16. bölüm · KAPAN

16.Bölüm(+18)

Literary Flaw

Bilge

Akın beni sahneden aldıktan sonra yanına oturduğumda, sanki beni bırakmaya niyeti yokmuş gibi sürekli elini üzerimde hissediyordum. Bazen belime dolanıyordu, bazen parmakları bileğimi nazikçe kavrıyordu. Ona gülümsediğimde bakışları yumuşuyor, ama içinde bir şeyler saklıyordu—daha derin, daha sahiplenici bir şey.

Birkaç şarkıya eşlik ediyor, yerimde hafifçe dans ediyordum. Onun koyu bakışlarının üzerimde gezindiğini bilmek hoşuma gidiyordu. Derken, dudaklarını kulağıma yaklaştırıp, sadece bana duyuracak bir sesle fısıldadı:

"Bu enerjini eve sakla, güzelim."

Alkolün etkisinden mi yoksa sadece Akın'ın yanındayken kendimi fazla cesur hissetmemden mi bilmiyorum ama arsızca ona gülümsedim.

"Benim enerjim hiççç bitmezzzz sevgilimmm."

Gözleri anında değişti. Derin, sıcak bir ifadeyle bana baktı ve o an her şeyi unuttum. O kadar yoğun bir şekilde bakıyordu ki, sanki başka kimse yokmuş gibi...

"Sevgilim ha?" dedi, sesi her zamankinden daha farklıydı. "Bunu o güzel dudaklarından daha sık duymak istiyorum."

Gözlerimi kırpıştırıp, dudaklarımı büzerek hafif bir mırıldanmayla cevap verdim:

"Hıhı."

Masada içkiler bitiyor, yenileri geliyordu. Ben giderek daha gevşek, daha neşeli hale geliyordum ama Akın... O sanki içmemiş gibiydi. Gözleri hâlâ keskin, hâlâ beni tartıyor, hâlâ bana sahip çıkıyordu.

Tuvalete gitmek için ayağa kalktığımda, dünyam aniden dengesizleşti. Bir adım attım ama yere değil—sıcak, güçlü kolların arasına düştüm.

Başımı kaldırdığımda, Akın'ın yüzü tam karşımdaydı. Çenesini hafifçe yana eğmiş, dudaklarının kıyısında belirgin bir gülümsemeyle bana bakıyordu.

"Sana bu kadar içki yeter bence sarhoş olmuşsun" diye mırıldandı, sesi tehlikeli bir tatlılıkla doluydu.

Ellerini belime sabitledi, parmakları tenimi yakıyordu. Kaçmaya çalışmadım. Zaten kaçamazdım da.

"Ben sarhoş değilim," diye fısıldadım, nefesim onun dudaklarına değecek kadar yakındı.

Akın başını eğip kulağıma doğru fısıldadı:

"Öyleysen bile fark etmez, çünkü bu gece seni hiçbir yere bırakmam."

Akın'ın kucağında kalakalmıştım. Ellerini belime sabitlemişti, sanki kaçma ihtimalim varmış gibi. Bense gülümseyerek ona baktım, ama alkolün cesaretiyle mi yoksa gerçekten içimden geldiği için mi bilinmez, kollarımı boynuna doladım.

" Düşecek değilim kalksam iyi olur" dedim kelimeler ağzımdan kayıyordu.

Gözlerimdeki meydan okumayı gördüğünde dudaklarının kıyısında hafif bir gülümseme belirdi. Ama gözleri... Gözleri hâlâ aynı yoğunlukta bana bakıyordu.

"Düşmeyecektin ha?" diye mırıldandı, sesi tehlikeli bir tatlılık taşıyordu. Başını hafifçe yana eğdi, dudakları neredeyse yanağıma değiyordu. "Bence tam da gerektiği yere düştün"

İçim ürperdi ama bu ürperti korkudan değil, tamamen Akın'ın varlığından kaynaklanıyordu. O kadar güçlü, o kadar oradaydı ki, bana kendimi hafif ama aynı zamanda korunmuş hissettiriyordu.

"İnsan sevgilisinin düşmesini ister mi hiç?" dedim, sesim alçaldı. Parmakları belime sıkıca bastı, beni biraz daha kendine çekti. "Kucağıma düşeceksen hep isterim güzelim"

Yutkundum. Kalbim hızlandı.

"Akın..."

Adını söylerken bile sesim titremişti. Ne olduğunu bilmiyordum. Sarhoşlukla mı ilgiliydi, Akın'ın dokunuşuyla mı, yoksa sadece onun yanındayken kontrolü kaybetmeye alışık olmayışımdan mı...

Ama o adını duyduğunda, bir an gözleri tehlikeli bir şekilde parladı.

"Bir daha söyle."

Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama çenemden tutup beni kendine bakmaya zorladı.

"Sevgilim..." dedim fısıltıyla.

Yüzüne yayılan o bakışı gördüğümde içim titredi. Bir şey demedi. Sadece beni kucağında biraz daha sıktı, biraz daha kendine yasladı. Ve dudaklarını, hafifçe, boynumun yanına değdirdi.

Nefesim kesildi.

"Sana içki içirtmeyeceğim bir daha," diye fısıldadı, sesi fazlasıyla sakindi ama içinde bir tehdit vardı. "Çünkü seni böyle kollarımın arasında bulmak beni zorluyor. Ve bir gün kendimi tutamayabilirim, güzelim."

Gözlerimi kapattım. Alkolün etkisiyle mi yoksa Akın'ın sesindeki o karanlık çekimle mi, bilmiyorum ama tüm vücudum ona doğru kayıyordu.

"Tutma," dedim arsızca, gözlerimi açtığımda gözlerinin içindeki o açlığı gördüm.

Akın'ın çenesi gerildi.

"Eve gidiyoruz."

Ve gözlerimi bile kırpmadan, beni olduğu gibi kaldırdı.

Arabaya geçtiğimizde hafifçe geriye yaslandım, alkolün vücuduma yaydığı sıcaklığı hissediyordum. Gözlerimi Akın'a çevirdiğimde direksiyona hâkim, ama bir yandan da dikkatinin bende olduğunu fark ettim.

"Cansu nerede?" diye sordum, sesim biraz gevşekti ama hâlâ kontrolü elimde tutmaya çalışıyordum.

"Can'la birlikte, başka arabadalar."

Başımı sallayıp bir "Hmm" mırıldandım. Radyoya uzanıp eğlenceli bir şeyler aramaya başladım. Tam da istediğim şarkıyı bulduğumda, yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.

Şarkının ritmine kapıldım, sanki elimde mikrofon varmış gibi coşkuyla söyledim:

"Gel de yatağım ıslansın, sabaha kadar alev alsın, yansın... Durmam, duramam, imkansıızzzzz!"

Sesim arabanın içinde yankılanırken, göz ucuyla Akın'ı izledim. Direksiyonu daha sert kavradığını fark ettim. Kasları gerilmişti, çenesini hafifçe sıkarak kaçamak bakışlar atıyordu. Ama en çok hoşuma giden şey, dudaklarının kenarında beliren rahat ama şeytani sırıtışıydı.

Onu delirttiğimi biliyordum.

Eve vardığımızda, kapıyı açıp içeri süzüldüm. Ayakkabılarımı çıkarıp salonun ortasına doğru ilerlerken, arkamdan gelen ayak seslerini duydum. Akın beni takip ediyordu, ama acele etmiyordu. O her zaman avını izleyen bir avcı gibi hareket ederdi.

Ceketimi çıkarmak için ellerimi omuzlarıma attım ama tam o anda, onun çoktan koltuğa yerleşmiş olduğunu fark ettim. Bacaklarını açmış, rahat ama gözleri kısılarak beni izliyordu. Gözlerinde garip bir şey vardı... Açlık mı? Tehlike mi? Sahiplenme mi? Belki hepsi.

Sonra sesi duyuldu, tok ve kesin bir tınıyla:

"Dans et benim için, kelebeğim."

Gülümsemem yüzümde sabitlenmişti.

Yavaşça arkamı dönüp ona baktım. Beni gerçekten istediğini biliyordum. Ama en çok hoşuma giden şey, beni izlerken kendini ne kadar zor tuttuğuydu.

Adımlarımı ağır ağır attım, müziği hâlâ içimde hissediyordum. Ellerimi saçlarıma götürdüm, hafifçe geriye savurdum.

Akın gözlerini bir an bile benden ayırmadı.

"Nerede dans etmemi istersin" dedim kucağını kastederek.

Akın başını hafifçe yana eğdi, dudağının kenarında yine o yarım gülümseme vardı. Ama gözleri... Gözleri ciddiydi.

"Beni zorlaştırıyorsun, güzelim."

İçimden bir titreme geçti ama bu ürperti değildi. Tam tersine, içimde yükselen bir heyecanın, ona oynadığım oyunun getirdiği tatlı bir gerilimin göstergesiydi.

"Öyle mi?" dedim, adımlarımı biraz daha yavaşlatarak.

Akın bir anda yerinden kalktı.

Aniden, fazla düşünmeden geri çekildim ama o benden daha hızlıydı. Ellerini belime doladı, beni hafifçe kendine çekti. Alkolün etkisiyle başım döndü, ama asıl başımı döndüren şey onun sıcaklığıydı.

