8. bölüm · KAPAN
8. Bölüm
Akın
“Abi, napalım?” Can’ın sesi kafamın bir köşesinde yankılanıyordu. Ancak cevap verecek hâlde değildim. Öfke, vücudumda dolaşan bir zehir gibiydi; ağzımı açsam, yalnızca kelimeler değil, alevler de dökülürdü. Kendimi kontrol etmeliydim. Kontrol edemezsem, işler daha da sarpa saracaktı. Ama ne yaparsam yapayım, içimdeki bu yanardağı bastırmam mümkün görünmüyordu.
Derin bir nefes almayı denedim, ama her nefes, öfkeyle dolup taşıyordu. Yumruklarımı sıkarken bileklerimdeki damarlar zonkluyor, kalbim adeta kafesinden fırlamak ister gibi atıyordu. Cengiz’in Bilge ile buluşması, kazadaki kızın o olduğunu kesinleştirmişti, içimdeki bir umut onun olmamasını umarken şimdi her şey ortadaydı. Yutkunmaya çalıştım, ama boğazım düğümlenmişti. Kafamın içinde dönüp duran düşünceler, karanlık bir labirentin içinde aynı çıkmaz sokakta son buluyordu: Bilge, bu gece elimden sağ çıkamayacaktı.
“Can,” dedim, sesim bir fısıltıdan hallice ama tehditkâr bir tonla. “Buradaki kamera kayıtlarını kontrol ettir. Yaklaşık on, on beş dakika önce kadınlar tuvaletinin olduğu yerde Bilge’yi rahatsız eden adamı bul. Onun icabına ben bakacağım.”
Can, benden böyle bir hamle beklemiyordu; sesi tereddütle doluydu. “Abi, emin misin?” diye sordu. Sesindeki tedirginlik, o an bile beni rahatsız etti.
“Ne diyorsam onu yap, Can.” Sesim, sonu kesinleşmiş bir mahkeme kararı kadar soğuk ve kesindi.Telefonu kapayıp Bilge’ye doğru sahte bir gülümseme takınarak yanına yürüdüm.
Bilge
Akın telefonda konuşurken gözlerinden ateş çıkacaktı neredeyse, telefondaki kişi ne söylediyse onu inanılmaz sinirlendirmişti. Eliyle çenesini ovuşturuyor, telefonu tuttuğu eli daha da sıkıyor, beyaz parmak boğumlarını olduğum mesafeden bile görebiliyor ama ne konuştuğunu duyamıyordum. Onun bu halini görmek sırtımdan aşağıya bir ürperti hissetmeme neden olmuştu, içtiğim içkinin etkisiyle biraz daha rahat hissediyordum, onu daha rahat inceleyebiliyordum. Gerçekten ilk bakışta bile yakışıklı denilebilecek bir adamdı aynı zamanda da insanı korkutan koyu kahverengi gözleri, kirpiklerinin altında alev saçıyordu. Her zaman takım elbiseliydi evde bile çok nadir eşofmanla görüyordum onu, şu ana kadar hep siyah takım elbiseyle görmüştüm çok nadir içindeki gömlek de siyah oluyor, genelde beyaz gömlek tercih ediyordu. Akın’ın gözleri beni bulduğunda ona gülümsedim, benim bu adama içim gidiyordu. Ona bu kısa sürede o kadar çok alışmıştım ki sanki hayatımda hep varmış gibi geliyordu. Onunla birçok şey paylaşmak istiyordum. Onun da benimle birçok şey paylaşmasını istiyordum mesela küçükken en sevdiği çizgi film hangisiydi? çocukluk arkadaşı var mıydı mesela? Ya da nasıl bir çocukluk geçirdiğini…Onunla birçok şey yapmak istiyordum, normal çiftlerin yaptığı aktivitelerde nasıl olacağını düşündüm. Mesela sinemaya gittiğimizde veya güzel bir yemekten sonra sahilde yürüdüğümüz buluşmaları. Akın telefon konuşmasını bitirip bana doğru adımlarını attığında içimi bir endişe sardı. Adımları bittiğinde çok yakınımda durduğunu fark ettim.
“İşle ilgili mi? Kötü bir şey mi oldu?”
“Evet, işle ilgili bazı aksilikler oldu eğer o adamı görürsen yanıma gelirsin şimdi misafirlerle ilgilenmem gerekiyor.” Deyip yanımdan uzaklaştığında kalbimin sızladığını, hatta gözlerimin dolduğunu hissettim. Ne olmuştu yine? Bir an da aramızda görünmez bir duvar oluşmuştu , beni ona ulaşmaktan alıkoyan.
