9. bölüm · KAPAN

9. Bölüm

Literary Flaw

Bilge

Evden adımımı attığımda Can’la göz göze geldim hemen bakışlarımı çevirdim ve bahçenin çıkışına doğru adımlarımı hızlandırdım. Gözlerimde akacak yaş kalmamıştı, ruhumun derinlerinde bir yerlerde bir şeylerin koptuğunu hissediyor sanki aklımı oynatacak gibi oluyordum. Daha dün içimde kelebekler uçuşturan adam şimdi belki de benim ölümümü getirmişti. Çığlıklar atmak istiyor, Akın’ı yerle bir etmek istiyordum. İçimdeki öfke, adımlarımı daha da hızlandırtmıştı sanki yavaşlarsam Akın beni tutup yine o anın içine çekecekti. Yer yarılsa hiç düşünmeden içine atlayacaktım. Kafamı toplamaya çalıştıkça Akın’ın sözleri, dokunuşları aklıma geldikçe delirecek gibi oluyordum.

Ne kadar süre yürüdüğümü bilmiyordum artık ayaklarım beni taşımadığı an da kendimi bir banka attım. Bacaklarımı toplayıp, etrafına kollarımı sarıp, yüzümü gömdüm. Başım çatlıyordu, gözlerim yanıyor, soğuk havaya rağmen içimdeki ateş sönmüyordu, acı katlanarak artıyor nefesimi kesiyordu. Hala, aklımda yankılanan o anı düşünmek istemiyorum, ama bir şekilde anın kilitleri açıldı zihnimde. Benim isteğim dışında, her şey olup bitmişti sanki bir kâbusun içindeydim. Bir anlık boşluk, bir anlık karar, her şeyin değişmesine neden oldu. Akın’ın söyledikleri aklıma geldikçe, beni daha da dibe çekiyor, her saniye daha fazla içimde çürüyordum.

Annesinin kızı

Tıpkı annen gibisin

Abin haklıymış

Soyun

Zihnimde dönen seslerle ağzımdan bir hıçkırık koptu. O sözlerin yankısı, hala beynimde çınlıyor. Kendimi tamamen yabancı hissediyorum. Hiçbir şey gerçek değil gibi aynı zamanda bir o kadar gerçekti. Artık bir kaybolmuşluk içindeyim.

Kaybolduğum yer, bir zamanlar güvenli hissettiğim yer... o ev, o duvarlar, hepsi şimdi bana yabancı. Sanki o anın içinde yok oldum artık hiçbir şey beni geri getiremez. Ne zaman oturduğum banktan kalkıp gitmek istesem0, içimdeki boşluk her şeyin önüne geçiyor beni hareket etmekten alıkoyuyordu.

İçten içe peşimden gelmesini yalvarmasını ve pişman olmasını bekliyordum ya da Akın’ı yerle bir etmek ona vurmak, kırmak, parçalamak istiyordum. Yanımda hissettiğim ağırlıkla, gömdüğüm kafamı aniden kaldırıp oturduğum bankta sıçradım

“Korkma Bilge” yanımda dünkü yanıma gelen, Akın’ın bana bunu yapmasına sebep olan adam vardı. Korkma Bilge demişti. Ama korkuyor, her saniye daha da korkuyordum. Bu korku, Akın’ın bana yaptığı şeyin gerçeğini kabullenmemi engelliyor, bir anlık rüyadaymışım gibi hissettiriyordu. Hala içimde bir umut, belki de hepsi geçer diye düşünüyordum. Ama karşımdaki adama baktıkça, içimde hiçbir şeyin geçmeyeceğini, her şeyin kırıldığını ve bir daha asla düzelmeyeceğini anladım.

“Akın canına okumuş anlaşılan” dediğinde sesimi bulmaya çalışıyordum ama konuşursam sanki bilincimi, kendimi kaybedecekmiş gibi hissediyordum.

“Akın’a ne anlattın” diyebildim sonunda ben bile sesimi zor duymuştum.

“Hiçbir şey söylemedim o böyledir, merak etme onun böyle kullanıp attığı tek kadın değilsin” dediğinde midem ağzıma gelmişti.

“Benden ne istiyorsun?”

“Hak ettiğini vermek istiyorum. Buradan gitmeni istiyorum Bilge senin iyiliğin için söylüyorum yoksa Akın durmayacak.”