"Beni fazla zorlama, Bilge." diye fısıldadı, sesi tehlikeli bir sabırla doluydu. "Yoksa bu geceyi bambaşka bir şekilde bitiririz."

Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerinin içinde yanıp sönen o ateş... İçimde de aynısı vardı.

"Kim tutuyor seni?" dedim kışkırtıcı bir fısıltıyla.

Akın, dişlerini sıkarak gözlerini kapattı ve nefesini ağırdan aldı. Ellerinin beni bırakmadığını hissettiğimde, aslında kaçamayacağımı ama zaten kaçmak istemediğimi fark ettim.

Bu gece nasıl bitecekti, bilmiyordum. Ama bildiğim tek şey, Akın'ın artık sınırlarını zorluyordum... Ve bundan fazlasıyla keyif alıyordum.

"Zamanı geldiğinde Bilge adımı altımda inleyeceksin ama bu şekilde olmayacak bugün değil" dedi kendini zor tuttuğu belliydi. Telefonundan bir şarkı açtı. Yavaş ama ritmik, tehlikeli bir davet gibi içime işleyen bir melodi odaya yayıldı.

Bakışlarımı ona kaldırdığımda, koltuğa tekrar yerleşmişti. Bacaklarını açmış, dirseklerini dizlerine dayamış, gözlerini kısarak bana bakıyordu.

"Hadi, kelebeğim. Göreyim seni."

Bir an tereddüt ettim. Ama Akın'ın bana olan bakışı, içimdeki arsız yanı harekete geçirdi.

Adımlarımı yavaşça attım, müziğin ritmine kapılarak bedenimi hafifçe salladım. Ellerim saçlarıma gitti, başımı geriye attım ve kalçamı hafifçe yana kıvırarak Akın'ın üzerimde dolaşan bakışlarını hissettim.

Beni izliyordu. Açıkça. Saklamaya çalışmadan.

Bunu bilmek, içimde tatlı bir kıpırtı yarattı.

Ellerimi boynumdan aşağı kaydırarak üzerimdeki ceketi ağır ağır çıkardım. Omuzlarımdan kayarken Akın'ın gözleri bir an bile üzerimden ayrılmadı. Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırmıştı, nefesi derindi ama ritmi değişmişti.

"Devam et." dedi fısıltıyla, sesi her zamankinden daha karanlıktı.

Parmaklarım yavaşça bacaklarımdan yukarı kayarken, kalçamı müziğin ritmine uydurdum. Akın'ın bacaklarının arasına iyice yayıldığını, ellerinin sertçe koltuğun kenarını kavradığını fark ettim.

Bu oyunun kontrolü bende gibi görünüyordu. Ama gerçekte kim kiminle oynuyordu, emin değildim.

Son bir adım attım, neredeyse ona dokunacak kadar yakındım. Ellerimi göğsünün üzerine koyup hafifçe bastırdım.

Akın'ın gözleri anında değişti.

O an her şey fazlasıyla sessizleşti. Şarkı devam ediyordu ama nefeslerimiz, odayı dolduran en gerçek sesti.

"Bilge..." diye fısıldadı, sesi sabırsız ama tehlikeli bir uyarı gibiydi.

Gülümsedim. Eğilip dudaklarımı yanağına yaklaştırarak, neredeyse tenine dokunacak şekilde fısıldadım:

"Beni durdurmayacak mısın, sevgilim?"

Akın'ın gözleri ateş gibiydi. Ellerini koltuğun kenarından çekip bacaklarıma yerleştirdi.

Ve işte o an, oyunun sona erdiğini anladım.

"Bir daha ben dahi yanında olsam başkalarının içinde başkalarına değerek dans ettiğini görürsem, sana bakışları değen herkesi öldürürüm Bilge" dedi tehtidkar sesiyle

Tüylerim diken diken oldu. Akın'ın sesi, tehditkâr bir fısıltı gibi kulaklarıma çalındı. Gözlerim onunkilerle buluştuğunda içimde bir ürperti hissettim, ama bu korkunun değil, çok daha karanlık bir şeyin ürpertisiydi.

"Öldürür müsün?" diye fısıldadım, dudaklarımı hafifçe aralayarak.

Akın'ın gözleri, içindeki sabrı tüketen bir alev gibi yanıyordu. Ellerini yavaşça bacaklarımdan yukarı kaydırdı, sert ama sahiplenici bir dokunuşla.

"Beni deneme, kelebeğim." dedi alçak bir sesle. "Sınırlarımı zorluyorsun ve senin için neler yapabileceğimi daha önce gördün."

Nefesim düzensizleşti. Alkolün etkisiyle mi, yoksa Akın'ın sesindeki karanlığın cazibesiyle mi bilmiyorum ama içimdeki her şey onun üzerine kapanıyordu.

