Karanlığın İçindeki Işık 🌙⚡ kitap kapağı

10. bölüm / 20

10.Bölüm — Uyanan Karanlık

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 10.Bölüm — Uyanan Karanlık

Sabahın ilk ışıkları karargâhın geniş pencerelerinden içeri süzülürken Luna hâlâ uyuyamamıştı.

Gece boyunca aklında aynı şey dönüp durmuştu. Eski hastanede buldukları kayıtlar, Lucas'ın ailesi hakkında bildiklerinin belki de bir yalandan ibaret olması ve Profesör'ün bilgisayarında gördükleri o tuhaf proje...

Proje: Eşik.

Dosyadaki cümleleri hatırladıkça içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk büyüyordu.

Bazı güçler, taşıyıcısının iradesinden bağımsız olarak uyanabilir.

Luna yatağından kalkıp aynanın karşısına geçti. Kahverengi saçları uykusuzluktan dağılmıştı. Gözlerinin altındaki hafif gölgeleri görünce iç çekti.

"Abartıyorsun, Luna," diye mırıldandı kendine. "Sadece yoruldun."

Elini yüzüne götürüp gözlerini kapattı.

Tam o sırada odanın içindeki hava değişti.

Perdenin uçları havalandı. Masanın üzerindeki kâğıtlar yavaşça yükselirken Luna gözlerini açtı.

"Hayır..."

Parmaklarını sıktı. Normalde rüzgârı kontrol etmek için yalnızca odaklanması yeterliydi. Ama şimdi hiçbir şey yapmamıştı.

Hava kendi kendine hareket ediyordu.

Luna derin bir nefes alıp gücünü bastırmaya çalıştı. Birkaç saniye sonra kâğıtlar masaya düştü, perde yeniden hareketsizleşti.

Oda sessizliğe gömüldü.

Luna titreyen ellerine baktı.

"Bu da neydi?"

Cevap verecek kimse yoktu.

Kahvaltı masasında Jack, önündeki ekmeğe bakarak esniyordu. Stella onun kahvesini elinden aldı.

"Üçüncü fincanın. Biraz yavaşla."

Jack itiraz etti.

"Benim vücudum kahveyle çalışıyor."

"Senin vücudun inatla çalışıyor," dedi Stella.

Martin hafifçe güldü. Marry ise masanın diğer ucunda telefonuyla ilgileniyordu. Son birkaç gündür eskisinden daha sessizdi.

Luna içeri girdiğinde Martin hemen ona döndü.

"Sonunda uyandın. Dün gece doğru düzgün dinlenmedin."

"Uyudum."

Martin kaşını kaldırdı.

"Kaç saat?"

Luna sandalyesine oturdu.

"Bu bir sorgu mu?"

"Seninle konuşmaya çalışıyorum."

"Ben de cevap veriyorum."

Martin bir şey söyleyecekken Marry araya girdi.

"Belki de Luna'nın biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Herkesin onun üzerine gitmesi gerekmiyor."

Luna ona baktı.

"Benim adıma konuşmana gerek yok, Marry."

Marry'nin yüzündeki gülümseme bir anlığına silindi.

"Sadece yardım etmeye çalışıyorum."

"Öyleyse teşekkür ederim. Ama kendim konuşabilirim."

Martin ikisinin arasında bakışlarını gezdirdi. Stella ise sessizce Jack'in koluna dokundu. İkisi de Luna ile Marry arasında giderek büyüyen gerginliği fark etmişti.

Profesör elinde bir tabletle içeri girdiğinde tartışma sona erdi.

"Bugün eğitim alanında olacağız. Dün geceki olaylardan sonra güçlerinizi yeniden değerlendirmem gerekiyor."

Jack kahvesini bıraktı.

"Sonunda! Bir şeyleri parçalayabileceğimiz bir gün."

Stella ona döndü.

"Bir şeyleri parçalamak eğitim demek değil."

"Benim için öyle."

Profesör başını iki yana salladı.

"Jack, bugün hiçbir şeyi izinsiz parçalamıyorsun."

"Bu ekipte hayallerime saygı duyulmuyor."

Luna istemeden güldü. Birkaç saniyeliğine üzerindeki huzursuzluğu unutmuştu.

Ancak Profesör'ün bir sonraki cümlesi gülümsemesini sildi.

"Luna, seninle ayrıca ilgilenmem gerekiyor."

"Neden?"

Profesör tabletini masaya bıraktı.

