6. bölüm · KAPAN

6. Bölüm

Literary Flaw

Bilge

Akın'ın gözleri koyulaşmış ikimizde nefes nefese birbirimize bakıyorduk. Küçük bir an gözlerinden bana inanmadığına dair bir şeyler sezmiştim. Bunu düşünmemle kalbimde bir sızı hissettim. Tabi ki daha önceki ilişkilerimde sevişmiştim ama iş bu raddeye gelince devamını getirmemiştim bu kesinlikle karşı tarafa duyduğum güvenle alakalıydı, içimde hep bir boşluk oluyordu. Biraz daha birbirimize baktıktan sonra Akın üzerimden kalktı ve beni kucağına aldığında ağzımdan ufak bir çığlık çıktı.

"Akın! yürüyebilirim"

"Biliyorum güzelim"

Beni kendi odasına taşıdı ve yatağına bıraktı, hemen yorganın altına girdim. Akın'da yanıma yattı

"Sen hazır olduğunda, tamamen benim olacaksın" sesinde bu sefer sertlik değil daha çok kararlılık vardı, beni kendine doğru çektiğinde kafam göğsünde, elleriyle saçlarımla oynuyordu. İçim huzur kapladı aslında hazır hissediyordum ama bir yanımda buruktu çünkü ne zaman huzurlu, mutlu hissetsem hemen ardından bana cehennemi yaşatacak şeyler yaşıyordum. Bu düşünceyi kafamdan atmaya çalıştım, Akın'a birçok şey sormak istiyordum mesela Heyet'le ilgili ya da odasında bulduğum notla, abimle ne gibi bir ilişkisi olduğunu...Ama alacağım cevaplardan korkuyordum. Bir yanım ona güvenmemem gerektiğini söylüyordu ama hissettiğim şey tam zıttı, koşulsuz güven ve sevgiydi. Evet Akın'ı gerçekten sevdiğimi biliyordum, kalbimi bin parçaya bölecek olsa bile ondan vazgeçmek için çok geç olduğunu hissediyordum.

"Akın"

"hmm" dedi uykulu bir sesle

"Sana bir şey sormak istiyorum"

"Sor bakalım, kelebek" kelebek mi? Bak işte bu yeniydi, kalbimi eriten midemdeki kelebekleri harekete geçiren yeni bir şey.

"Senin Heyet'le nasıl bir bağlantın var?" sorduğum soruyla gerildiğini, yüzüne bakmadan bile hissediyordum. Vücudu kasılmıştı derin bir nefes aldıktan sonra "Cevabını bildiğin sorular soruyorsun kelebek, ve cevabını duymak istemediğin."

Haklıydı, benden cevap gelmeyince beni daha sıkı göğsüne çektiğinde,uykulu bir şekilde mırıldandı "Yarın akşam okul yemeği düzenledim. Birlikte gideceğiz"

"Ne yemeği?"

"Müdürü değiştireceğim ve sponsorlarla birlikte bir iş yemeği"

"Anladım ama neredeyse bir aydır doğru düzgün gitmiyorum, benim gelmem ne kadar doğru olur"

"Senin yerin benim yanım, ayrıca o okula kaç yıl emek verdin o yüzden sende geliyorsun"

Daha fazla inat etmedim ve biraz daha ona biraz daha sokularak uykuya dalmaya çalıştım.

Gece boyunca birkaç kez uyandım. Akın'ın nefes alışları, dışarıdan vuran ayın ışığıyla o gerçekten kusursuz duruyordu,uyurken bile kaşları çatıktı buna burukça gülümsedim. O huzurla uyurken, uykusunda bir şeyler mırıldanıp arkasını döndüğünde zihnimdeki sorular beni esir almıştı. "Heyet" ve Akın'ın bu yapıyla olan bağlantısı... Akıl almaz bir şekilde, hem ondan uzaklaşmak istiyor hem de yanından bir an bile ayrılmak istemiyordum. Kendi kendime kızdım. Belki de Akın'ı sevdiğim kadar, içimdeki tehlikeye duyduğum çekimi de seviyordum.Daha fazla uykumu bölmek istemedim ve Akın'a arkasından sarılarak uyumaya çalıştım.

Sabah olduğunda Akın benden önce kalkmıştı. Yatakta yalnız başıma otururken, odanın sessizliği beni boğuyordu, yine gitmişti...Kalbimin acıdığını hissettim odadaki masaya gözüm takıldığında üst üste yığılmış birkaç dosya dikkatimi çekti. Ayağa kalktım ve üzerime Akın'ın dolabından bir kapüşonlu geçirip ve masaya doğru yürüdüm. Elimi dosyalardan birine uzattığımda kapının ani bir şekilde açılmasıyla irkildim. Akın kapıda durmuş, beni dikkatle izliyordu. Yüzünde bir tebessüm vardı, ama gözlerindeki karanlık, her zaman olduğu gibi, saklanmamıştı.