"Ama ben..." dedim yavaşça, eğilip dudaklarımı boynuna yaklaştırarak. "Senin sınırlarını zorlamayı seviyorum, sevgilim."

Akın'ın çenesi gerildi. Parmakları belime gömüldü, sanki beni kendine zincirlemek istermiş gibi.

"Beni kıskanıyor musun?" dedim, nefesim neredeyse dudaklarına değecekti.

Gözleri hafifçe kısıldı, yüzünde sert ama tehlikeli bir gülümseme belirdi.

"Kıskanmak mı?" diye tekrarladı. "Beni yanlış anladın, güzelim."

Başımı yana eğdim, merakla gözlerinin içini okudum.

"Seni başkasına dokunurken görmek istemiyorum çünkü..." dedi, sesi tok ve iddialıydı. "Çünkü ben zaten senin her şeyine sahibim, Bilge. Tenine, ruhuna, aklına... Bunları paylaşmaya tahammülüm yok."

Nefesim kesildi. Göğsüm hızla inip kalkıyordu, ama içimde yükselen şeyin adı korku değildi. Onun beni böyle istemesi, böylesine sahiplenmesi, bende tarif edemediğim bir şey uyandırıyordu.

O kadar yakınındaydım ki, nefesleri yüzümde hissediliyordu.

"Ve benimsin," diye fısıldadı, başını biraz daha eğerek. "Bunu her seferinde sana hatırlatmam mı gerekiyor?"

"Fazla konuştun, fazla dans ettin. Şimdi uyuma vakti." dedi, ama sesi hâlâ fazlasıyla buyurgandı.

Başımı göğsüne yasladım, vücudunun sıcaklığını hissederken istemsizce içim ürperdi. Kollarım boynuna dolanmıştı, alkolün etkisiyle hem uykulu hem de fazlasıyla keyifli hissediyordum.

Odamıza girdiğinde, beni yatağa bıraktı ama ben anında bileklerinden tutarak çekiştirdim.

"Beni bırakma!" diye mızmızlandım.

Akın kaşlarını kaldırarak bana baktı, dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. "Su getireceğim, güzelim. Sarhoşsun."

"Hayır, ben gayet iyiyim!" dedim, ama tam o sırada elimle yüzümü ovuşturunca hafifçe başım döndü. Suratımı buruşturup tekrar ona baktım. "Hmm... Belki birazcık sarhoş olabilirim..."

Akın başını iki yana salladı. "Birazcık mı?"

Yüzümde arsız bir sırıtış belirdi. "Çok mu tatlıyım şu an?"

Akın dizini yatağa koyup üzerime eğildi, elini yanağıma dokundurarak başparmağıyla hafifçe yanağımı sıktı.

"Fazlasıyla."

Gözlerimi kocaman açıp kollarımı iki yana açtım. "O zaman hadi, gel sarıııl!"

Akın hafifçe iç çekti ama sonunda teslim oldu. Yanıma uzandı, bir kolunu belime dolayarak beni kendine çekti. Başımı göğsüne yasladım, huzurun içinde kayboluyordum.

Elimi göğsünde gezdirirken fısıltıyla sordum, "Beni gerçekten çok kıskanıyor musun?"

Akın, saçlarımı karıştırarak cevap verdi. "Bu soru mu şimdi? 2 dakika önce cevapladım"

Yüzümü kaldırıp gözlerinin içine baktım. "Merak ediyorummm lütfennn bir daha söyler misinnn?"

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Akın başını hafifçe eğdi, alnını benim alnıma dayadı.

"Sana bakan herkesi gözlerimle öldürüyorum, Bilge.Bazen sadece gözlerimle değil silahımı da kullanıyorum" dedi sakince. "Buna kıskanmak diyorsan, evet. Ama aslında bu, çok daha fazlası."

İçimde tatlı bir kıpırtı hissettim. "Beni sevdiğin için mi?"

Akın bir an durdu, sonra usulca fısıldadı. "Senden başka kimi sevebilirim ki?"

Yanaklarım sıcaktan yanıyordu. Alkolün etkisiyle iyice duygusallaşıp kollarımı boynuna daha sıkı doladım. "Ben de seni seviyorum, sevgilim." dedim mırıldanarak.

Akın hafifçe başımı okşadı. "Biliyorum, güzelim."

Gözlerim kapanmaya başladığında hâlâ onun kokusunu duyuyordum, kollarının sıkıca belime dolandığını hissediyordum. Güvende ve ait olduğum yerdeydim.

Ve böylece, Akın'ın kalp atışlarını dinleyerek, huzur içinde uykuya daldım...

BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZZZ BİRAZ GECİKTİ VE KISA OLDU BİR SONRAKİ BÖLÜM BİRAZ DAHA UZUN VE AKSİYONLU OLACAKKK