"Dün gece karargâhta bir enerji dalgalanması kaydedildi. Kaynağı senin odandı."

Luna'nın boğazı kurudu.

Martin hemen ona döndü.

"Ne enerjisi?"

"Henüz bilmiyorum," dedi Profesör. "Ama bu, daha önce ölçtüğümüz hava gücü tepkilerine benzemiyor."

Luna ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.

"Belki cihaz bozuktur."

Profesör ona dikkatle baktı.

"Olabilir. Bu yüzden bugün test yapacağız."

Luna itiraz etmek istedi ama Profesör'ün yüzündeki ifadeyi görünce sustu.

Dün gece olanları anlatmak istemiyordu.

Çünkü kendisi de ne olduğunu bilmiyordu.

Eğitim alanı karargâhın alt katındaydı. Geniş, yüksek tavanlı odanın duvarları özel bir maddeyle kaplanmıştı. Güçlerin kontrolden çıkması durumunda zarar oluşmasını engellemek için tasarlanmıştı.

Luna merkeze geçtiğinde Martin karşısında duruyordu.

"Normal bir hava kontrolüyle başlayacağız," dedi Profesör. "Önce küçük bir rüzgâr oluştur. Ardından yönünü değiştir."

Luna başını salladı.

Elini kaldırdı. Hava, parmaklarının çevresinde dönmeye başladı. Küçük bir rüzgâr dalgası oluşturup onu sağa yönlendirdi. Sonra sola çevirdi.

Her şey normal görünüyordu.

"İyi," dedi Profesör. "Şimdi yoğunluğu artır."

Luna derin bir nefes aldı.

Rüzgâr güçlendi. Eğitim alanının ortasındaki metal küre yerden yükseldi ve havada dönmeye başladı.

"Yeterli," dedi Profesör. "Şimdi durdur."

Luna parmaklarını kapattı.

Rüzgâr anında kesildi.

Martin başını salladı.

"Gördün mü? Her şey yolunda."

Luna rahat bir nefes aldı.

Belki de dün gece gerçekten yorulmuştu.

"Şimdi ikinci aşamaya geçelim," dedi Profesör. "Rüzgârı aynı anda iki farklı yöne yönlendir."

Luna yeniden odaklandı. Havanın bir kısmını sağa, diğer kısmını sola çevirdi. İki akım birbirine çarpmadan hareket ediyordu.

Tam başarılı olduğunu düşündüğü anda başının içinde keskin bir basınç hissetti.

Gözleri büyüdü.

Bir anlığına eğitim alanındaki her şey bulanıklaştı. Kulaklarında derin, uğultulu bir ses belirdi. Sanki çok uzaktan birileri fısıldıyordu.

Uyanma zamanı...

Luna irkilerek geri çekildi.

Rüzgâr bir anda şiddetlendi.

Metal küre duvara çarptı. Masanın üzerindeki ekipmanlar savruldu. Stella kendini korumak için kollarını kaldırırken Jack onu geriye çekti.

"Luna!" diye bağırdı Martin.

"Kontrol edemiyorum!"

Luna ellerini indirmeye çalıştı ama hava daha da güçlendi. Saçları yüzüne savruluyor, etrafındaki görünmez akım giderek genişliyordu.

Profesör acil durdurma sistemine yöneldi.

"Kimse yaklaşmasın!"

Fakat Martin çoktan ileri atılmıştı.

"Luna, bana bak!"

Luna onun sesini duyuyordu ama kendisini durduramıyordu. Gözleri dolmuştu.

"Martin, yaklaşma!"

Rüzgâr bir anda yön değiştirdi.

Martin dengesini kaybederek yere düştü. Omzu sertçe zemine çarptı.

"Martin!"

Luna'nın korkusu büyüdükçe hava da güçleniyordu.

Birdenbire her şey durdu.

Rüzgâr kesildi. Ekipmanlar yere düştü. Havada asılı duran tozlar yavaşça zemine indi.

Luna dizlerinin üzerine çöktü.

Martin ayağa kalkıp ona doğru ilerledi ama Luna geri çekildi.

"Bana yaklaşma."

"Luna, iyiyim."

"Ya sana daha kötü bir şey yapsaydım?"

"Yapmadın."

"Ama yapabilirdim!"

Sesi eğitim alanında yankılandı.

Luna'nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Ellerine bakıyordu; sanki biraz önce kontrolünü kaybeden kendisi değilmiş gibi.

Martin yanına çömelmek istedi ama Luna yeniden geriye çekildi.