"Meraklı ve arsız bir kelebek " dedi, gözleri kapüşonlusunun üzerindeydi, bir adım daha atarak.

"Şey... sadece..." diye mırıldandım, kelimeler boğazımda düğümlenmişti.

"Eğer bir gün bu dosyaların içindekileri öğrenmek istersen," dedi, yaklaşarak, "hazır olman gerekecek ve bu zaman çok da uzakta değil" Sesi alçak ama tehditkârdı.

O an ne demek istediğini anlayamamıştım. Akın, yanıma gelip çenemi avuçladı, gözlerimin içine bakarak devam etti: "Günü geldiğinde öğreneceksin"

Bu konuşmadan sonra hiçbir şey söylemedim. Bir süre daha sessizlik içinde beni izledi. Elimin altındaki dosyaları alıp odadan çıkarken "Kahvaltı hazırladım" dediğinde onun arkasından ilerledim. Mutfağa indiğimizde kimseyi göremeyince Akın'a döndüm

"Kuzey nerede?"

"Onu bir süre babaannesine gönderdim"

"Neden" bu beni rahatsız etmişti.Durup dururken neden böyle bir şey yaptığını merak ediyordum.

"Öyle olması gerekti" dedi. Bir an da buz kesmişti aramız daha fazla üstelemek istemedim,sessizce kahvaltımızı bitirmiştik.Akın ayaklandı,arkama geçerek saçlarımı arkaya doğru aldığında sırtımdan aşağıya bir ürperti hissettim.

"Odanda sana elbise ve gerekli olan şeyleri bıraktım, bu akşam onları giymeni istiyorum"

"Tamam olur, sen çıkıyorsun galiba"

"Evet şirkette birkaç işim var onları halledip geleceğim sende bu sırada uslu uslu otur kelebek" boynuma bir öpücük kondurup mutfaktan çıktığında vücudumu ne kadar sıktığımı fark ettim. Kahvaltımı bitirdikten sonra masayı toplayıp içeri geçtim ve bir süre kanepede uzanmış halde tavanı izledim. Akın'ın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. "Uslu uslu otur kelebek." Bu cümle beni hem gülümsetiyor hem de içimde bir huzursuzluk yaratıyordu sanki fırtına öncesi sessizlik gibi, bu kadar huzurlu ve mutlu hissederken birden her şeyin başıma yıkılacakmış hissi midemdekileri ağzıma getirdi. Bu düşüncelerden uzaklaşmak için çantamın içindeki telefonumu aldım ve kanepeye uzanmaya geri döndüğümden Çağla'dan mesaj ve aramaları görünce altdudağımı ısırdım

"Buluşacağımızı sanıyordum"

Hemen mesajı açtım. Cevap yazmadan önce derin bir nefes aldım. Şimdi gerçekten konuşmam gereken bir şey vardı.Telefonu elime alıp Çağla'yı aradım. Birkaç saniye sonra, telefonun diğer ucunda onun o tanıdık sesini duydum.

"Bilge" dedi, ama sesinde bir burukluk vardı.

"Çağla... Özür dilerim," dedim, başımı yaslayarak, "Bir süredir kafamı toparlayamadım. Birçok şey oldu ve sana bile haber veremedim."

Bir tık sessizlik oldu, sonra Çağla gülerek, "Son görüşmemizden sonra kayboldun." dedi

"Evet, tam olarak öyle oldu. Ama çok ciddiyim, seni görmem gerekiyor."

Çağla biraz sessiz kaldı. "Bunu bekliyordum. Tamam, o zaman bugün buluşalım saat 13.00 uygun mudur?"

"Evet, olur. " dedim, biraz gülerek.

Çağla'nın o tanıdık neşeli sesiyle, "Senin için yeterince sabırlı oldum, Bilge. Ama bu sefer buluşmazsak, evine kadar gelir,kapına dayanırım!" diye ekledi.

Gülerek telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım.Çağla'yla buluşmak iyi bir fikir gibiydi, Akın'ın söyledikleri, geceyi geçirdiğimiz anlar... Tüm bunlar kafamı karıştırıyordu. Ama şimdi, Çağla'yla zaman geçirmek ve biraz kafa dağıtmak, fikir almak kulağa iyi geliyordu. Telefondan hızlıca Akın'a bir mesaj gönderdim.

"Ben Çağla'yla ikide buluşacağım.Hani sana bahsettiğim yakın arkadaşım vardı ya"

"Tamam yavrum akşama geç kalma" mesajını gördüğümde yine kalbim ısınmıştı.

