1. bölüm · KANLI AYIN MÜHRÜ

1. BÖLÜM {SIRADANLIĞIN ALTINDAKİ ÇATLAK}

Halise A

Bölüm şarkısı; Ludovico Einaudi - Experience

"Bazen en sıradan sabahlar, en büyük kırılmaların başlangıcıdır."

Sabah güneşi, Ayzelyn’in odasına her zamanki gibi ince bir ışık çizgisiyle sızıyordu. Perdelerin arasından içeri giren soluk gün ışığı, duvarlarda sessizce geziniyor; sanki geceden kalan bütün sırları yavaşça silmeye çalışıyordu. Dışarıda dünya, hiç değişmeyecekmiş gibi aynı ritimde yaşıyordu.

Uzaktan gelen ayak sesleri, bir yerlerde kapanan kapılar ve rüzgârın cam kenarına sürtünürken çıkardığı o tanıdık fısıltı…
Ama o sabahın içinde, Ayzelyn’in tam hatırlayamadığı bir şey vardı.

Bir rüya...

Karanlık bir nehrin ikiye böldüğü bir gökyüzü, suyun yüzeyinde kırmızı bir ayın titreyen yansıması ve ismini kimsenin söylemediği bir sesin, çok uzaktan ona seslenişi.

Gözlerini kırpıştırdı. Rüyanın parçaları, uyanıklığın sertliği içinde dağılıp kayboldu. Geriye sadece hafif bir huzursuzluk kaldı, sanki o rüya, gecenin içinde değil de gerçek dünyanın hemen arkasında bir yerde yaşanmış gibiydi. O sabah, “sıradan” sandığı hayatının en uzun gölgesi, tam da onunla uyanmıştı. Fakat Ayzelyn, o sabahın sıradan olmadığını, henüz bilmiyordu.

Yüzündeki korku ve şaşkınlık, normalliğin ağırlığı altında yavaşça silindi. Ellerini pürüzlü yüzünde gezdirdi. Gördüğü rüyayı, gece geç uyumasına yordu.

Yorgunluğun bütün izlerini taşıyan yatağından adeta sürünerek kalktı.

Pencerenin önüne gelip perdeyi tamamen açtı. Bütün canlılığıyla parlayan güneşi, odasına davet etti. İşte bu iyi gelmişti.

Çocukluğundan beri doğayla iç içe olmayı severdi, yüksek ve sert binalardan nefret eder, geniş yeşil alanlara çıkmaktan keyif alırdı, doğa onun ikinci bir parçası gibiydi, insan vücudunun da dünyayla bağlantılı olduğunu düşünürdü. Güneş yüzüne vurduğunda gözlerini kapattı. Sanki gün ışığı, geceden kalan ağırlığı üzerinden çekip alıyordu.

Yüzündeki hafif gülümsemeyle banyoya ilerledi.
Yüzüne çarptığı su, geceden kalan maskeyi yavaşça arındırdı. Aynaya baktığında yorgunluğu hâlâ yüzüne çökmüştü.

Zihni bir matem havasına girse de, babası yüzünün her zaman gülmesini isterdi, bu yüzden elinden geldiği kadar iyi görünmeye çalışıyordu. Keyifsiz bir biçimde odaya döndü. Basit bir pantolon ve tişört giyip hırkasını aldı, anahtarları ve telefonunu çantasına atıp evden çıktı.

Yürüyerek hastaneye doğru adımlarken, içinden tek bir dua geçiyordu; "umarım bu defa güzel bir haber verirler."

Son 1 yıldır babası hastaydı ve henüz ne hastası olduğu bile çözülmemişti. Doktorlar çaresiz, umutlar tükenmişti. Ağrılarını azaltacak bir ilaç bile yoktu ve bu durum, canını epey sıkıyordu. Her zaman çok güçlü olduğuna inandığı adam, gün geçtikçe gözünün önünde eriyordu. Elinden bir şey gelmemesi ise onu daha da huzursuz ediyordu.

Babası onu küçüklüğünden beri bir şövalye olarak büyütmüştü. Çocukken annesi babası esir tutulan kral ve kraliçe, kendisi ise onları kurtarmaya gelen şövalyeydi. Aklına gelen anılarla yürüyüşü değişmeye başlamışken, hastaneye geldiğini fark etti, derin bir nefes alıp içeriye adım attı, ezbere bildiği odaya doğru ilerledi. Hastane personeli bile onu tanımıştı ve pek fazla diyaloğa girmiyorlardı.