Belki de içkinin etkisiyle duygularım daha yoğun bir şekilde yüzeye çıkıyordu. Kalbimdeki sızı büyüdükçe büyüdü. Bir yandan kendimi suçladım, acaba gereksiz yere mi alınganlık yapıyordum? Diğer yandan ona, bana bir adamın asıldığını söylemiştim ve o neredeyse hiç umursamamış konuyu kapatmak ister gibi yanımdan kaçmıştı ve bu üzerime bir gölge gibi çökmüştü.
Etrafımdaki insanlara rağmen kendimi yalnız hissetmeye başladım. Gülüşmeler, konuşmalar ve arka plandaki müzik, hepsi bulanık bir uğultuya dönüşüyordu. Sanki bir anlığına, kalabalığın ortasında yapayalnız kaldım. Kendime bir içki daha alıp düşüncelerimi susturmaya çalıştım ama ne yaparsam yapayım, hissettiğim o boşluk kaybolmuyordu.
Ben öyle düşüncelere dalmışken yanıma Zeynep geldi.
“Bilge konuşabilir miyiz?”
“Efendim”
“Sana daha önce söyleyemediğim için üzgünüm. Biz abinle yani Ali’yle bir süredir görüşüyoruz” cümlesini bitirdiğinde gözlerini benden kaçırmıştı. Aslında içten içe tahmin etmiştim ama bunca zamandır beni aptal yerine koymuştu. Abimin benimle ilgilendiği yoktu zaten onun için bir hiçtim. Ama iş Zeynep’e gelince gerçekten yakın gördüğüm bir arkadaşımdı.
“Ne zamandır birliktesiniz?”
“İki yıl olacak”
Gözlerimdeki şaşkınlığı saklayamamıştım
“İki yıl ha! Söylemek için birçok fırsatın oldu. Yanlış anlama abime bayıldığımdan değil bunca zamandır bana hiçbir şey anlatmamana kırıldım”
“Biliyorum ama sende bana birçok şey anlatmadın” dedi Akın’ı kastederek tam cevap vereceğim sırada başkaları selamlaşmak için yanımıza geldiğinde konuşmamız yarım kalmıştı.
Akın ise gece boyunca benimle konuşmaktan kaçınmıştı. Ne zaman ona baksam başkalarıyla konuştuğunu, hatta gülümsediğini gördüm ve bu gülümsemeyi çok kıskanmıştım. Bana çok az verdiği bir şeydi bu, içtikçe içmiştim. Sarhoş olmuş ayakta duramıyordum, dışarıya hava almaya çıkacağım sırada bir el belimi sardı. Arkama bakmadan viski ve baharatlı kokudan Akın’ın olduğunu anlamıştım.
“Ne kadar içtin?” dedi kapının önüne çıkarken.
“Sanırım ayakta duramayacak kadar”
“Eve gidiyoruz” dediğinde vale anahtarı Akın’a verdi.
Arabaya oturduğumda, Akın’ın duruşunda anlam veremediğim bir soğukluk vardı. Belki yorgundu, belki de bana kızgındı, ama benim susmaya hiç niyetim yoktu. İçkinin verdiği rahatlık, susturmak için yıllarca bastırdığım duygularımı ve cümlelerimi birer birer su yüzüne çıkarıyordu. Her şey üzerime çullanmış gibiydi; konuşmazsam boğulacakmışım gibi hissediyordum.
“Çok uzun zamandır…” kelimeler ağzımdan yarım yamalak çıkıyordu koltuğumda Akın’a doğru dönmüş, kafamı koltuğa yan yaslanmıştım. Kısa bir bakış attı ve yola bakmaya devam etti.
“Çok uzun zamandır böyle güvende hissetmemiştim Akın. Babam öldüğünden beri her gece eve gittiğimde abim bu gece acaba neye kızacak di-“duraksadım. Ağladığımı yeni fark ediyordum ve bu nefesimin kesilmesine neden oluyordu konuşmak için bir nefes verdim ve devam ettim “Acaba bu akşam neye kızacak diye mideme ağrılar girerdi. Eğer iyi günümdeysem o gün içeride içmekten baygın bir şekilde salonda yatıyor olurdu.”
“Neden evden gitmedin?”