O an, bir bıçak gibi kalbime saplanan sözleri hissettim. Adamın söylediklerini kafamda dönüp duruyordu. Gitmek mi? Nereye gitmeliyim? Akın’dan kaçmak mı? Ama nereye gidersem gideyim, içimdeki o boşluk, o yara kalacaktı. Akın’dan kurtulmak, belki fiziksel olarak mümkün olabilirdi. Ama içimdeki kırıklar, o derin izler… Bunlar kalacaktı. Sanki her şeyin sonu gibiydi. Gitmek, kaçmak... bir şekilde her şeyi kabullenmek zorunda kalacaktım.

“Sana bir mirastan bahsetmiştim” konuşmaya devam edecekken sözünü kestim

“Siz neden benim gitmemi söylüyorsunuz bir de mirastan bahsediyorsunuz siz kimsiniz?”

“Ben avukat Cengiz Soykan Atalay’ların miras davasına ben bakıyorum”

Söylediklerini anlayamayacak kurcalayamayacak kadar yorgundum. Kafamın içindeki sesler susmuyordu.

“Burada olduğumu nereden bildin?” dün de bir an da karşıma çıkmıştı bu adam.

“Sana uzun zamandır ulaşmaya çalışıyorum Bilge ve bu konuda abin hiç yardımcı olmadı. Bende kendi yöntemlerimi denedim diyelim”

“Miras dediğin neyden bahsediyorsun?”

“Yaklaşık yüz bin dolar ve birkaç arsa”

“Ne” dedim kaşlarım çatılmıştı. Bir an sessizlik oldu. Söyledikleri beynimde yankılanıyordu. Yüz bin dolar mı? Arsalar mı? Ne yapacağımı bilemedim. İçimde hem merak hem de büyük bir korku vardı. Bu kadar büyük bir mirasın yükü, beraberinde neler getirebilirdi?

“Bu mirası neden şimdi öğreniyorum? Abim bana hiçbir şey söylemedi,” dedim, dudaklarım titreyerek.

“Çünkü abin kendine düşen payını yıllar önce aldı. Sana söylememesinin sebebi de kendisi alabileceğine inanıyordu. Yani mirasın tamamını istiyordu.” dedi, sesi kararlı bir şekilde. Kafam allak bullak olmuştu ne düşüneceğimi bilmiyordum, kalbim acıyor aklım ise karmakarışıktı.

Titrek bir nefes verdim “Biraz dinlenmek ve düşünmek istiyorum, buradan gitmekle ilgili bir düşüncem yok”

“Seni evine bırakayım” kalbim sızlamıştı bu cümleye çünkü gidecek bir evim yoktu. Abimle yaşadığım yere gitmek istemiyordum orada beni görünce hayatta kalır mıydım emin değildim gerçi hayatta kalmak istiyor muyum onu da bilmiyordum.

“Gidebileceğim bir yer yok. Abimle aramız…” derin bir nefes aldım “Abimle aramız pek iyi değil. Sizin işiniz varsa gidebilirsiniz”

“Sen ne yapacaksın?” kaşları çatılmıştı. Ben ne mi yapacaktım? Şu bankta biraz kıvrılırdım sonra biraz daha yürür belki Çağla’nın yanına giderdim.

“Bu şekilde olmaz hadi gel sana bir yer bulalım.”

“İstemiyorum Cengiz Bey lütfen biraz yalnız kalmak istiyorum” sesim ağlamaklı çıkmıştı.

“Zaten çok yakında paranı alacaksın şimdi izin ver yardım edeyim sonra bana geri verirsin”

“Olur geri vereceğim size”

Tatmin olmuş gibi kafasını salladı gülümseyerek oturduğumuz yerden kalktığında ne kadar uzun boylu olduğunu fark etmiştim. Ben de ayaklandığımda hafiften başım dönmüştü ama belli etmemeye çalışarak onun arabasına doğru ilerledik.

Cengiz telefonu eline alıp birisini aradı arabaya geçerken.

“Soner bana bir ev ayarlamanı istiyorum iyi bir yerde olsun”

O konuşmaya devam ederken bende yolu izliyordum.İstemsiz gözlerimden yaşlar süzülüyordu, Akın’ın yaptıkları bir an olsun aklımdan çıkmıyor kalbim yerinden sökülüyordu.Bu adamla buluşmama mı bu kadar tepki göstermişti ya da ona yalan söylediğim için mi ? hala kendimde bir hata aramaya çalışıyordum. Göz yaşlarımı silip ve sesimi ayarlayıp Cengiz’e doğru döndüm

“Akın’la tanışıyor musunuz?” diye sordum

“Tanışıyoruz, yaptığımız işler yüzünden çoğu kez karşı karşıya geliyoruz”

“Düşman gibi mi?” bu soruma gülümsedi

“Rakip gibi daha çok”

“Anladım”

Akın’ın yüzünden farklı olarak Cengiz’in surat daha yumuşaktı. Yine de gözlerindeki mavi insanın içini ürpertmiyor değildi.Konuşma şekli daha kibardı.

