiz birbirine bağlı, her zaman olduğu gibi. Sadece üçümüz değil bütün ekip hatta Uras'ın aileside burada. Mağaza sahibi bana üç model gösterdi ve içlerinden bir tanesine bayıldım!
Çalışan:
--O zaman kabinde bir deneyelim.
Minik adımlar ile çalışanı takip ettim.
--Buyrun burada deniyebilirsiniz, gösterdiği kabine girdim. Seçtiim elbise okar şaşalı olmadığı için kendim giyebilirdim:
Gelinliği giyindikten sonra daha farklı bir heyecan oluştu içimde, kabinden çıktığım gibi Uras'ın dudağı iki yana kıvrıldı sonra elini bana uzattı. Uzattığı eli tuttum ve kendi etrafımda döndüm:
--Nasıl, yakımış mı?
--Sana herşey yakışır ama çok merak ettiysen bak aynaya.
Bir elim Uras'ta aynaya doğru ilerledim. Gerçekten çok yakışmıştı.
Tü... Tü... Tü... Tüh, maşallah bize. Nazarlar değmesin!
''Değmesin! Değmesin!'' ilk defa katılıyorum iç ses. Heyecanlı bakışlarım ile Uras'a döndüm:
--Bunu alalım lüfteeen!
--Diğerlerine de baksaydın.
--Sende söyledin hepsi yakışacak, ilk yakışanda bitirelim mevzuyu. Hem ben sana damatlık bakmak istiyorum!
--Tamam, bunu alalım.
Hemen kenarda Kayra ve Nil'in gelinliklere gülerek hatta cilveleşerek baktığını gördüm. Ama umursamadım yarın düğünüm vardı sonuçta. Aslında biz şuan evliyiz, hatta yüzüğüm bile parmağımda takılı. Ee... Düğün ne için diye sorarsanız. Uras ile yıldırım nikahı kıydık derim, çünkü bunu yaptık.
Şuan damatlık almak için başka bir mağazadayız, burada bir sürü çeşit var. Beğenip Uras'a gösterdiğim bir çok takım var ama o beni izlemekle meşkul:
--Aşkım bak buda çok gü... Sen beni dinliyormusun?
--Hayır. Ama seni izliyorum sayılır mı?
--Sayılmaz, eğer ilgi istiyorsanız dinlemek zorundasınız Uras Bey.
--Eğer dinlemezsem geceleri bana ilgi yok yani.
--'İlgi'nin 'İ'si bile yok.
Merve Hanım (Kaynanam):
--Oğlum bak burada daha güzeller var!
Kumsal:
--Annende ilgi almanı istemiyor galiba.
--Ben şuna bir bakayım yoksa seslenip duracak.
Dedi ve yanımdan gitti beyefendi. Neyse kıskançlık yok Kumsal,
Ay ben çok iyi hissetmiyorum. Yatsam uyurum şuan, çok uykum var. Tabii yorulduk bu gün.
''Valla bende öyleyim iç ses.''
Uras:
--Güzelim sen iyi misin?
--Yorgunum biraz.
--Gel bakalım sen benim ile.
--Nereye gidiyoruz? Gelmicem, senle kalıcam!
--Arabada yat, uyu biraz.
--İstemiyorum.
--Tamam, gel o zaman benle.
Uras'ın elini tutup onu takip ettim. Şuan sarhoş gibiyim, yorgunluktan önümü göremiyorum. Uras beni kabinlerin yanın da olan bir kenarsız pufa uturttu. (Hani varya ayakkabı dükyanlarında olan onlardan işte.):
Uras:
--Anne denememize gerek yok, hem Kumsal'da çok yorgun. Alıp çıkalım.
--Olmaz öyle şey daha bir sürü deneyeceğin takım var!
Kaynatam:
--Uras haklı hanım, alıp çıkalım. Hem bence bu oğlumuza olur.
Kumsal:
--Uras gir içeri dene şunu. Annen haklı bir sürü daha takım denemen lazım, bir tane ile olmaz.
Uras dizlerimin önünde diz çöktü:
--Güzelim, yorgunsun daha fazla yormak istemiyorum seni.