“Denedim Akın hem de birçok kez. Çoğunda saçlarımdan sürükleyerek eve götürdü, ya da evde sıkıntı çıkardı, ev sahibi attı…”
Cevap gelmeyince konuşmaya devam ettim “Seni ilk gördüğümde ne düşündüm biliyor musun?”
“Ne düşündün?”
“Kalbimi çıkartıp, elime vereceğini ama öyle bir adam olmadığını anladım. Sen gerçekten iyi bir adamsın.”
Akın’ın yutkunduğunu görebiliyordum. Elim radyoya gitti ve kulağıma Şebnem Ferah’ın sesi doldu
Sen hiç, hiç oldun mu? Birden duruldun mu? Bulanıkmış berrakmış her suyu içtin mi? Altında ağ olmadan yerden yükseldin mi?Tam zevkine varmışken birden yere düştün mü sen?
Çok geçmeden eve gelmiştik. Arabadan indiğimde evin önündeki adamları fark etmiştim, karanlıkta sigaralarının ucundaki kızıl parıltılar ve gölgelerdeki hareketlilik gözüme çarptı. Hava buz gibiydi, ama bu üşümenin kaynağı yalnızca hava değildi. İçimde kötü bir şeylerin olacağına dair güçlü bir his vardı.
Evin kapısına doğru birkaç adım atmıştım ki, Akın aniden kolumdan tuttu. Beni kendine çevirdiğinde yüzünden hiçbir şey anlayamamıştım.
“Bekle” dedi adım atmamı engelleyen bu söz, içimdeki endişeyi daha da artırdı. Sonra bir adım yana kaydı ve gördüğüm manzarayla nefesim kesildi.
Dizlerinin üzerinde, yüzü gözü kan içinde bir adam vardı. Beni yemekte rahatsız eden, sınırları zorlayan o adamdı. İki kolundan Akın’ın adamları tutuyordu.
Üzerine bulaşmış kan ve beyaz gömleği, mide bulandırıcı bir kontrast yaratıyordu. Bacaklarım sanki yerinden kıpırdamayı unutmuştu; nefes almakta zorlanıyordum.
“Akın… Sen ne yaptın?” dedim, kelimelerim korku ve şokla karışmış bir şekilde döküldü. Soğuktan titreyen vücudum, yerini saf korkuya bıraktı. İçimdeki buz gibi ürperti beni tamamen ele geçirdi.
Adama doğru bir adım atmaya çalıştım, ama Akın tekrar beni durdurdu. Sertçe kolumdan tuttu ve gözlerime dik dik bakarak fısıldar gibi konuştu.
“Beni seviyorsan, Bilge,” dedi, sesi hem tehditkâr hem de acı doluydu. “Bunun bedelini ödemeye hazır ol. Çünkü kimse sana zarar veremez. Yalnızca ben…”
Daha ne dediğini tam anlamadan, Akın belindeki silahı çıkardı. O an nefesim kesildi, gözlerim büyüdü ve panikle geri çekildim.
“Akın yapma! Lütfen!” dedim, kelimelerim artık bir yalvarışa dönüşmüştü. Gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülüyordu. Hıçkırıklarım birer çığlık gibi gökyüzüne yükseldi.
Ama Akın beni dinlemiyordu. İki el silah sesi havayı delip geçti. Çığlık atarak ellerimi yüzüme kapattım. Kalbim delice çarpıyordu, dizlerimin bağı çözülmek üzereydi.
Akın, sert bir hareketle ellerimi yüzümden çekti. “İyice bak!” dedi, sesi tükürürcesine öfkeliydi. Gözlerimi açmaya cesaret edemedim, ama yapmamı istiyordu. Ve bunu yapmam gerektiğini biliyordum. Yerde yatan adamın cansız bedenine bakarken midem bulandı, gözlerimden yaşlar sel gibi akmaya başladı.
Akın beni kolumdan tutup eve sürükledi. İçeri girerken bacaklarımın beni taşıyamadığını hissediyordum. O ise sanki hiçbir şey olmamış gibi rahattı.Ben kapının girişinde dikilirken o içerideki koltuğa yayılmıştı bile.Birkaç saniye sakinleşmeye çalıştıktan sonra yavaş adımlarla Akın’ın önünde ayakta durdum o ise öylece bana bakıyordu.Öfke beynime sıçramıştı,kanımın kaynadığını hissediyordum.
