20. bölüm / 23
Kazaen aşkEn sevdiğim, en sevdiğim!!!
Bölümler 23Şu an: En sevdiğim, en sevdiğim!!!
- 1 Kitap ile ilgili bilgilendirme118 kelime
- 2 Doğruluk mu cesaretlik mi?219 kelime
- 3 Mutlu sabah429 kelime
- 4 Buldum987 kelime
- 5 Kimsin sen?353 kelime
- 6 Instagram'da193 kelime
- 7 Küçük bir rol1.542 kelime
- 8 Fotoğraf1.065 kelime
- 9 Saçlarım!1.019 kelime
- 10 Yıllar geçmiş gibi763 kelime
- 11 Bir günde iki bölüm!(Süprizim)798 kelime
- 12 Nil1.217 kelime
- 13 Sıcak sabah, acı akşam1.328 kelime
- 14 Gezi2.039 kelime
- 15 İntagram'da179 kelime
- 16 Sus!450 kelime
- 17 Parti1.377 kelime
- 18 Yangın1.122 kelime
- 19 EX629 kelime
- 20 En sevdiğim, en sevdiğim!!!2.163 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Zaman2.699 kelime
- 22 İntagram'da962 kelime
- 23 Son140 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dünden beri Eyyüp ile rol icabı sevgiliyim. Ve artık gerçektende kendimi vicdansız gibi hissediyorum. Dün Uras okulda değildi, ama bu gün kesin gelecekti. Emindim. Onun bana yaşattığını bende ona yaşatacaktım! Görürdü o!
Bu hikayedeki günah keçisinin suçu ne Kumsal Hanım?
''Bana aşık olması iç ses.'' diyerek kendimi avuttum. Kulaklığımı takmış okul için yolda ilerliyordum şarkı en sevdiğim yerdeydi. Gerçi daha yeni başlamıştı:
Ah, o güzel gözlerin döndürüyor başımı
Lütfen seni izlerken hor gör bu telaşımı
''Abi adam yapıyor ya!'' dedim kendi kendime. Arkamdan gelen ses ile irkildim. Kayra öküzü ouzlarıma bastırmıştı, Mert'de yanındaydı;
Kumsal:
--Öküz!
Kayra:
--ayıp oluyor yenge.
--hak ediyorsunuz ama.
Mert:
--Ne yapmışız?
--Bir de soruyor!
Kayra:
--Nil hiç ağladı mı? dün olanlardan sonra.
Elimi Kayra'nın omuzuna koydum:
--bak akıllı adam nasıl sevgilisini anlıyor, gerçi oda satıcı çıktı.
Mert:
--benim sevgilim yok.
Kayra:
--lan yürü git! Görmedik sanki. Her zaman shipleyeceğim ve yine shipliyorum, Mert kalp Elif!
İkisini de umursamadan yoluma devam ettim. Biriyle konuşmayacaktım, ne uras'la ne de bu iki salakla.
Bu kadar emin olma...
"Sen de sus iç ses!" Deli ediyor bu hiç ses beni. İnsan olsa dalarım vallahi;
Mert:
--eyyüp'üne geri dönmüşsün.
--hiç ayrılmamam lazımmış, Uras sayesinde bunu öğrendim.
Kayra:
--Kumsal şu çocukça oyunları bırak, Uras duyunca paramparça oldu. Evet sana bu konu ile ilgili bilgi vermesi lazımdı suçlu, ama bu kadarını da hak etmiyor bence.
Haklılardı hak etmiyordu, kalbim Ne kadar hak etmediğini söylese de beynime bunu anlatamıyordum. Ve ben salak gibi gidip beynime uyuyordum.
Salak olduğunu bilmen hoşuma gitti,
En içten gözlerimi devrildim, uzun bir yokuşun ardından okulun demir parmaklı kapısının önüne gelmiştik. Ve o an görmemem gereken iki kişiyi gördüm karşımda Uras ve Eyyüp. İkisi de birbirine ters ters bakıyordu.