--Beni yormuyorsun, dene ha...
Ve gözlerim kapandı.
_______________________________________________________________________________
--Beni yormuyorsun, dene ha...
Ve uyudu, kafasının sağ düştüğünü görmek ani bir refleks ile onu tutmamı sağlamıştı.
--Bak anne, yorgun olduğunu söyledim. Tanımayacak mıyım karım olacak kadını.
Annem:
--Bu kızı hiç gözüm tutmadı.
--Anne senin saçma sapan düşüncelerin ile kafamı yormayacağım.
Kumsal'ı yavaşça kucağıma aldım ve arabaya götürdüm. Uyuyuşu bile güzel, birkaç gün boyunca izlesem bıkmam. Ama annem sıkıntı, iyi anlaşacağa benzemiyorlar. Dudağının kenarına minik bir öpücük bırakıp kapıyı kapattım. Ama onu arabada yanlız bırakmak içimi yakıyordu.
O sırada annemin bana seslenişini duydum ve rabanın kapılarını kitleyip bir gözüm arkadaoradan ayrıldım.
______________________________________________________________________________-
Göz kapaklarım açılmayı reddediyordu, ama ben açılmaları için her şeyi yapıyordum. Çünkü bu gün düğünüm vardı. Gelinliğim, düğün salonum, kocam ve çalınacak şarkıların hepsi hazırdı ama ben değildim.
Elif:
--Kız öğlen oldu saat iki buçuk! Kahvaltı da yapmadın.
--Canım istemiyooo!
--Ergen, ergen bağırma. Üstüne atlarım!
Uras:
--Kim? Kimin üstüne at... Kumsal, sen iyi misin hayatım?
--Sadece yorgunum.
--Bu yorgunluğun dün geçmiş olası lazımdı.
Ve gözlerim tekrar kapandı...
Uras:
--Güzelim.
--Ne?
--Kalk kahvaltı yapalım. bak yemek getirdim.
--Tamam.
Kayra:
--Uranüs!
--Ne?
--Senin damatlık nerede, annen soruyor.
--Yatağıın üstünde.
Uras bana bir kaşık çorma uzatmışken sordum:
--Benimkiler de burada mı?
Kaşıktaki çorbayı içtim.
Uras:
--Baban, düğün salonuna gelçecekmiş direkt. Abin ve annen burada.
İkinci uzattığı kaşıktaki çormayı da içtim.
--Herkes hazır-
Nil:
--Siz ne yapıyorsnuz burada? Herkes hazır.
Uras:
--Gelin ve damat olarak biz hazır olmadığımıza göre...
Kaynanam:
--Yemeğin sırası değil oğlum.
Kumsal:
--Aşkım annen hak-
--Haklı değil. İç bakayım bu kaşıktaki çorbayı da.
O an düşündüm ki baba olmak Uras'a çok yakışır. Bir oğlumuz olsa mesela, onunla araba oynuyo olsa.
Düşüncesi bile güzel...
''Dimi iç ses.'' ne ara büyümüştük, koskoca 4 yıl. En son lise 4. Sınıf saçmalıkları yapıyorduk, neymiş 'benim ile sevgili rolü yapacak'mış falan filan. Bu anılardan benim için en üzücü geçen, sahnede taşadığımız faciaydı. Uras tam bir ay komada kalmıştı, hepside benim saçma sapan oyunlarım yüzünden. Tabii Eyyüp denen o pisliğinde suçu yok denemezdi.
Oyuncak silah ile gerçek silahı o değiştirmişti. Suç sırf Mert'in üzerine kalsın diye son saniye kuliste senaryoyu değiştirmişti. Bu Uras'ın bana verdiği son kaşıktı, tabağı komidine koyup, gelinniğimi odama getirip çıktı.
Hazırlanma odasındayım, karşımda bir ayna var. Arkamda benim ile ilgilenen görevli.
Görevli:
--Heyecanlı mısınız?
--Çok!
--Bir yastıkta ocayın inşallah.
--Amin.
O sırada odaya bizim kızlar ve annem girdi:
Nil:
--Ağlamicam.