Araba durduğunda bir apartman dairesinin yanında durduk kapıda bir adam bekliyordu, indiğimizde adam hemen yanımıza geldi

“Cengiz bey söylediklerinize göre bu evi buldum siz bir bakın eğer beğenmezseniz birkaç yere daha bakarız” dediğinde emlakçı olabileceğini düşündüm.

Beraber apartmana girdik,giriş katıydı.Önce emlakçı olduğunu düşündüğüm adam girdi

“Ev 2+1 eşyalı tabi ki eğer beğenmediğiniz eşyalar olursa değiştirebiliriz”

Ev iyiydi,içeride salon olduğunu düşündüğümde yerde gri bir koltuk takımı ortada bir sehpa karşısında bir televizyon iyi ışık alıyordu.Mutfak biraz daha küçüktü beyaz dolapları vardı.Diğer odada da aynı koltuk takımından vardı yatak odasındaysa çift kişilik yatak ve gömme dolap vardı.Cengiz her odaya girdiğimizde yüzüme bakıyor ne tepki vereceğimi izliyordu.

“Güzel” diyebildim

“Beğenmediysen başka yere de bakabiliriz”

“Hayır iyi”

“O zaman hayırlı olsun size” diyerek araya girdi emlakçı elini bana doğru uzattı ama ben elimi uzatamadım.Uzatmak istedim ama yapamamıştım,o da bozulmuştu elini geri çekti ve anahtarı verdi ve evin kapısına yöneldi.Cengiz’le yalnız kalmıştık, yüzüme bakıyor sanki gözlerinin ardında benim acımı görüyor gibiydi. Bakışlarımı kaçırdım

“Kendine dikkat et Bilge en kısa sürede seninle iletişime geçeceğim”

“Bu kadar mı? Şimdi evi tuttuk mu?”

“Evi satın aldın”

“Ne! Ben…Ben böyle bir şey istememiştim”

“İstemiyorsan iptal edebiliriz henüz bir şey imzalamış değilsin”

Bir an önce yalnız kalmak istiyordum bu yüzden kabul etmek zorunda kaldım.

“Ben size alacağım paradan ödeyeceğim”

Cengiz evin kapısına doğru yöneldi.Kapının çarpma sesini duyduğumda omuzlarım düşmüş,kendimi koltuğa bırakmıştım.Bir an da hıçkırıklarım yükseldi.Kendimden geçmiş gibi ağlıyor ellerimi yumruk yapmış dizlerime vuruyordum. Hıçkırıklarım odada yankılanıyordu. Göğsüm sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyordum. Gözyaşlarım durmadan yanaklarımdan akarken, içimde biriken öfke ve çaresizlik tüm ağırlığıyla üzerime çöküyordu. Dizlerime vurmayı bıraktım, başımı ellerimin arasına aldım. Akın…

Akın’ın adı dudaklarımdan bir fısıltı gibi döküldü. Gözyaşlarım daha da hızlanırken, içimdeki boşluk büyüyordu. Onun yüzü gözlerimin önüne geldi; o güven veren bakışları, sakinleştiren sesi… Ama şimdi hepsi bir hayalden ibaretti. O burada değildi, hiçbir zaman da olmayacaktı.

“Neden bana bunu yaptın!?” dedim, sesim titreyerek. Sanki yanımdaymış gibi bir cevap bekliyordum ama yalnızlığım duvarlara çarpıp sessizlik olarak geri dönüyordu.

Ayağa kalkmaya çalıştım, ama dizlerim titriyordu. Koltuğun kenarına tutunarak kendimi zorla doğrulttum. Gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken, odanın içinde bir ileri bir geri yürümeye başladım. Düşüncelerim karmakarışıktı. Akın’ı düşündükçe acım artıyordu, ama aynı zamanda bu düşünceye tutunuyordum; belki de bir açıklaması olabilirdi.

“Ne yapacağım?” diye fısıldadım kendime, yanıt beklemeksizin. Derin bir nefes alıp titreyen ellerimle yüzümü sildim. “Toparlanmalıyım,” dedim, bu sefer biraz daha güçlü bir sesle. Ama kalbimdeki ağırlık, ayağımı her adımda yere çiviliyordu.Mutfağa ilerledim elime çekmeceleri karıştırırken keskin olduğunu düşündüğüm bir bıçak aldım.Kendi acımı bastırmanın yolu başka bir acıyla bunu bastırmak olduğunu düşündüm.Kollarımı sıyırdım.