İki erkek. ikisi de bir tanesi eski sevgilin, bir tanesi de ilk aşkın. Vasiyetini şimdi mi yazayım yoksa teneffüstü bekler misin Kumsal?
"Şimdi yazsan iyi olur iç ses, Çünkü şu anda birbirlerine Osmanlı ve Bizans Devletleri gibi bakıyorlar."
Kayra:
--Mert kavga çıkacak!
Mert:
--en sevdiğim, en sevdiğim!!!
Kumsal:
--siz bir sussanıza!
Belki beni görmezler umuduyla kapıya doğru ilerledim. Kapıdan içeri girdiğinde Eyyüp de benimle beraber devam etti.
"Çok şükür kurtuldum, gördü ama en azından seslenmedi, kavga da çıkmadı."
Uras:
--açıklama istiyorum.
Adımlarımı durdurdum, benim duruma bile Eyyüp'te durdu;
Eyyüp:
--hiç kimse sana açıklama yapmayacak
--senden açıklama isteyen yok zaten.
Uras elleri cebinde bir şekilde demir kapının bahçeye doğru dönük olan yönüne ilerledi, o sırada Eyyüp de Uras'a doğru hareket etmeye başladı. Eyyüp'ü tutmak için arkasından koşturdum, Uras'ın yanına geldiğinde adımlarını durdurdu:
--Uras kaşınma!
--senin gibi bitli değilim, o yüzden dediğiniz eylem biz de yapılmıyor. Yapılamıyor.
--Kumsal sana açıklama yapmayacak!
--yapacak ve yapmak zorunda. Bizim işlerimize sen karışma.
--Ben onun sevgilisiyim her şeyine karışabilirim!
Uras küçük bir kahkaha attı, o sırada Mert ve Kayra eli ile selam verip okula doğru ilerlediler. Zil çalmış ve herkes yavaş yavaş sınıflara ilerliyordu.
Uras:
--sen Kumsal'ın gerçekten sana aşık olduğunu mu düşünüyorsun? Emin ol ki aldatılan bir kız bir daha eski sevgilisine dönmez. Çünkü kızlar senin gibi geri zekalı değil.
Sonra bakışlarını ve vücudunu bana döndürdü:
--vallahi sana da helal olsun, benden başka herkese inanıyormuşsun. Aslında sana orada açıklama yapmıştım, ama inanmayacağını bildiğim için bir daha uğraşmayacağım. Her şeyinize rağmen mutluluklar dilerim.
_______________________________________________________________________________
Sınıftayız ders inkılap tarihi. Canım o kadar sıkılıyor ki resim çizdiğim defter sayfası bitti. Ve beni bu eylemden kurtaran şey kapının tık tık lanması oldu. Allah'ım lütfen müdürü olsun!
Müdür:
--Nezaket hanım girebilir miyim?
--tabii ki müdür bey.
Müdürün elinde cam bir fanus vardı içinde ise bir sürü kağıt. Nil'in kulağına doğru eğildim:
--yine bir eşleştirme olacak.
--aman bizimkilerle olmayalım da dikkat edelim.
Birkaç saniye sonra müdür konuşmaya başladı:
--çocuklar biliyorsunuz ki her yıl şiir yarışması yapılıyor. Fakat bu yıl işleri değiştirdik. Bu yıl birkaç kişiden oluşan bir grup bize bir senaryo oluşturup bu senaryoyu canlandıracaklar. İlk başta okulumuz içinde bu senaryo beğenilip onaylanacak. Eğer grupta ciddi düşünüyorsa, başka okullar hatta başka konferanslarda da bu gösteri sunulacak.