“Sen…Sen az önce adam öldürdün. Katilsin!” diye bağırdım gözyaşlarım bitmek bilmiyordu. Akın, sanki söylediklerim hiç umurunda değilmiş gibi, yerinden kalktı ve ağır adımlarla içkilerin olduğu vitrinin önüne gitti. Bir şişe alıp kapağını açtı ve hiçbir şey olmamış gibi kafasını dikip birkaç yudum aldı. Sonra tekrar yerine oturdu.
Hiçbir şey söylemiyordu. Sadece bana baktı, derin, keskin ve anlamsız bir şekilde. Bu sessizlik beni delirtmek üzereydi. Kalbimdeki ağırlık daha da büyüyordu.
“Seni polise ihbar edeceğim! Duydun mu beni?!”
Yüzünde bir sırıtış belirdi
“Dene de gör, yiyorsa tabi”
“Sen…sen iğ-“cümlemi Akın’ın yüksek sesi böldü
“Yeter! Bilge” Sustuğumda memnun olmuş gibi viski şişesini kafasına dikti.
“Soyun”
“Ne”
“Bana söylediklerimi ikiletme soyun Bilge”
“Yapmak istemiyorum” dediğimde beni kendisine çekti ve kucağına oturttu.
“Bu gece beni kızdırmak istemezsin değil mi ?”
Gözyaşlarımın arasında kafamı salladım. Bana neler yapabileceğini düşündükçe nefesim kesiliyordu.
“Akın bunu bana neden yapıyorsun?” dedim hıçkırıklarımın arasında.
“Üzerini çıkart” dediğinde ayağa kalktım. Üzerimdeki kürkü yere attım, bacaklarım titriyordu.
Akın
Bu gece o kadar çok içmiştim ki, içimdeki yangını hiçbir şey söndüremiyordu. Her yudum içki, damarlarımdan geçen öfkenin harını bir nebze olsun azaltmıyor, aksine daha da alevlendiriyordu. İçimdeki bu öfke, yalnızca dışarıya değil, kendime de dönüktü. Onun gözlerindeki korkuyu gördüğümde, haklı olduğumu hissettim. Bilge şu an tam karşımda titriyordu.
Evet, korkuyordu. Ve korkmalıydı da. Onu bu hale getirdiğim için içimde bir nebze suçluluk hissetmeliydim belki, ama hissetmiyordum. Bana yalan söylemiş, beni aptal yerine koymaya çalışmıştı. İşin en acı verici yanı ise, neredeyse ona kanacak olmamdı. Bir anlığına, onun sözlerinin doğru olabileceğine inanacak kadar zayıf bir an yaşamıştım. Bu düşünce beni daha da çileden çıkarıyordu.
Onun masumiyeti, o duru bakışları… Hepsi birer aldatmacadan mı ibaretti? Kendime kızıyordum; nasıl böyle bir oyuna gelmiştim? Karşımdaki kadına hem öfkeleniyor hem de ondan bir türlü kopamıyordum. İnsanı çelişkiye sürükleyen, bu kadar zıt duyguyu aynı anda hissettiren başka bir şey var mıydı?
Bilge’nin gözleri yaşlarla dolmuştu. Titrek dudakları, bir şeyler söylemek ister gibi kıpırdıyor ama kelimeler boğazında düğümleniyordu. Onu bu halde görmek beni sarsmalıydı, ama içimde bir yer, onun da bu duyguları hak ettiğini düşünüyordu.
“Hadi!” diye sert bir sesle çıkıştım. Sözlerim odada yankılanırken içimdeki öfkenin sesime yansıdığını biliyordum. Gözlerim Bilge’ye dikiliydi; çaresizliği ve korkusu yüzünden okunuyordu. Ama ona acımaya niyetim yoktu, bunu bir kere yapmıştım.
“Akın, lütfen…” dedi, hıçkırıklarının arasında kucağımdan kalkmış,karşımda dikiliyordu. Sesi zayıf ve kırılgandı, ama bu beni durdurmaya yetmezdi. Beni bir kez daha kandırmaya çalışıyordu, bunun farkındaydım.
Bir an göz göze geldik. Gözlerindeki yaşlar yanaklarına doğru süzülüyordu, ama bu görüntü beni yumuşatmak yerine daha da kızdırdı. Onun bu masum görünümüne artık inanmıyordum.
Bakışlarımı kaçırmadan, kalkacağım sırada Bilge’nin ellerinin yavaşça elbisesinin fermuarına gittiğini fark ettim ve tekrar koltukta yerime yerleştim. Parmakları titreyerek fermuarı aşağı çekmeye başladı. Elbisesi omuzlarından kayarak yere düştü. Şimdi karşımda yalnızca iç çamaşırlarıyla duruyordu.Onu gözlerimle yemiştim şimdiden.Her ayrıntısını inceleyip zihnime kazıdım.Camdan gelen ay ışığı tenine yansıyor ortaya şaheser gibi bir vücut çıkıyordu.
