7. bölüm · KANLI AYIN MÜHRÜ
7. BÖLÜM {İLK İŞARET}
Bölüm şarkısı; Aurora - Runaway
"Her işaret, bir gerçeğin gölgesidir."
Ayzelyn sabah muhteşem bir baş ağrısıyla uyanmıştı. Eliyle başına bastırıp gözlerini yumdu. Gece gördüğü rüya onu fena etkilemişti anlaşılan. Yorgun olmamasına rağmen gözlerine engel olamamış ve kısa sürede uykuya yenik düşmüştü.
Defalarca uykusundan uyandıran o rüyayı ise en ince detayına kadar hatırlıyordu.
Başındaki şatafatlı taçla birlikte, ahşaptan yapılmış görkemli tahtta oturuyordu. Tahtın etrafı eski rünlerle süslenmişti. Tahtın merdivenine kadar ulaşan ipek pelerini ise, oldukça güçlü görünmesinde önemli rol oynuyordu. Bir elindeki asa, siyah, beyaz ve kırmızı renkte taşlarla bezenmişti. Bu taşların eşinin ve benzerinin olmadığına emindi.
Diğer elinde ise birazdan okuyacağı emrin yazılı olduğu kalın parşömen vardı. Asası oldukça ağır olsa da, şu an elinde tuttuğu bu parşömenin ağırlığı kolunu uyuşturuyordu. Kafasını iki yana salladı ve gözlerini karşıya dikti.
Gördüğü bu yaratıktan zerre iğrenmeden elindeki parşömeni açtı. Bilmediği bir dilde olmasına rağmen akıcı bir şekilde okuduğu o metinde ne yazdığıyla ilgili hiç bir fikri yoktu.
Nihayet konuşması bittiğinde, iki yanında sırayla dizilmiş şövalyelerden bir kaçı karşısındaki yaratığa doğru ilerledi. Kollarından tutup dimdik durmaya başladılar. Gözünden akan yaşı silmeden eliyle götürün işareti yaptı.
O hareketten sonra gördüğü kin ve nefret dolu bakışlarla, aniden uyandı.
Kafasını iki yana sallayıp yataktan kalktı. Uyuşuk adımlarla banyoya ilerledi. Lavaboya eğilip avucuna suyu doldurdu. Yüzüne çarptığında ise dün gece ağaçtaki sembole dokunduğu elinin hâlâ sıcak olduğunu hissetti. Kafasını kaldırıp aynaya baktı. Gözlerini kapatıp tekrar açtı. Göz bebeklerinin bir anlığına değiştiğini görmüştü fakat hemen eski halini almıştı.
Hızla odadan çıkıp merdivenlerden indi. Ayağını korkuluğa çarptı fakat umursamadan bahçeye ilerledi. Sızlayan ayağına batan taşlar canını yaksa da meraklı yanı daha ağır basıyordu. Ağacın önüne geldiğinde gözlerini kapattı.
Kendini göreceği şeye hazırlaması gerekiyordu fakat önce dokunsa, sanırım daha iyi olacaktı. Parmakları ağacın pürüzlü yüzeyine dokundu. Eline bir kaç kıymık battı. Gözleri yaşardı ama umursamadı. Elinin üzerinde dolaşan karıncalar, derisinin kaşınmasına neden oluyordu.
Sonunda elleri o oyulmuş bölgeye dokunduğunda durdu. Parmak ucunda hafif bir yanma hissediyordu ama bunu batan kıymıklara yordu.
İçinden ne olursa olsun diye geçirip gözlerini yavaşça açtı. Aynı sembol orada duruyordu. Ne anlama geldiğini bulmak istiyordu ama bunu kimin yaptığını bile bilmiyordu. Aklına gelen kişiyle hafifçe sırıtıp pijamasının cebinden telefonunu çıkardı.
Sembolün fotoğrafını çekip son defa ağaca baktı. Aynı hızla odasına dönüp kıyafetlerini alelacele giyindi. Odası savaş alanına dönmüştü. Çantasını açıp fotoğrafın orada olup olmadığını kontrol etti.