Sınıftan büyük bir alkış tufanı koptu. Müdür eline havaya kaldırıp herkesi susturduktan sonra konuşmasına devam etti:
--aslında grubu çoktan belirledik. Elimde tuttuğum bu fanus gruptaki kişileri belirlemek için değil, senaryonun niteliği ile ilgili. Şimdi gruptaki kişileri buraya çağıracağım bu kişiler seçtikleri kağıtta yazan kişiyle partner olacak ve bu grup bu partner kurallarına uyarak bir sene ayarlayacak.
Elinde dosya içinde olan kağıdı kaldırıp okumaya başladı.
Bir umut... Belki hayatına oyuncu olarak devam edeceksin Kumsal.
"Bir sen eksiksin iç ses, oyuncu falan olmak istemiyorum ben." Müdür elindeki listeye bakarak okumaya başladı:
--Kayra Yavuz, Nil Bakır, Mert Akkara, Uras Yıldırım, Elif Alaca, Kumsal Demir ve Eyyüp Ayaz. Grubumuz bu 7 kişiden oluşmakta. Arkadaşlarımızı tahtanın önüne alalım lütfen!
Hay ben şansımı... Kızlara tamamım Ama şu erkeklere bir çıkarsak olmaz mıydı?
Bu senin kaderin Kumsal, (çaktırma okuyucular böyle istiyor.)
Bir kere de acısalar olmaz mı? İsteksiz bir şekilde yerimden kalkıp tahtanın önüne ilerledim. Uras ve Eyyüp'e yakınlaşmamak için Nil'in yanına geçtim. Hepimiz tahtanın önüne geldiğinde, hoca bilgilendirmeye devam etti:
--Çocuklar, bu fanustan çektiğiniz kağıt sizin partnerinizi belirleyecek. Bir erkek fazla kaldığı için kızlar, siz seçeceksiniz.
Üçümüzde aynı anda başımızı salladık. İlk başta Elif çekti kartı açtığı anda kaşları çatıldı ve Mert'e döndü.
Müdür:
--Kim çıkdı Elif kızım.
--Gereksiz biri hocam.
--Efendim...
--Ee... Şey... Mert arkadaşımız çıkdı.
--Tamam, sen çek Nil.
Nil cam fanustaki en büyük kartı seçti. Bende içimden ''Lütfen Uras ya da Eyyüp çıksın'' diye dua ediyordum. Nil kartı açtığında kaşlarının hemen çatılması, kartta Kayra yazmış olduğunun göstergesiydi. (Yazarın notu: Beni tanıyan bilir, Türkçe'm her zaman değişik.)
Müdür:
--Kim kızım,
--Kayra Yavuz diye bir şeref-
Ne diyeceğini tahmin ettim ki, hemen Nil'in ağzını kapattım. Ama bir kere çıkmıştı o cümle ağızdan. Hoca küfürü duyar duymaz gözlerini belirtti;
Kayra:
--Ne kadar ayıp dimi hocam? Cık, cık, cık hiç yakıştıramadım Nil arkadaşım!
Nil:
--Konuşma iyice kıl oluyorum!
Müdür:
--Hakaret istemiyorum! Çek, Kumsal kızım.
Doğru ya... sıra bende, hocam çekmeme şansı var mı? Hayır yani; bir tarafta güya sevgilim olan ex'sim, diğer tarafta da ilk aşkım var da.
Arkadan sesveriyorum sende katıl; Bu gün beniiim ölüm günüüüm, elveda,elveda,elveda dünyaa!
''İç ses sus!'' bir de senin ile uğraşacağım he! Bışııık, günahıma nlat sen onu! Ay... Hoca da bana bakıyor, ne yapsam çeksem mi?
Ne dün kaldı ne bu günüüüm elveda, elveda, elveda dünya!
''Lan bir sus!'' salak iç ses. Susturma tuşu varmı acaba, sesini kısmam gereken iç sesler var da.
Alamazsın anam bacııım. İman olsun başta tacıım, ne dert kaldı, ne de acıım. Elveda, elveda, elveda dünyaaa!