Ayaklandım ve Bilge’nin etrafında dönmeye başladım tıpkı avıyla oynayan bir avcı gibi.
Ah kelebeğim böyle olmasını sen istedin
O kadar yakındık ki pantolonum aletimi zorluyordu.Arkasına geçtim ve sertliğimi hissedene kadar kendimi ona bastırdım.Bilge ağlıyor ve ellerimin arasında vücudu titriyordu.Saçlarını bir yana toplayıp dudaklarımı boynuna bastırdığımda ağzından bir hıçkırık koptu.
“Senin bu gece cehennemin olacağım Bilge” diye fısıldadım kulağına
“Sıra abine de gelecek ama önce sen Bilge”
Onun bu korkmuş çaresiz hali, içimde karmaşık bir duygu fırtınası koparttı. Bir yandan ona karşı olan öfkem hâlâ körüklenirken, diğer yandan içimde bir yerlerde bu görüntüye yenik düşmemeye çalışıyordum. Ama hayır, bu kez ona inanmayacaktım.
Bilge bana daha önce kimseyle birlikte olmadığını söylemişti. O an, bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu düşündüm. Eminim ki onun geçmişinde birçok kişi vardı, birçok hikâye, birçok sır… Bana anlatmadığı, benden sakladığı şeyler. Ona güvenemezdim. Çünkü bu hikâyenin içinde zaafım olduğunu bildiği ve bunu kullanmak isteyen sinsi bir kadın vardı.
“Beni kandıramazsın, Bilge,” dedim soğuk bir sesle,ellerim altında ürperdiğini hissediyordum. Her kelimem odanın içinde yankılandı. “Bana kimseyle birlikte olmadığını söyledin. Ama ben sana inanmıyorum. Eminim ki birçok kişiyle yatıp kalktın. Ve şimdi, aynı numarayı bana da mı yapmaya çalışıyorsun?”
Bilge bir adım geriledi, sanki söylediklerim fiziken canını yakmış gibi. Gözleri korku ve kırgınlıkla büyümüş, nefesi düzensizleşmişti. Ama o masum surat ifadelerinin ardına daha fazla saklanamayacaktı. Ben çoktan o maskenin altındaki gerçekleri görmüştüm.
“Bana bunu neden yapıyorsun Akın? Ne yaptım sana!?” dedi hıçkırıklarının arasında. Gözlerine baktığımda hala beni kandıracak kadar iyi rol yapabildiğini görünce çenem kasılmıştı.
“Bugün arkadaşımla buluşacağım deyip Cengiz’le buluştun” dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak
“Ne” diyebildi kaşlarını çatarak “Pişman olacağın şeyler yapmadan önce beni bir dinle Akın.Çağla’yla buluştum yemin ederim ki buluştum ama…o gelmeden önce masaya oturdu mirastan bahsetti” ağzından bir hıçkırık daha koptu “Daha önce ulaşmaya çalışmış ama ulaşamamış”
“Tabi hep öyle olur zaten.” Ona inanmadığımı görünce ağlaması daha da şiddetlendi. Onu umursamayıp eski yerimi alırken ellerim vücudunda gezindi her yerini elliyor,avuçluyordum.
“Abin haklıymış Bilge sende tıpkı annen gibisin…Sana sarktığını söylediğin ve senin yüzünden ölen adam...Kim bilir belki de sen yanaştın o adama ? annesinin kızı…” yüzümde tiksinircesine bir ifade olduğuna emindim.Bu gece benim olduğunda kirlenecekti,kırılacaktı dokunduğum diğer her şeyde olduğu gibi.