Yavaşça koltuktan kalkıp odaya yöneldim. Odanın sessizliği rahatsız etmişti, bende telefonumdan şarkı açtım ve banyoya doğru yöneldim ve duş almam gerektiğini düşünerek suyu ayarladım hızlıca üzerimdeki tek parça kıyafetimi çıkararak sıcacık suyun altında biraz rahatlamaya çalıştım.Duştan çıktıktan sonra Akın'ın bıraktığı elbiseleri fark ettim, üzerine not bırakmıştı ama ona gelince bakmaya karar verdim. Çağla'yla buluşacak olmanın verdiği hafif heyecanla saçımı havluyla kuruladıktan sonra kurutma makinesiyle kurutmaya başladım. İçimde biriken her şeyi, Çağla'ya anlatmam gerekiyordu.

Bir süre kıyafet denedikten sonra kahverengi bisiklet yaka bir kazak altıma da İspanyol paça bir jean giydim. Aynada kendime baktım, biraz toparlanmam gerekiyordu. Saçlarımı hızlıca taradım ve salık bıraktım

Telefonumu alıp odadan çıktım, hızla kapıyı kapatırken Akın'ın odasının kapalı olduğunu fark ettim. Birkaç saniye duraksadım, ama sonra hızlıca adımlarımı hızlandırarak merdivenlerden indim. Merdivenlerin sonunda Akın'ın adamlarından biri bekliyordu

"Gideceğiniz yere ben götüreceğim Bilge hanım"

"Ben böyle bir şey istememiştim ama"

"Akın beyin talimatı"

Akın'ın ne kadar kontrolcü olduğunu bir kez daha fark ettim. İster istemez, ona itaat etmek zorundaydım. Hiçbir şey diyemedim kafamı tamam anlamında salladım. Üstüme montumu giyip çantamı aldıktan sonra bahçeye çıktım arabaya doğru ilerlerken soğuk rüzgarla titredim.Adının Hasan olduğunu öğrendiğim adama kafenin aderesini verdikten sonra yolu izlemeye başladım.Kafeye geldiğimizde inmeden Hasan abiye teşekkür edip içeriye girdim.Çağla daha gelmemişti boş bir masaya oturduktan sonra Çağla'ya mesaj attım "Ben geldim,bekliyorum"

"Tamam 10 dakikaya oradayım!"

Garson sipariş için geldiğinde arkadaşımın geleceğini söyledim.Tam telefona bakarken karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle kafam kalktı, karşımda 4oların sonlarında hafif kirli sakallı uzun boylu kalıplı bir adam vardı siyah takım elbisesi içinde beyaz gömleğiyle bana gülümsüyordu. Anlamayan gözlerle baktığımda "Merhaba,çok vaktinizi almayacağım" diyerek karşıma oturunca kaşlarımı çatarak "Pardon? Sizi tanımıyorum" dedim.

"Ah! Kusura bakmayın ben Cengiz" diyerek elini uzattı.Ben karşılık vermeyince elini indirdi "Sizde Bilge olmalısınız?"

"Evet nereden tanıyorsunuz beni"

"Sizi değil abinizi tanıyorum aslında size ulaşmaya çalıştım"

"Abim mi?"

"Evet size kalan bir miras var babanızdan bunlarda evraklar" diyerek birkaç dosya çıkardı. İçimi bir huzursuzluk kaplamıştı, benim buraya geleceğimi nereden biliyordu ve bunca zamandır nasıl haberimiz yoktu. Dosyaları inceledikten sonra bir kart uzattı.

"Sizinle daha detaylı konuşmak isterim. Müsait olduğunuzda arayabilir misiniz? Önemli bir toplantıya yetişmem gerekiyor" kafamı evet anlamında sallayıp elindeki kartı aldım. Hızlıca yanımdan geçip gittiğinde midemdeki kramplar artmıştı.Abimi aramayı düşünmüş ama hemen ardından bu düşünceyi hızlıca kafamdan uaklaştırdım.Son konuşmamız aklıma gelince göğsüm daralmıştı.

Birkaç dakika sonra Çağla'yı görünce bütün düşüncelerim dağılmıştı.Ona kocaman sarıldıktan sonra garson siparişlerimizi aldı.

"Bilge! Çok uzun zaman oldu.Nasılsın neler yapıyosun?"

"Bir süre kötü şeyler yaşadım ama şimdi iyiyim"

"Ne oldu?"

"Abim,biliyorsun yine her zamanki şeyler ama bu sefer çok ileriye gitti sonra Akın'la tanıştım ve..."