Koluma attığım her bir kesik sanki biraz daha rahatlamamı sağlıyordu.

Akın

Bilge evden çıktıktan sonra onun peşine Caner’i takmıştım.

“Sikerim böyle işi!” diyerek ayağa kalktım.Öfke kanımı kaynatıyor,beynimi uyuşturuyordu.Önümdeki sehpaya bir tekme attım,bütün salonu yerle bir ederken Can içeri girdi

“Abi!”

“Ne var ne!”

“Sakinleşmen gerekiyor”

Derin bir nefes verdim. “Sakinleşmem mi gerekiyor?” diye tısladım, sesim öfkeyle doluydu. “Her şey üstüme çöküyor, Can! Neyi sakinleştireyim?”

Can bir adım daha yaklaştı, ama temkinliydi. “Abi, kendini harap etmenin kimseye bir faydası yok. Özellikle sana...” dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı.

Gözlerimi kapattım, nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Ama öfke hala damarlarımda dolaşıyordu, gitmek bilmiyordu. “Bilmiyorsun Can,” dedim, sesim alçalmıştı ama içimdeki acı hala aynıydı. “Hiçbir şey bilmiyorsun. Bu his... Bu çaresizlik...”

“Abi sen yani kıza aşık mı oldun”

Can’ın bu sorusu beni hazırlıksız yakalamıştı. Gözlerimi kaçırarak bir adım geri çekildim, ama yüzümdeki ifadeyi saklayamıyordum. “Ne diyorsun sen, Can?” dedim, sesim savunmacıydı.

“Abi, yüzünden okunuyor,” dedi Can, kaşlarını kaldırarak. “Sana hiç böyle göründüğünü hatırlamıyorum. Sinirin de, öfken de... Her şey onunla ilgili, değil mi?”

Bir an sustum, kelimeler boğazıma düğümlenmişti. Can’ın bakışlarından kaçamadığımı fark edince derin bir nefes aldım. “Bu saçma,” diye mırıldandım. “Aşk falan yok. Sadece... sadece işler karışık.”

Can gülümsedi, ama alaycı bir şekilde değil. “Abi, kendini kandırmayı bırak. Karışık olan işler değil, senin hislerin.”

Bu sözleri duyduğumda bir şey içimde koptu. Ellerimi saçlarıma götürdüm, öfkemi bastırmaya çalışıyordum.

Can omuz silkti, ama gözlerindeki ciddiyet kaybolmamıştı. “Abi, bazen karışıklık hayatın kendisidir. Belki de bir çözüm bulmak için önce bunu kabul etmen gerekiyor.”

“Sikik sikik konuşma Can sanki ne yaptığını bilmiyormuş gibi konuşma!”

“Abi, anlıyorum. Ama belki de düşündüğün kadar basit değil. Bildiklerin, gördüklerin... Belki de bir şeyler eksik. Bu öfkeyle hareket edersen sadece kendini yakarsın.”

Kaşlarımı çatıp ona sert bir bakış attım. “Eksik olan bir şey yok, Can. Bu işin içinde onun parmağı var, bunu biliyorum sende biliyorsun!. Kardeşim için adaleti ben sağlayacağım. Kimse beni durduramaz, sen bile.”

Can bir adım bana doğru attı, yüzündeki endişe daha da belirginleşmişti. “Abi, kardeşin için adalet istiyorsun, tamam. Ama adalet öfkeyle değil, akılla sağlanır. Eğer yanlış bir şey yaparsan, her şey daha kötü olacak. Kardeşinin istediği bu muydu?”

Bu sözler içimi delip geçti. Gözlerimi yere indirdim, ama içimdeki ateş sönmüyordu. “Bilmiyorum, Can,” diye fısıldadım. “Ama ben duramam. Bu işin peşini bırakamam.”

“Az önce Çağla’nın yanına gittim ve bil bakalım Çağla’nın zengin patron sevgilisi kimmiş?” dediği sırada telefonum çaldı.Arayan Cengiz’di ikinci çalışta açtım.

"Ne istiyorsun, Cengiz?" dedim, sesimi olabildiğince sert tutmaya çalışarak.

Cengiz güldü, o sinir bozucu, umursamaz kahkahasıyla. "Acelen ne Akın? Daha yeni başladık," dedi

“Uzatma da sadede gel”

“Senin şu küçük kız…” dediğinde boğazımda bir yumru oluştu.

