60. bölüm · Karanlıktaki Aydınlık

Bölüm 56

Elif Çiftci

Arya, Alex’in devasa ve kalıplı cüssesini neredeyse tamamen kendi üzerine yıkmış bir halde, antreponun devasa demir kapısından içeri adım attı. İçerisi zifiri karanlıktı ve paslı metal ile eski ahşap kokuyordu. Dışarıdaki silah sesleri, patlamalar ve bağırtılar bu devasa deponun kalın duvarlarında boğuk yankılara dönüşmüştü.
"Buraya... Şuraya geçelim," diye fısıldadı Arya. Nefes nefese kalmıştı, bacakları o muazzam ağırlığı taşımaktan titriyordu.
Alex’i büyük ahşap kasaların arkasındaki korunaklı bir köşeye yavaşça indirdi. Alex sırtını kasaya yaslarken acı dolu, derin bir hırıltı çıkardı: "Hhh... Arya..." Sol eliyle sağ omzunu sımsıkı bastırıyordu ama parmaklarının arasından süzülen o koyu, sıcak kan durmak bilmiyordu.
Arya anında dizlerinin üzerine çöktü. Dışarıdan sızan zayıf ışıkta Alex’in o her zaman sert ve tavizsiz olan yüzünün acıdan beyazladığını, alnının boncuk boncuk terlediğini gördü. İçindeki korku bir çığ gibi büyüyordu; Nick ve Burak hâlâ ortalıkta yoktu. Dışarıdaki kargaşada yollarının kesilip kesilmediğini, başlarına bir şey gelip gelmediğini bilmiyordu. Şu an bu karanlıkta tamamen yapayalnızdılar.
"Tamam, sakin ol... Bak bana," dedi Arya. Sesi titriyordu ama elleri hızla Alex’in yarasını incelemek için hareket etti. Kendi tişörtünün alt kısmını gözünü bile kırpmadan sertçe yırttı, uzun bir kumaş parçası elde etti. "Mermi saplanmamış, sıyırmış... Ama çok derin. Çok kan kaybediyorsun."
Alex, sol elini uzatıp Arya’nın titreyen elini tuttu. Gücü tükeniyordu ama bakışlarındaki o koruyucu, deli aşık adam hala oradaydı. "Arya... Burak ve Nick gelemedi... Plan patladı. Adamlar burayı da saracak. Beni bırakıp o deniz tarafındaki bota ulaşman lazım."
"Sana susmanı söylemiştim!" diye çıkıştı Arya, gözlerinden akan yaşlar Alex’in elinin üzerine düşerken. Kumaş parçasını Alex’in parçalanmış omzuna yerleştirip tüm gücüyle sıkmaya, tampon yapmaya başladı.
Alex acının şiddetiyle dişlerini birbirine vurdu, başını geriye vurarak inledi: "Ahhh! Hhh... Arya..."
"Özür dilerim, özür dilerim canını yakmak istemiyorum," diye ağladı Arya, bir yandan baskı uygulamaya devam ederken. "Ama durdurmak zorundayım. Dün gece... daha birkaç saat önce bana 'seni canım pahasına koruyacağım' demiştin. Şimdi beni yalnız bırakamazsın Alex. Bu senin ilkin olduğum günün sabahı... Beni böyle bırakıp gidemezsin."
Alex, onun bu çaresiz ama bir o kadar da dik durmaya çalışan halini görünce sol eliyle Arya’nın ensesini kavradı ve onu kendine doğru çekti. Dudaklarını Arya’nın alnına bastırdı, kan kokusunun arasına karışan o tatlı kokusunu içine çekti. "Gitmiyorum," diye fısıldadı acıyla karışık bir kararlılıkla. "Ölsem de seni bu şerefsizlerin ortasında bırakıp gitmem."
Tam o sırada, antreponun uzak kapısının gıcırdayarak açıldığını duydular. İçeriye giren ağır postalların ve metalik kurma kollarının sesi karanlıkta yankılandı. Gelenler ne Burak’tı ne de Nick. Tarık’ın kiralık katilleri antrepoyu aramaya başlamıştı.
Arya göz yaşlarını eliyle sildi, yerdeki hafif makineli silahını sıkıca kavradı ve namluyu karanlığa doğru çevirdi. Alex’in önüne siper olurken, dün gece kollarında eridiği adamı korumak için bu kez kendisi bir canavara dönüşmeye hazırdı.