"Lütfen," diye fısıldadı. "Şu an bana dokunma."

Martin durdu.

Onu zorlamadı.

Yalnızca karşısında durup sakin bir sesle konuştu.

"Buradayım, Luna. Hazır olduğunda konuşuruz."

Luna başını eğdi.

O sırada odanın diğer tarafında duran Lucas, bütün yaşananları sessizce izlemişti.

Eğitime katılmak için gelmemişti. Profesör'ün kendisinden bazı kayıtları incelemesini istemesi üzerine karargâha uğramıştı. Fakat kapıdan girdiği anda Luna'nın kontrolünü kaybettiğini görmüştü.

Ve bir şey fark etmişti.

Luna'nın gücü yalnızca havayı hareket ettirmemişti.

Rüzgârın en şiddetli olduğu anda, zeminin üzerinde birkaç saniyeliğine koyu renkli bir işaret belirmişti. Birbirine dolanan çizgilerden oluşan, daha önce hiçbir yerde görmediği bir sembol.

Sonra kaybolmuştu.

Lucas gözlerini zeminden ayırmadı.

Bu, onun normal gücü değildi.

Eğitimden sonra Luna odasına kapandı.

Profesör, yaşananları anlamak için kayıtları incelemeye başlamıştı. Martin'in omzunda hafif bir ağrı vardı ama önemli bir yaralanma yaşamamıştı. Buna rağmen Luna kendisini affedemiyordu.

Yatağın kenarına oturup ellerine baktı.

Bir insanı korumak isterken ona zarar verebilirdi.

Ya bir dahaki sefere Martin olmazsa?

Ya Stella'ya, Jack'e ya da...

Lucas'a zarar verirse?

Bu düşünce aklından geçer geçmez kaşlarını çattı.

Neden Lucas'ı düşündüm ki?

Kapı çalındı.

Luna cevap vermedi.

Kapı ikinci kez çalındığında başını kaldırdı.

"Kim?"

"Benim."

Lucas.

Luna gözlerini kapattı.

"Git."

"Konuşmamız gerekiyor."

"Benim seninle konuşacak bir şeyim yok."

"Az önceki olayla ilgili."

Luna ayağa kalktı.

"Lucas, lütfen. Şu an kimseyi görmek istemiyorum."

Kapının diğer tarafında kısa bir sessizlik oldu.

Ardından Lucas'ın sesi duyuldu.

"Tamam."

Ayak sesleri uzaklaşmaya başladı.

Luna kapıya baktı. Nedenini kendisi de anlamadan kapıyı açtı.

Lucas koridorun sonunda duruyordu.

"Ne gördün?" diye sordu Luna.

Lucas yavaşça döndü.

"Neyi?"

"Eğitim alanında. Bir şey gördün, değil mi?"

Lucas birkaç saniye düşündü. Sonra geri geldi.

"Rüzgârın durduğu anda zeminde bir sembol belirdi."

Luna'nın yüzü soldu.

"Nasıl bir sembol?"

Lucas ellerini cebine soktu.

"Birbirine dolanan çizgiler. Sanki bir şeyin etrafına zincir geçirilmiş gibiydi."

Luna'nın kalbi hızlandı.

"Zincir mi?"

"Tam olarak değil. Ama bir şeyi bağlıyor ya da hapsetmeye çalışıyor gibiydi."

Luna duvara yaslandı.

Lucas onun yüzündeki değişimi fark etti.

"Bunu daha önce gördün mü?"

Luna başını iki yana salladı.

"Hayır."

Yalan söylemiyordu. Sembolü daha önce görmemişti.

Ama onu duyduğunda içinde açıklayamadığı bir korku uyanmıştı.

Sanki bedeninin derinliklerinde bir şey o sembolü tanıyordu.

Lucas bir adım yaklaştı.

"Luna, az önce olanlar seni korkuttu. Bunu anlıyorum. Ama gücünün neden böyle davrandığını bulabiliriz."

Luna acı acı güldü.

"Ya bulamazsak?"

"Bulana kadar araştırırız."

"Ya bir gün kontrolümü kaybedip birine ciddi şekilde zarar verirsem?"

Lucas'ın yüzü ciddileşti.

"O zaman bunu önlemek için elimizden geleni yaparız."

Luna ona baktı.

"Sen neden yardım etmek istiyorsun?"

Lucas hemen cevap vermedi.

Çünkü kendisi de bunu bilmiyordu.