''Elveda dünya!'' ay ne yapıyorum ben ya! Hoca ve sınıf bana bakıyor, ben ilahi söylüyorum. İşe bak! Toparla kendini Kumsal. Bana uzatılan cam fanusdaki iki kağıttan birini seçtim. Eyyüp çıksın. Yok o olmaz, yaptığım sevgili numarası bozulabilir. Uras çıksın o zaman, o da olmaz inadım inat barışmayacağım.
Uras:
--Acun'a bağladın, hadi ya.
--Sussana sen!
Ne yapacağım ben! Allah'ım yadım et, lüfteeen! Kağıdı açtım... Ve ne göreyim!
Kağıtta!!!
Reklamlar... A101 harca, harca bitmez! Burda çeşitler hiç bitmez! A101 harca, harca bitmez!!!
''Ya, bir suss! Kağıt boş!''
Ne?(!) Ay, ben ŞOK'um sen de BİM ol.
Ben senn esprini... Neyse işime gelir kağıdın boş olması.
Kumsal:
--Hocam kağıt boş.
--Aa... İsim yazan kağıt ile karışmış demek ki. Diğerini al sen de.
İlahiyi söylemeye devam edeyim mi?
''Söyle iç ses, beraber söyleyelim hatta.'' heyecan ve korkuyla diğer kağıdı aldım. Haydi bismillah! Kağıtta!
İki tane çarparım görürsün! Ne yazıy-
--Uras, yazıyor.
_______________________________________________________________________________
Tenefüs vakti, bahçede ki bir masa da yedi kişi oturuyoruz. Biz kızlar erkeklere ne kadar öldürücü bakışlar atsak da, umurlarında olduğu söylenemez. Elim de bir kalem önümde de bir defter var.
Eyyüp:
--Ne yazıyoruz? Fikri olan var mı?
Elif:
--Benim var! Hani bir türkü var ya;
Katibimi arar iken yanım da buldum,
Katib benim, ben katibin. El ne karışır.
Nil ve ben de girdik bu sefer şarkıya;
Katibimi kolalıda gömmek ne güzel yaraşır!
--Heh! Bu türküyü anımsatsın bence senaryomuz. O zaman lar kavuşamayan çifti anlatsın senaryomuz.
Nil:
--Hatta tiyatroyu sunarken arkada bile çalabilir şarkı. Perde aralarında şarkının sesini yükseltiriz.
Kumsal:
--Karakter isimleri bende!
Kayra:
--Dekor Mert ile benim.
Eyyüp:
--Mikrafon, ses işleride benim.
Elif:
--Nil ve ben senaryo ile uğraşacağız.
Uras:
--Kostüm bende.
Kumsal:
--Birincisi; senaryoya bende yardım edicem! İkincisi; makyaj işini ben yapacağım.
Nil:
--Tamam.
_______________________________________________________________________________
Bölümü bitirmeden önce, ekibimizin yazdığı senaryoyu size göstermek istiyorum:
Yusuf: Uras Yıldırım
Zühre: Kumsal Demir
Rauf: Eyyüp Ayaz
Feride: Nil Bakır
İsmail: Kayra Yavuz
Hasan Bey: Mert Akkara
Şükriye Hanım: Elif Alaca
Anlatıcı: ???
Sabah saat 07.30 civarı. Bir yaz sabahı, Zühre odasındaki pencereden dışarıya doğru bakıyor. Elinde bir mendil var, mendilin üstünde ise kendi nakışladığı pembe çiçekler. Üstünde kırmızı, beyaz tüllü elbisesi ve dantelli yakalığının ihtişamı dışarıdaki beyefendileri ayrı bir etkiliyor.
Ama onun beklediği bir kişi var. Yusuf Bey... Centilmen, giyimine kuşamına dikkat eden ve zamanın en yakışıklılarından.