Bir an, gözlerinin içine baktığımda, o korku dolu ifadede bir kırık yansıma gördüm. Belki de o yapmamıştı… ama hayır. O ihtimali düşünemezdim, her şey apaçık ortadaydı. Bu, onun bir başka oyunuydu,haftalarca yaptığı gibi masum ayaklarına yatıyordu.Tekrar koltuğa yerleşirken “Şimdi kucağıma otur ve bana sürtün” dedim.Söylediğim şeyi yapmayınca ayakta titreyen Bilge’ye uzanıp onu kucağıma oturtmuştum
Onu kollarından iyice sıkıp kendini bana bastırmasını sağlarken, sütyeninden taşan göğüslerine yumuldum. Ellerim belinden kalçalarına iniyor hoyratça sıkıyordum. Onu öpmeye başladığımda bu öpücük sevgiden yoksun, öfkemi dışarıya vurmak ister gibi sertçe yapıyor Bilge’nin canını yakıyordum. Ellerim saçlarının arasına daldırdığımda yüzünü kendime daha da yakınlaştırabilirmişim gibi öpmeye devam ettim. Ellerim sutyeninde gittiğinde birkaç saniyede onu üstünden atmıştım. Ağzımdan bir hırıltı çıktığında, Bilge’nin de hıçkırıkları odayı doldurduğunu duymuştum. Onun göğüslerine yumulurken, çırpınmaya başlayınca tutuşum daha da sıkılaştırdım böylelikle hareket edemiyordu.
Bilge’yi tek hareketle altıma almıştım, biraz doğrulup gömleğimi çıkarırken.Altımdan kalkmaya çalışıyor bağırıyordu.Onu ve kendimi tamamen çıplak bıraktığımda ellerimle boğazını sıktım
“Sesini kes! Yoksa senin için hiç iyi şeyler olmaz”
Tekrar üstüne çıktığımda,hem göğüslerini ısırıyor öpüyor, hem de elimle klitorisine sertçe bastırıyordum.
Ben koltukta doğrulurken
“Kalk” dedim bir an için onu bırakacağımı düşünmesi çok komikti.Söylediğimi yapıp kalktığında bende oturur pozisyona geldim
“Diz çök”
Ne yaptıracağımı anlayınca kafasını iki yana salladı.Omuzlarından tutup onu oturttum
“Ağzını aç” bu sefer de ağlaması şiddetlenmişti,kafasını tutup aletime doğru bastırdığımda başka şansı kalmamıştı.Penisimin başını ağzına soktuğumda yavaşça git gel yaptım
“Siktir” ağzımdan bir inleme kaçmıştı.Saçlarını elime dolayıp daha da hızlandırdığımda o kadar sert davranıyordum ki elleriyle bacaklarıma vuruyordu,son saniye ağzından çıktığımda. “Koltuğa geç” diye emrettim.
“Seni öyle bir sikeceğim ki Bilge daha öncekileri unutacaksın”
Onu ensesinden tutup kendime çektiğimde içine girmekte zorlandığımı fark ettim
“Siktir çok darsın”
Biraz daha zorladıktan sonra,yavaşça içinde git gel yapmaya başlamıştım.Bilge’yi o kadar sert beceriyordum ki; Bilge nin tatlı ve masum olduğunu zannederken aslında kılık değiştirmiş olan küçük bir sürtük olduğunu kendinden geçmesinden anlıyordum.Dağıldığını görmek için biraz daha yavaşladım.Doruk noktasına gelip,içinden çıktığımda Bilge’nin gözlerinin açık ama hareketsizce yattığını fark ettim.
İçimdeki panik boğazıma kadar çıkmıştı.Tamamen ayağa kalktığımda gördüğüm şeyle kalbim tekledi.
Siktir Bilge gerçekten ilk defa benimle birlikte olmuştu.İçimdeki yangın bir an da sönüvermişti,yutkunmaya çalıştım ve onun yaptıklarını hatırlamaya kendimi zorladım.
"Giyin bu evden gidiyorsun" dedim zorlukla,birkaç saniye sonra ayaklandı yavaş adımlarla yukarı çıktı.
Böyle olması neden canımı yakıyordu bilmiyordum.Bilge'nin yapma diye yalvarışları kulağımda çınlarken,sesi susturmak için viski şişesinden büyük bir yudum aldım.Saat sabaha karşı beş buçuktu.Bilge'nin nereye gideceğini düşündüm bu saatte ama bunu düşünmemeliydim,içimden ona sarılıp uyumak geliyordu neden böyle hissettiğimi anlamlandıramıyordum,birkaç dakika sonra Bilge bu eve ilk gün giydiği beyaz boğazlı kazak ve pantolonuyla inmişti bir an için her şeyi geri almak istedim. Söylediğim her şeyi, kırdığım her parçayı. Ama artık çok geçti.Kapıdan çıkıp gitmişti.
BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZ SİZCE AKIN GERÇEKLERİ ÖĞRENDİĞİNDE KENDİNİ AFFETTİREBİLECEK Mİ?