“Pek güzelmiş ama kızı mahvetmişsin be Akın sana öğretmediler mi kadınlara nazik davranılır”

“Sanane lan! Sikik!”

“Sinirlenme hemen. Senden sonra hemen kollarıma koştu neyse ki hemen sakinleştirdim bilmek istersin diye” Telefonun hoparlör kısmını sıkıca tutarken tüm dünyam başıma yıkılmış gibi hissettim. İçimdeki öfke ve hayal kırıklığı birbirine karışmıştı. Cengiz’in alaycı sesi hâlâ kulağımda yankılanıyordu, ama onu susturmak için yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

“Can…” dedim, kelimeler boğazıma düğümlenmişti. “Cengiz’in sevgilisi Çağla mı?”

Can yüzüme baktı, gözlerinde endişe vardı. “Evet abi bende az önce öğrendim” biraz duraksadı ve devam etti “ Sakin ol. Belli ki her şeyi planlamış. Seni oyuna getirmeye çalışıyor.”

Cengiz hâlâ hatta bekliyordu. “Akın, konuşmayı bırakıp beni dinlesen iyi edersin. Bilge’den uzak durman gerektiğini söylüyorum. Bu işler senin harcın değil, anladın mı?”

Ellerim titredi. Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım, ama öfkem kontrol edilemezdi. “Cengiz, eğer Bilge’ye bir zarar verirsen seni kendi ellerimle mahvederim,” dedim, dişlerimin arasından.

“Ne tehditkâr birisin Akın,” dedi, sesindeki alaycı ton hâlâ değişmemişti. “Ama unutma, tehditler yerine icraatta neler yapacağını öğrenmen gerek. Bir sonraki buluşmamızda görüşürüz.”

Telefonu kapattığında, içimdeki öfke patlamaya hazır bir volkan gibiydi. Can, omzuma dokundu, ama bu beni daha da kışkırtıyordu.

“Abi, şimdi bir şey yapmadan önce düşün. Cengiz’in istediği de bu zaten; seni dengesizleştirmek.”

“Düşünmek mi?” diye bağırdım, salonun içinde bir ileri bir geri yürürken. “O kadınla bir oyun oynadı, beni kullandı! Kardeşimi öldüren her şeyin arkasında o vardı ve şimdi Bilge’yi de mahvetmeye çalışıyor!”

Can bir adım geri çekildi, ama gözleri hâlâ sakin kalmamı sağlamaya çalışıyordu. “Abi, belki de Bilge bu işin içinde değil. Belki o da senin gibi oyuna geldi.”

Bu sözler beni bir an duraklattı. “Eğer öyleyse…” dedim, sesim biraz daha yumuşayarak. “Eğer öyleyse, her şeyi öğrenmek zorundayım"

“Sana kim söyledi Bilge’nin Çağla’yla buluşmadığını?”

Eliyle çenesini ovuşturdu “Şu Hasan varya 4-5 ay önce almıştık”

“Siktir Can! Nasıl fark edemedik”

İçimdeki korku, göğsümü sıkıştıran bir ağırlık gibi her geçen saniye daha da büyüyordu. Bilge’ye yaptıklarım, onun gözlerindeki kırgınlık ve acı, zihnimde tekrar tekrar canlanıyordu. Nefes almakta zorlanıyor, her derin nefeste vicdanımın üzerime çöküşünü daha da fazla hissediyordum.

Sakinleşmeye çalıştıkça içimi kemiren bu vicdan azabı, beni daha da derin bir karanlığa sürüklüyordu. Kendimi bu noktaya nasıl getirdiğimi bile bilmiyordum artık. Hasan’ın bana yalan söylediği gerçeği tüm netliğiyle ortadaydı. Çağla’yla buluşmadığını iddia etmişti ama aslında Cengiz’le iş birliği yapmışlardı.

Cengiz’in, Hasan’ın ve belki de Çağla’nın bile dahil olduğu bu karmaşık plan, benim için bir uçuruma dönüşmüştü. Kime güveneceğimi bile bilmiyordum artık. Gözlerimi sıkarak ellerimi saçlarıma götürdüm, bir çıkış yolu arıyordum ama bulamıyordum.

"Ne yapacağım?" diye fısıldadım kendi kendime. Sözlerim, odadaki sessizliğin içinde yankılandı.

Ama bir şeyden emindim: Bu yalanların ve ihanetlerin ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmadan, içimdeki bu ateş asla sönmeyecekti.