"Akın mı ? o da kim"

"Ah! Evet her şeyi baştan anlatayım.Okulda yeni bir döneme başlarken..."

Her şeyi anlattığımda Çağla'nın ağzı beş karış açılmıştı.

"Sen bu adama aşıksın" dedi hafif gülerek. Aşık mıydım bilmiyorum ama gerçekten hayatımda çok önemli ve ayrı bir yere sahip olduğu kesindi.

"Tamam! Yeter bu kadar sen anlat sen neler yapıyorsun?"

"Ben yeni bir işe başladım Soykan holding. Maaşı baya iyi ve patronumla yatıyorum" dediğinde gözlerim büyümüştü

"Anlat nasıl oldu?"

"Aslında çok tuhaf eski iş yerimden kovuldum sonra birkaç hafta içinde hiç başvuru yapmadığım bir yerden iş teklifi aldım ve bu yer gerçekten büyük bir şirketti, birkaç gün sonra patronumun bana olan ilgisini fark ettim aileme söyleyemedim çünkü onaylayacaklarını zannetmiyorum" dedi yüzü asılmıştı bu konuya.

Biz sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamamıştım. Kafeden ayrılırken Çağla'yla bir daha buluşmak üzere sözleştik arabaya doğru ilerlerken aklıma yine o adam gelmişti düşüncelerimi daha iyi şeylere odaklamak için bu akşamı düşündüm. Hazırlanmak için eve geri döndüğümde daha iyi hissediyordum Çağla'yla sohbet etmek iyi gelmişti.Eve girdiğimde Akın'ın daha gelmediğini fark ettim hemen odama çıktım.Yatağa uzanıp telefonda mesaj kısmına girdim.

"Ben eve geldim" diyerek mesaj attım.

"Biliyorum kelebek"

"Ukala"

"Teşekkür ederim"

Bu cevabına gülümseyip bugün yaşadığım olayı anlatıp anlatmamak arasında gidip geldim.En iyisi yemekten sonra anlatmaktı.Bende hazırlanmak için Akın'ın bana aldığı şeyleri dolabın yanındaki poşetlere doğru ilerledim hepsini yatağa çıkardığımda gözlerim parlamıştı.Siyah,ince askılı derin göğüs dekolteli uzun bir elbise. Poşetin üstündeki notu okuyunca yutkundum

"Senin için seçtiğim elbiseyi üzerinde görmek için sabırsızlanıyorum.Bekletilmekten hoşlanmam 19.00'da hazır ol"

Tam nota salakça bir sırıtışla bakarken odamın kapısı tıklandı. Kapıya doğru ilerledim, açtığımda karşımda elleri kolları çantalarla dolu arkasında bir tane kız duruyordu.

"Şekerim bizi Akın Bey yolladı seni hazırlayacağız"

"Gerek yoktu ama" dediğimde baştan aşağıya küçümser gibi beni inceledi, bakışları yüzümde bitince

"Gerek var şekerim, hadi geç" diyerek beni kenara çekti.

Önce giyeceğim elbiseye baktıktan sonra makyajımı yapmaya koyuldu. Odanın ortasında sandalyeye oturmuştum

"Arada sırada yüzünü nemlendirmeyi dene hayatım yüzün sahra çölü!" Bu adam beni utandırmaktan başka bir şey söylemiyordu. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum ama sürekli söylendi. Sonunda elbisemi giymem için odadan çıkarken "Giyinince haber ver kapıdayız. Saçlarını yapacağım"

"Tamam" diyebildim.Onlar çıktıktan sonra hemen banyoya girdim ve şok oldum.Çok...farklı olmuştum. Gözlerimde siyah buğulu bir makyaj,dudaklarımda hafif kahvemsi bir gloss vardı,kirpiklerim inanılmaz uzun, elmacık kemiklerim belirginleşmişti.Elbiseyi giydikten sonra.Tekrar aynı yere oturdum.Saçlarıma kırık fön çekilmişti.Bütün her şey bittikten sonra çok yorgun hissediyordum halbuki hiçbir şey yapmamıştım.Adının Melih olduğunu öğrendiğim adam eşyalarını toplayıp odadan çıktığı sırada.Bende yatağın üzerinde kıyafetimle uygun beyaz bir kürk ve ona uygun çantayı alıp odadan dışarı çıktım.Aşağıda Akın'ı görmeyi beklemiyordum.Beni görünce gözlerinden alev çıktığına yemin edebilirdim.Akın...Her zamanki gibi çok yakışıklıydı.Merdivenler bittikten sonra yanına yaklaştım.

"Çok güzel olmuşsun" dedi fısııltıyla.

"Teşekkür ederim" dedim utanarak.

"Gidelim mi ?"

"Olur"