--Sakın benide ağlatrsın, makyajım bozulur.
Elif:
--Çok güzelsin.
--Teşekkür ederi bir tanem.
Şaka maka çok güzel elbiseler seçmişlerdi. Onlara çok yakışmıştı. Annemin gözünden bir yaş damla süzüldü:
--Anne yapma böyle.
--Ne yapmışım?
--Ağlama.
Annem arkasını dönüp göz yaşlarını sildi. Yüzünde bir gülümseme ile bana baktı ve arkama geçip saçlarımı önüme yavaşça savurdu. Ellerirni omuzlarıma koyduğu sırada kapıdan bir ses geldi;
Uras:
--Hayatım, seni bekliyorum hazır mısın?
Anneme baktım, ağlamamak için zor duruyordu. İlk defa annemi böyle görmüştüm.
Evlat özlemi çekmemiş olan bir ebeveyin tanımıyorum Kumsal...
''Haklısın iç ses.''
--Geliyorum aşkım!
Heyecan ile kapıyı açtım, açmaz olaydım. Ben bu adamı bir kere daha görürsem eririm, hatta şuan eridim. Uras bana baktı ben ona, şuan karşımda duran kişi;
Benim ilk aşkım...
Bir zamanlar lise yıllarında sevgili rolü yaptığım o genç çocuk...
Ve asıl önemli olan ise , şuan benim kocam olmasına az kalmış olmasıydı...
Uras gözünden akan damlaya tam el sürecekken ondan önce davranıp ben sildim o damlayı.
--Ağlamak yok hayat arkadaşım.
Arkasını dönüp göz yaşlarını sildi ve bana elini uzattı:
--Lütfeder misiniz haımefendi?
--Tabiki.
Diyip uzattığı eli nazikçe kavradım, ellerinin sıcaklığı beni öldürüp bitiriyordu. Uzun bir koridorun sonuna doğru gelmiştik ki annem önümüze geçip salondaki yerini aldı. Yüksek seste bir müzik çalmaya başladı. Salonun ortasına geldiğimizde şarkının sözleri başladı;
Değdi saçlarıma bahar küleği,
Nazende sevdiğim yadıma düştü.
Uras iki eli ile belimi kavradı, bende ellerimi göğsüne yerleştirdim. Yavaş adımlar ile dans ederken müzik bize eşlik ediyordu;
Her erin bahtına, bir güzel düşer.
Sende tek menim yadıma düştün,
Nazende sevdiğim yadıma düştü.
Başımı Uras'ın göğsüne yasladım,
Uras:
--Bu gün o ilgiyi alacak mıyım yavrum?
--Belki.
--Eğer almayacaksam heyecanlandırma beni.
--Çok umutlanma o zaman.
Şarkı arkada devam ederken anons geldi:
''Çiftimiz dansını yaparken çocuklarımızı geride tutalım lütfen.''
Tam o sırada yakınımıza üç yaşında bir kız çocuğu geldi. Çok tatlıydı, nazikçe atağimi çekiştirmeye başladı. O sırada anons tekrar yapılıyordu. Başımı kaldırıp Uras'a baktım:
--Sizden mi?
--Yeğenim.
--Çok tatlı.
--Öyledir.
--O da dans etsin bizimle.
Uras yeğenini kucakladı hemen. Sağ eli ile minnoşu tutarken sol eli ile belimi avramıştı. Bende sol elimi omzunda bir biçimde dans ediyorduk. Bir yandan dans ediyor, bir yandan da şarkıyı söylüyorduk:
Sensiz dağ döşüne çıktım bu seher,
Ötü kumru gibi gülşen laleler.
Biz söyledikçe gülüyordu. O an aklıma bir şey takıldı. Uras'ın ablası evli değildi, nasıl çocuğu olabilir.
--Uras, Evin abla evli mi?
--Yoo.
--E, yeğenin nasıl oluyor?
--Abim gibi gördüğüm bir akraba varda onun kızı.
--Hee.
Küçük kıza döndüm:
--İsmin ne senin?
--İlay.
--Ooo... Çok güzel ismin varmış.