Dün bulduğu fotoğrafı eline alıp karadut ağacının altına baktı. Etrafı bomboş olan ağaçla birlikte gözlerini sıkıca kapattı.
Derin bir nefes verip telefonunu ve fotoğrafı çantasına attı. Kararlı adımlarla odadan çıktı.
Merdivenlerden inerken aklındaki sorulara cevap bulma ümidiyle dolup taşmıştı. Seri adımlarla bahçeden çıktı ve telefonunu çantadan çıkardı.
Rehberden Elenor ismini bulup arama tuşuna bastı. Kulağına götürdüğü telefondan bir kaç defa arama sesi geldi. Telefon sonunda açıldı ve dostunun samimi sesi kulaklarına doldu.
-"Merhaba Ayzelyn, nasılsın dostum? Ben de seni arayacaktım ama uyuyor olduğunu düşündüm." dedi Elenor naif sesiyle.
Bu cümle yüzünü gülümsetmişti, ne zaman yalnız hissetse aklına hep Elenor gelirdi ve yalnızlığı bir anda kaybolup giderdi.
-"Merhaba Elenor, çoktan uyandım dostum, direkt konuya giriyorum, seninle konuşmam gereken bir konu var, buluşabilir miyiz?" diye sordu kaba olmayı umursamadan.
Şu an nezaket göstermeyecek kadar meraklı ve hafif korku doluydu.
-"Tabii ama kötü bir şey olmadı değil mi?"
Karşı taraftan gelen ince ses ile kendine gelip cevap verdi.
-"Hayır... Yani sanmıyorum, okulun karşısındaki Saklı Bahçe'de buluşalım, bekliyorum." dedi ve telefonu kapattı.
Yoldan geçen taksiye atladı ve adresi söyledi. Pencereye yanaşıp yine yolu izlemeye başladı.
Gece gördüğü o rüya, aynada gözlerinin değiştiğini görmesi ve ağaçtaki sembol, aşırı derecede aklını kurcalıyordu. Olanları sağlam bir zemine oturtamıyordu. Benliği tüm bunlar karşısında hiç bir şey olmamış gibi tepki verse de, aklı her şeye karşı çıkıyordu. Sanki bedeni, bir kuklacının elindeydi ve o ipleri ne tarafa çekerse, o da o tepkileri veriyordu.
Kaptanı olmayan bir gemi gibi sürükleniyordu. Dalgalar bedenini savururken, zihni ise hâlâ dümeni ele geçirmeye çalışıyordu.
Kafası karışmış bir halde dalıp gitmişken taksicinin sesiyle kendine geldi. Etrafına baktığında geldiklerini anladı ve ücreti ödeyip araçtan indi.
Hızlı adımlarla kafeye ilerledi. Ahşap kapıyı açtı. Kapının üzerindeki zil, hafif bir ses çıkardı. Dışarıdaki serin havaya tezat, içerisi oldukça sıcaktı. Cam kenarındaki iki kişilik masaya ilerledi. Çantasını yanına koyup rahat minderli sandalyeye kendini bıraktı.
Burnuna dolan sıcak çikolata kokusuyla gözlerini kapatıp kokuyu içine iyice çekti. Biraz rahatlamak iyi gelir diye düşünerek garsonu çağırdı.
Yanına gelen kıza iki sıcak çikolata ve hamurlu tariflere tapan arkadaşı için de taze bir kruvasan sipariş verdi.
Garson gittikten sonra telefonundan gelen bildirim sesine dikkat kesildi.
"5 dakikaya yanındayım."
Gelen mesaja gülümsedi. Ne kadar meraklı olduğunu biliyordu ve bu durum bazen işine yarıyordu.
Garson kız elindeki tepsiyle masaya yaklaştı. Pürüzsüz porselen tabaktaki kruvasanı ve iki büyük kupadaki sıcak çikolataları masaya koydu. Gülümseyip uzaklaştığı sırada kapının üzerindeki zil tekrar çaldı ve içeriye beklediği kişi girdi.
Üzerindeki mor ve lacivert karışımı elbiseyle içeriye giren dostuna el salladı.
Gülümseyerek karşısına oturan dostuna baktı. Gördüğü kruvasan ve sıcak çikolatayla mest olan kız, minnetle yüzüne baktı.