Şükriye Hanım:
Kızım, Rauf Bey ve ailesi teşrif edecekler, neredesin sen?
Zühre:
Banane Rauf Bey'den. Evlenmiciğim onunla.
Şükriye Hanım:
Laflara bak! Laflara, evlenmicikmiş. Yusuf'tan sana hayır yok kızım.
O sırada odaya Zühre'nin ablası Feride girer:
Feride:
Yine mi Yusuf? Of, gına geldi şu Yusuf'tan.
Zühre:
Umrumda değil, eğer onun ilen evlenmeme izin vermezseniz kaçarım bu evden.
Feride:
Aman sana mı kaldık? Git, nereye gidiyorsan.
Zühre, duvara dayalı şemsiyesini alıp oturduğu yerden kalkar:
Şükriye Hanım:
Nereye kızım?
Zühre:
Yusuf'umun yanına.
Şükriye Hanım:
Olmaz! Birazdan Rauf Bey ve ailesi gelecek. Eğer gidersen senide o Yusuf denen hayırsızıda bulur, öldürür baban.
Zühre narin bir kahkaha atar:
Zühre:
Babam kıyamaz bana, hem Yusuf söyledi. İsterse gelsin öldürsün, umrumda değil, dedi.
Şemsiyesini açıp hemen evden çıktı Zühre. Buluşacakları yer belliydi, Zühre'nin yerde sürünen kırmızı eteği yürümesini zorlaştırsa da pek umursamıyordu.
İKİNCİ PERDE:
Bir çam ağacının altında duruyor İsmail ve Yusuf. Yusuf sevdiceğinden o kadar bahsetmişti ki, İsmail dayanamamış gelmişti onunla. Hem belki o da bulurdu kendine bir eş.
İsmail:
O kadar bahsettin ki bu kızdan, hele bir güzel olmasın. Bana bu kızı anlattığın her salise için bir kuruş alacağım senden.
Yusuf:
O zaman fakir kalacaksın.
İsmail:
Eminsin yani.
Yusuf:
Eminim.
Birkaç dakika sonra Zühre buluşacakları noktaya gelir:
Zühre:
Gönlümün tek sahibi.
Yusuf:
Zühre'm. İyisin değil mi?
Zühre:
İyiyim ama kötü haberlerim var.
Yusuf:
Ne ola ki?
Zühre:
Babam, Rauf Bey ve ailesini yemeğe davet etmiş. Bu sefer iş ciddi gibi duruyor.
Tam o sırada karşı ki çalılıklardan bir ses gelir. İsmail öne atılıp çalılıklara doğru ilerler:
İsmail:
Orada kimse var mı?
Feride:
Yok!
İsmail:
Emin misiniz Hanımefendi?
Feride:
Eminim!
Zühre:
Abla bu olacak iş mi?
Feride saklandığı yerden çııkar. Saçları dağılmıştır, İsmail karşısındaki kadını görür görmez ona tutulmuştur:
Feride:
'Olacak' değil oldu! Annem arkandan yolladı beni, 'git bak şu deli kıza' dedi.
İsmail:
Hanımefendi sizin burada ne işiniz var?
Feride:
Anlattım ya.
Ortamda derin bir sessizlik olur. Bu sessizliği Zühre'nin babası Hasan Bay bozar:
Hasan Bey:
Ne oluyor burada?(!)
Zühre:
Baba biz...
Hasan Bey:
Sus! Yanıt verme! Eve misafirler gelsin, sen ortada yoksun! Neredesin Yusuf'unun yanında!
Feride:
Baba etme böyle, seviyorlar işte karışma sevgilerine.
Hasan Bey:
Demek Yusuf sensin.
Yusuf:
Benim efendim.
Hasan Bey:
Ben sana mektup yollamadım mı kızımdan uzak dur diye!
Yusuf:
Yolladınız efendim.
Hasan Bey:
Peki neden hala daha kızımın yanındasın!