Luna'yı ilk gördüğünde onu yalnızca bir görev olarak değerlendirmişti. Onu gözlemlemesi, zayıf yönlerini öğrenmesi ve gerektiğinde şirket için kullanması gerekiyordu.

Ama artık işler değişiyordu.

Luna korktuğunda içinde tuhaf bir huzursuzluk hissediyordu. Onun zarar görmesi düşüncesi, kendisinin anlayamadığı bir tepkiye neden oluyordu.

"Belki de," dedi sonunda, "senin de benim gibi geçmişin hakkında hiçbir şey bilmediğini düşünüyorum."

Luna'nın bakışları yumuşadı.

İkisi de bir süre sessiz kaldı.

Sonra Lucas geri çekildi.

"Dinlen. Yarın kayıtları yeniden inceleyeceğiz."

Luna başını salladı.

Lucas uzaklaşırken onu durdurmak istedi ama ne söyleyeceğini bilemedi.

Kapısını kapattığında ilk kez kendisini tamamen yalnız hissetmiyordu.

Bu his onu rahatlatmak yerine daha da korkutmuştu.

Gece yarısına doğru Profesör, karargâhın arşiv odasında tek başına çalışıyordu.

Luna'nın eğitim sırasında kaydedilen görüntülerini tekrar tekrar izliyordu. Enerji ölçümlerinde daha önce karşılaşmadığı bir dalgalanma vardı. Üstelik sistem, Luna'nın gücünü tanımlayamamıştı.

Ekranda tek bir uyarı görünüyordu:

SINIFLANDIRILAMAYAN ENERJİ — KAYNAK: BELİRSİZ

Profesör kaşlarını çattı.

"Bu nasıl mümkün olabilir?"

Dosyayı büyüttü. Görüntünün son saniyelerinde zeminde beliren sembolü fark etti.

Kalbi hızlandı.

Bu işareti daha önce bir belgede görmüştü.

Çok eski, büyüyle ilgili olduğu düşünülen ve hiçbir bilimsel açıklaması bulunmayan bir kayıtta...

Profesör hemen dosyayı aramaya başladı. Birkaç dakika sonra aradığı belgeyi buldu.

Sayfanın ortasında aynı sembol vardı.

Altında ise yalnızca birkaç satır yazıyordu:

Kan bağıyla taşınan lanet, güç uyandığında kendisini belli eder.

Taşıyıcının iradesi zayıfladığında güç, sahibini dinlemez.

Lanetin sonu, gerçek sevgiyle mümkündür.

Profesör'ün yüzündeki renk çekildi.

"Hayır..."

Belgeyi kapatmak istedi ama eli durdu.

Çünkü sayfanın en altındaki cümle, bütün dikkatini üzerine çekmişti.

Lanet yalnızca taşıyıcıya değil, onun kanından gelenlere de ulaşabilir.

Profesör yavaşça sandalyesine oturdu.

Luna'nın neden böyle bir güç taşıdığını bilmiyordu. Bu belgenin onunla ilgili olduğundan da emin değildi.

Ama artık bir şeyden emindi.

Luna'nın yaşadığı olay sıradan bir güç kaybı değildi.

Ve eğer bu belge doğruysa, genç kızın bilmediği bir geçmiş onunla birlikte uyanıyordu.

Profesör dosyayı kilitli çekmeceye koydu.

Bu gerçeği Luna'ya hemen söylemeyecekti.

Önce emin olması gerekiyordu.

Fakat bilmediği bir şey vardı.

Arşiv odasının dışındaki karanlık koridorda biri durmuş, kapının altından sızan ışığı izliyordu.

Lucas.

Elinde eski hastaneden aldığı metal parçayı tutuyordu. Parçanın üzerindeki işaret, Profesör'ün az önce incelediği sembolle aynıydı.

Lucas gözlerini kapattı.

"Sen kimsin, Luna?" diye fısıldadı.

Tam o sırada metal parça avucunda hafifçe ısındı.

Lucas elini açtı.

Parçanın üzerindeki çizgiler, daha önce görünmeyen soluk bir ışıkla parlamaya başlamıştı.

Ve karanlık koridorun sonunda, kimsenin olmadığı yerde bir gölge hareket etti.

Lucas başını kaldırdı.

Gölge bir anlığına insan siluetine dönüştü.

Ardından duvarın içine karışarak kayboldu.

Lucas'ın yüzü sertleşti.

Artık yalnızca kendi geçmişinin peşinde değildi.

Luna'nın içinde uyanan şey de birilerinin dikkatini çekmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…