--Hi... Hi
O sırada şarkı bitti ve başka bir şarkı çalmaya başladı. Bu öbür müzükten daha hareketliydi.
Hatırla sevgilim, o mesut geceyi.
Çamların altında, verdiğin buseyi...
Uras, İlay'ı kucağından indirdi. Ve Kayra hapörlorden ses verdi:
''Çiftimiz sizleri dansa davet ediyor!''
Birkaç kişi anonsu duyar duymaz ayaklandı. Bu kişilerin arasında annem ve babam da vardı.
Sakin müzikler şu an da bitti. Nikah memuru için mikrofon ayarlanıyor. Önümüzde beyaz, bir buket çiçek var. Ayakkabımın altında ise 'yazılan isimlerden kim silindi acaba?(!)' diye çıldıran kızları saymıyorum. Her şey hazır, nikah memuru konuşmaya başladı:
--Evet, bu günde bir çifti buluşturacağım.
Bakışlarını bize çevirdi:
--İyi mutluluklar dilerim.
Kumsal:
--Teşekkürler.
Uras:
--Sağolun.
--Evet, hemen başlıyalım öyleyse. Şahitlerimiz gelsin.
Mert, Kayra, abim ve Nil masanın yanındaki pufa oturdu.
--Sorarım size; Uras Yıldıım, Kumsal Demir'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
Uras:
--Şiir hakkımı kullanıyorum.
--Hak sizindir.
Mikrafona yaklaşıp konuşmaya başladı:
--Bir ömür senin ile yürürüm
Her sabah yine seni seçerim
Bir tek şeyi unutma sevgilim
Kaynanan zor kadındır.
Kaynanamın kaşlar kalktı, gözler pörtledi. Uras kaşınıyorsun he, kocacım:
--Ama sen elimi tuttuğu sürece,
Ben bu ömrü seninle seçerim...
Herkes ufaktan kıkırdamaya başlamıştı. O sırada nikah memuru bana döndü, o da gülmemek için kendini zor tutuyordu:
--Kumsal Demir, Uras Yıldırım'ı eşin olarak kabul ediyor musun?
--Bende şiir ile cevap vereceğim.
Ne? Sen ve şiir mükemmel ikili Kumsal!
''Sağol iç ses.'' ben neden dedim şimdi bunu. AAğzına ne gelirse Kumsal salla gitsin!
--Kaynanam zorsa eğer,
Bana gelinlik giymek düşer.
Sen yanımda olduktan sonra ,
Her zorluk vız gelir tız geçer.
Ne dedim ben ya, iyice saçmaladım. Aslında sona doğru gayet iyi gidiyordu ama sonda patladı. Gülmekten yarılan salona ayak uydumak için gülümsemeye başladım. Kahkahalar yavaşladıktan sonra nikah memuru, şahitlere yöneldi:
--Sizde şahitlik ediyor musunuz?
Hepsi aynı anda ''Ediyoruz.'' dedi. Sonra ikimize dönüp:
--O zaman devletin bana verdiği yetkiye dayanarak, sizleri karı koca ilan ediyorum.
Önündeki belgeyi ve kalemi bana uzattı ismimin yazdığı yere imzamı atıp kalemi ve belgeyi Uras'a verdim.
''Ayağa basılmayacak mı?(!)'' diyen birisini duymam ile topuklu ayakkabının topuğunu Uras'ın ayağına bastırmam bir oldu. Acıyı hissettiği gi eli ayağına eğildi:
--Azıcık insaf.
--Ben çok insaf yaptım sana.
İmzasını atıp abime uzattı. Herkesin imzası alındıktan sonra yöresel olduğu belli olan bir şarkı çaldı. Bu müzik çok tanıdıktı... Bu, Rakkas'dı. Eskiden oynamayı en sevdiğim dansdı bu.
Uras:
--Oynumayacaksın dimi.
--Kıskanılıyor muyum?
--Evet.
_______________________________________________________________________________
Bu bölümde böyle oldu. Umarım sevmişsinizdir.
Seviliyorsunuz...🤍🤍💙💙❤️❤️