Yusuf:
Seviyorum efen-
Hasan Bey:
Sevmiyeceksin! Yürü eve gidiyorsun Zühre.
Zühre:
İstemiyorum!
Hasan Bey:
Yürü dedim!
ÜÇÜNCÜ PERDE:
Üç gündür iki sevdalı bir araya gelememiştir. Hasan Bey, Rauf Bey ve ailesini tekrardan yemeğe davet etmiştir. Fakat bu sefer öylesine bir yemek değildir, bu gün Zühre'nin istenme günüdür. Kıyafetler giyinilmiş ve evin her bir köşesi temizlenmiştir. Kahve fincanları bile ayarlanmıştır.
Şükriye Hanım:
Feride, saçın bittiyse gel şu yemekleri sofraya götür.
Feride:
Zühre yapsın!
Şükriye Hanım:
Zühre, gel yardım et bana! Kız Zühre! Kime diyorum ben?
Zühre annesinin yanına gelir. Üç gün boyunca sevdiği adamı görememek onu hasta etmiştir.
Şükriye Hanım:
Kız sen neden hazır değilsin? Koş geceliğini çıkar, şu tüllü elbislerinden giyin.
Zühre:
İstemiyorum.
Feride:
Ne oldu sana, yüzün bembeyaz.
Şükriye Hanım:
Kızım biliyorum istemiyorsun Rauf'u. Ama senin için en iyisini istiyoruz.
Zühre:
Bu mu benim için teşrif ettiğiniz hayat! Emin olun ki şuan bana sunduğunuz hayat benim için en gereksiz olan! Ben sadece Yusuf'u istiyorum!!!
Zühre geceliği ile evden hızlıca çıkar. Annesi ve ablası arkasından koşsada yetişemezler. Zühre, Yusuf ile tanıştığı ağacın altına gider ve orada oturup ağlamaya başlar:
Zühre:
Yusuf'um ne çabuk vazgeçtin benden, ne çabuk unut-
Yusuf:
Kim unutmuş?
Zühre:
Yusuf... Sen, nasıl buldun beni?
Yusuf:
Eğer istemiyorsan gidebilirim.
Zühre:
Gitme! Kal benim ilen.
Yusuf:
Gözümün nuru, üşürsün sen böyle.
Zühre:
Sen yanımdasınya yeter o bana.
Bir kaç dakika boyunca Zühre, Yusuf'unun koynuna başını koyup yatmştır. Ortam çok sakindir, tek duydukları ses kuşların cıvıltısıdır. Yusuf sevdiği kadının o yumuşak saçlarını okşuyordur.
Yusuf:
Çok seviyorum seni.
Zühre:
Ben daha çok seviyorum.
Bulundukları alanın karşısından ayak sesleri geliyordur.
Yusuf:
Zühre'm
Zühre:
Ne oldu Yusuf'um
Yusuf:
Baban...
Hasan Bey:
Pislikler... Kızımın isteme günü, kızım ne yapıyor? Başka bir adam ile beraber!!!
Zühre:
Yusuf dikkat et. Gözü dönmüş sinirden.
Yusuf:
Sen sakin ol yeter.
Hasan Bey cebinden silahını çıkartır:
Zühre:
BABA!
Hasan Bey:
Zühre, eve dön!
Yusuf:
Eve git Zühre'm.
Zühre:
OLMAZ!
Ve son olarak iki el ateş sesi yükselir. Kuş ciklemeleri susar, yerini korku ile uçan kuşlara bırakır. Ve işte o gün bu iki sevdalının fermanı yazılır...
__________________________________________________________________________________
Bölümü beğendiniz mi? Ben o kadar yazabildiğimi düşünmüyorum, tabii yorum size kalmış. Okuyup beğenmeyenlere küserim o kadar uğraştım bu senaryo için.
Seviliyorsunuz...🤍🤍💙💙❤️❤️
Bölüm etkileşimi