Odanın önüne geldiğinde elleri soğuk kolun üzerinde durdu. Başını hafif eğip gözlerini kapattı. Derin bir nefes alıp kolu yavaşça çevirdi.

Odaya adım attığında derin sessizlik üzerine kapandı. Hiçbir rengin barınamadığı odada, soğuk beyazlık hüküm sürüyordu.

Sessizlik bir ölüm gibi çökmüştü. Öyle ki kendi nefesi bile kulaklarında yankılanıyordu.

Gözleri yatağa kaydığında babası koca yatağın içinde küçücük kalmıştı. Onun bu hale geleceğini ise hiç düşünmezdi. O her zaman onun kral babasıydı. Yavaşça yanına ilerledi ve burnuna doğru eğildi. Bu çocukluğundan kalan bir alışkanlıktı. Babası ne zaman uykuya dalsa, eğilip nefes alıyor mu diye kontrol ederdi. Küçükken bir yerde uykunun sessiz ölüm olduğunu duymuştu ve o günden beri gördüğü rüyaların, öldükten sonra gideceği yer olduğunu düşünerek büyümüştü. Şu an ise babasının gördüğü rüyanın pek güzel olduğunu düşünmüyordu.

Gözleri dolu dolu babasına bakarken kafasında onlarca senaryo dolanıyordu. Zihni adeta ona savaş açıyor, mağlup etmek için tüm gücüyle saldırıyordu. Acısı ise, gözyaşlarıyla birlikte dışarı taşıyordu. Gözleri artık gözyaşlarını taşıyamadığında, bulanık görmeye başladı. Tam o esnada ise çok garip bir şey oldu, oda ortadan kayboldu ve gözleri bambaşka bir yere bakmaya başladı.

Ortadan akan gürül gürül nehrin diğer tarafında, koca bir saray vardı. Ay kıpkırmızı olmuş, tüm canlılığıyla üzerine doğuyordu. Saraydan çıkıp gelen kırmızı kanatlı, kızıl gözlü ve saçlı o kadın ise, garip bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Ellerinde hissettiği sıcaklıkla eğilip baktığında kanın damla damla parmaklarından aktığını gördü, babası ise ayaklarının dibinde kanlar içinde yatıyordu. Ne yani, babasını o mu öldürdü? Burası da neresiydi böyle? Korkuyla çığlık attığı anda gözleri açıldı ve odada olduğunu gördü.

Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi çarpıyordu. Rüyalarında yaşayan yer bu defa uyanıkken de gelmişti gözlerinin önüne, korkuyla yatağa baktığında babasının sakince uyuduğunu gördü. Eğilip nefesini kontrol ettiğinde, biraz öncekinin aksine hafif hızlandığını hissetti. Sakin bir nefes verip titreyen bacaklarıyla odadan çıktı, sarsak adımlarla lavaboya girdi ve hemen yüzüne su çarptı. Biraz önce gördüğü şeye anlam veremiyordu.

Ne olmuştu öyle? O kadın kimdi? Neden kanatları vardı? İnsan gibiydi ama değildi de. Kafasında dönen bu sorular bir tilkiydi ve kuyrukları birbirine dolanmış vaziyette, çözülmeyi bekliyorlardı. Ayzelyn ise bu olanlara ufacık bir çözüm bile bulamıyordu. Kalkıp aynaya baktığında bile hâlâ o kadının garip gülümsemesi gözlerinin önündeydi.

Başını iki yana sallayarak aynadan uzaklaştı ve tuvaletten çıktı, şu an en mantıklı açıklama, üzüntüden halüsinasyon görmesiydi. Bu saçma çözüme tutundu. Koridorda ilerlerken, yukarıda bir yerde birileri onu izliyordu.

Ve Ayzelyn, üzerine çevrilen o gülümsemeden tamamen habersizdi.

••••••••••

Evet arkadaşlar, bölüm sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu kurguyu uzun zamandır tasarlıyordum ama yayınlama cesaretini şimdi buldum.

Siz nasıl buldunuz? Beğendiyseniz yorumlarınızı bekliyorum, görüşmek üzere. Kanlı ayın o eşsiz enerjisi sizinle olsun.