35. bölüm · Karanlıktaki Aydınlık

Yenı sezon 32. Bölüm

Elif Çiftci

2. SEZON / 1. BÖLÜM
O şatafatlı maskeli balonun düzenlendiği lüks teras, saniyeler içinde bir savaş alanına dönüştüğünde zaman durmuştu. Barut kokusu, mermer zemine sızan kan izleri ve havada uçuşan cam kırıkları… Herkes o gecenin yeraltı dünyasındaki birçok ismin sonu olacağını düşünmüştü. Ama unuttukları bir şey vardı: Karanlıkta doğanlar, tek bir kurşunla ölmezdi.
Hastanenin beyaz, soğuk koridorlarında yankılanan aceleci ayak sesleri yavaş yavaş durulduğunda, ameliyathane kapılarının üzerindeki o kırmızı ışıklar birer birer söndü. Nick ve Burak, bedenlerinde o gecenin derin izlerini ve kurşun yaralarını taşısalar da ayaktaydı. Gabriel, o karanlık odasında, yüzünde her zamanki o tehlikeli ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan tebessümüyle oturuyordu. Ece için ise saklanacak hiçbir lüks köşe kalmamıştı; çünkü o geceden sağ çıkanların gözlerindeki öfke, fırtınanın sadece ilk sinyaliydi.
Ve Alex…
Alex ne yıkılmıştı ne de sarsılmıştı. O, omuzlarındaki yük ne kadar ağır olursa olsun dik durmayı çocuk yaşta, sevgisizliğin ve babasının katı kurallarının içinde öğrenmişti. Küçüklüğünden beri zayıflığa yer olmayan bu acımasız düzende bir savaşçı gibi büyütülmüştü ve şimdi o çocukluk öfkesi, içindeki intikam ateşini harlıyordu.
Büyük holding binasının devasa kapıları büyük bir gürültüyle açıldığında, Alex içeriye adeta bir karabasan gibi çöktü. Gözleri hiç olmadığı kadar keskin, soğuk ve acımasızdı. Doğrudan öz babasının karşısına dikildi. Bu, yeraltı dünyasına yepyeni ve çok daha kanlı bir dönemin başladığının ilanıydı. Babasına karşı açacağı bu büyük savaşta geri adım atmaya hiç niyeti yoktu.
Ancak Alex, o devasa masanın başında planlarını yaparken, kalabalıkların ve en karanlık düşüncelerin ortasında bile zihninden söküp atamadığı tek bir şey vardı: Arya.
Onun yokluğu, Alex’in içindeki öfkeyi büyüten en derin sessizlikti. Arya ile yolları ayrılmıştı, aralarında artık aşılması imkansız mesafeler vardı ama Alex onun hayalini bir an olsun aklından çıkarmıyordu. Herkes Arya’nın o fırtınanın ortasında kaybolup gittiğini, belki de öldüğünü düşünürken, Alex’in içindeki bir yer onun nerede olursa olsun o dik ve boyun eğmeyen karakteriyle yaşadığını biliyordu. Çünkü Arya, o narin görüntüsünün altında, en az kendisi kadar sarsılmaz bir ruha sahipti.
Şehir, yeraltı dünyasının iki büyük gücünün karşı karşıya geleceği o büyük savaşı beklerken, gölgelerin arasında bambaşka bir nefes büyüyordu.
Karanlık henüz çökmemişti, aksine yeni bileniyordu. Ve herkesin gözü Alex’in üzerindeyken, kimse fırtınanın asıl merkezinin neresi olduğunu henüz tahmin bile edemiyordu.