-"Ah! Seni seviyorum dostum." diyerek kruvasana uzandı.
Tam lokmayı ağzına atmışken, daha fazla dayanamayacağını düşünerek telefonunu açtı. Sembolün olduğu fotoğrafı açıp Elenor'un yüzüne doğru tuttu.
-"Bu sembolü daha önce gördün mü? Eski yazıtlar ve abidelere meraklı olduğunu biliyorum, belki bana yardım etmek istersin." dedi ve beklentiyle arkadaşının yüzüne baktı.
Onun bu işlerle uğraştığını ve isterse rahatlıkla o sembolün anlamını bulacağını biliyordu.
Gözleri fotoğrafın üzerinde bir an fazla uzun kaldı. Elindeki kruvasanı yutması gerekenden biraz daha uzun sürdü. Havada kalan ellerini ahşap masaya koydu Elenor. Telefonu eline alıp fotoğrafı yakınlaştırdı. Gözlerini kısıp incelemeye başladı.
Ayzelyn kaşlarını çattı.
-"Ne oldu?"
Elenor hemen başını kaldırdı.
-"Hiç, sadece ilginç geldi gözüme."
Kafasını yeniden telefona eğdiği için yüzünü seçemiyordu ama o kısa anlık duraksama bile Elenor'un şaşırdığını anlamasına yetmişti. Kısa bir süre telefona dalan arkadaşının kolunu tuttu.
-"Evet öyle, peki bu sembolün anlamını bulmamda bana yardım eder misin?" diye ısrarla sordu.
-"Evet, anlamını bulmanda sana yardım ederim, fotoğrafı bana at, eski ansiklopedilerde rastlayabileceğimi düşünüyorum." dedi aynı naif sesiyle. Son olarak merakla sordu.
"Nerede gördün bunu?"
Gözlerini kaçırıp telefonu kapattı. Sıcak çikolatasından bir yudum aldı. Derin nefes alıp Elenor'un yüzüne baktı.
"Hep gittiğim o uçurumdaki ağacın üzerinde ya, merak ettim, hem de seni görmek istiyordum, bahanem oldu." dedi yalan söyleyerek.
Her ne kadar güvendiği tek dostu olsa da, bazı şeylerin gizli kalmasının doğru olduğunu düşünüyordu. Yalan söylediği için kötü hissetmişti ama meraklı yanı, bu hissi köreltecek kadar güçlüydü.
Kafasını sallayan kıza baktı. Elenor'un daha fazla soru sormaması işini kolaylaştırıyordu. O gergin havanın dağılması için biraz sohbet ettiler. Daha sonra Elenor, dersinin olduğunu söyleyerek masadan kalktı. Unutmadan fotoğrafı ona gönderip haber beklediğini söyledi.
Elenor çantasını omzuna geçirirken telefonu bir kez daha açtı. Fotoğrafa son kez baktı. Dudakları belli belirsiz gerildi.
-"Haber veririm." dedi.
Elenor kapıya ulaşınca bir an durdu. Omzunun üzerinden dönüp Ayzelyn'e baktı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı. Sonra vazgeçip kafeden çıktı.
Ardından beklediğinden daha hızlı bir şekilde kafeden ayrıldı. Onun bu acele tavırlarına anlam veremese de, pek de önemsemedi. Kasaya ilerleyip hesabı ödedi.
Tam dışarıya çıkacağı esnada, havada süzülen mavi tüy, ayaklarının ucuna düştü. Hissettiği garip dürtüyle eğilip tüyü avucuna aldı.
Parmaklarının arasından geçen sıcaklık, sabah uyandığında hissettiği sıcaklığa ürkütücü derecede benziyordu.
••••••••••••••••
Evet arkadaşlar, 7. bölümün de sonuna geldik, bölümü nasıl buldunuz?
Kafanızı karıştıran sorular var mı?
Elenor hakkındaki düşünceleriniz ne?
Daha fazla gizem ve fantastik olay için, beklemede kalın, gelecek bölümde görüşmek dileğiyle. Kanlı ayın eşsiz enerjisi sizinle olsun. ♡
