3. bölüm · KANLI AYIN MÜHRÜ
3. BÖLÜM {KIZIL LANET}
Bölüm şarkısı; Ólafur Arnalds - Saman
"Gerçek, gözlerini kapattığında kaybolmaz."
Gözleri aynı noktada takılı kalmıştı. O kuşa bakıyordu, kuş ise ona. Zihninde binlerce çığlık yankılanıyor, dışarıya yalnızca düzensiz nefesler çıkıyordu. Bu kuşları uzun bir aradan sonra tekrar görmek, ona iyi gelmemişti.
Gözlerini kırpıp yeniden açtığında ise daha da anormal bir şey oldu. Kuş ortadan kaybolmuştu. İşte bu gerçekten garipti.
Neler oluyordu?
Yıllar önce bu kuşları gördüğünde o kadar da önemsememişti. Ama şimdi, yaşadığı onca tuhaflığın ortasında onları yeniden görmek...
Bu basit bir halüsinasyondan çok daha fazlasıydı.
Artık hayal görüyorum diyerek kendini kandıramıyordu. Bir şeyler değişiyordu ve o buna engel olamıyordu. Engel olmayı bırak, olanları açıklayamıyordu bile.
Ellerini saçlarının arasına geçirip başını ovuşturdu. Şakaklarında zonklayan ağrı gittikçe büyüyordu. Bedeni, yaşananların ağırlığını taşımakta zorlanıyordu.
Tekrar pencereye baktığında hiçbir şey yoktu. Şu an kaçmak, aklına gelen ilk çözümdü. Dersi dinlemeye döndü ama hocanın sesi bir uğultu gibiydi. Anlattıklarının arasından bir kaç kelimeyi zar zor ayırt ediyordu.
Yanında Helen heyecanla bir şeyler anlatıyordu ama o bile ilgisini çekmiyordu. Sırtı gerim gerim gerilmişti. Sanki koca bir labirentin içine düşmüştü ve olduğu yerde dönüyormuş gibi hissediyordu.
Neredeyse 2 saat boyunca uyuşmuş bir biçimde dersi dinledi. Dinledi ama anladı mı anlamadı mı meçhuldü. Hoca sınıftan çıkınca yavaş yavaş toparlandı. Defterini çantaya atacakken, köşedeki karalama dikkatini çekti. Baktığında ise bunun bir ay figürü olduğunu gördü. Kusursuz bir kanlı ay çizmişti. Garip olan ise, çizim yeteneğinin olmamasıydı.
Basit bir tel adam bile çizemezken bu figürü nasıl karalamıştı defterine? Hem de ne ara çizmişti farkında bile değildi.
Bütün bu olanlardan sonra ağlama raddesine gelmişti. Şimdi tek istediği bir an önce eve gidip battaniyenin altında büzülerek uyumaktı. Uyandığında ise her şeyin normale dönmesi en büyük duasıydı.
Annesine eve gittiğine dair bir mesaj attı. Babasını yarın görmeye gidecekti. Okul çıkışı bir taksiye atladı. Kimsenin görmemesini fırsat bilerek ağlamaya başladı.
Gözlerinden süzülen her damla yüzünü yakıyordu sanki. Ne olduğunu ve ne olacağını bilmemek bir işkence gibiydi adeta. Saatler önce yine bir takside yağmuru hissederken, şimdi bir çölde kavruluyordu sanki.
Ağlamaktan uyuşmuş vaziyette yolu izlerken, taksici geldiklerini söyledi. Ücretini ödeyip arabadan indi. Çantasından anahtarlarını çıkarırken beyni hâlâ zonkluyordu.
Bahçe kapısından girdiğinde her şey bir an değişti. Bahçelerindeki güller bir an soluk ve çürümüş göründü. Toprak çatlayıp kurumuş, kapıları eskimişti. Sanki terk edilmiş bir eve bakıyordu şu an. Tam da düşüp bayılacakken her şey tekrar normale döndü.
Gözyaşları hızlanırken koşarak kapıya gitti. Elleri titreyerek anahtarı yuvasına yerleştirdi. Zor bela kapıyı açıp odasına doğru ilerledi. Üzerindekileri bile çıkarmadan yatağına yattı ve yorganı başına kadar çekti.
Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Her şeyin normal olduğu o zamana dönmeyi şu an o kadar çok isterdi ki. Babası hastalanmasaydı, başına bu gariplikler gelmeseydi. Şimdi babasının yanına gelmesi ve "her şey geçecek" demesi için dünyayı tersine bile çevirirdi.
Çocukluğundan beri yaşadığı gariplikleri şimdi daha iyi anlıyordu. Üzerinde büyük bir lanet ya da büyü vardı. Bilim dışı her olayı reddetmişti bu zamana kadar fakat bu olanların bilimde bir yeri yoktu. Bu olanların başka bir açıklaması olamazdı.
Beyni düşünmekten ağrımaya başlayınca gözlerini yumdu. Şimdi uyumak, kendisini rahatlatacak tek etkendi. Gözyaşları, gözlerinin kapanmasıyla yavaş yavaş dindi. Bir süre huzursuz bir uykuya dalsa da, hemen sonra nefesleri düzene bindi.
Kabus veya rüya görmemeyi umarak derin bir uykuya daldı.
"Genç kız üzerindeki beyaz elbiseyle çimlerin üzerinde narince süzülüyordu. Onun sıcak dansına tezat, ayaklarının altındaki çimler soğuktu. Yine de umursamayıp gördüğü her çiçekten birer adet taç yaprak alıyor, kokladıktan sonra ise cebine atıyordu. Ortada akan nehrin kıyısına geldi. Su öylesine berrak ve parlaktı ki. Yansımasını görebiliyordu.
Eğilip baktığında başında kocaman, altın motifli bir taç olduğunu gördü. Üzerindeki beyaz elbise, altın işlemeli bir kimonoya dönüştü. Yüzünü tanıyamadı bir an. Korkuyla geri çekildi. Ayağa kalkıp üzerini incelemeye başladı. Bu kendisi değildi. Şimdiki Ayzelyn’e çok uzak bir görüntüydü.
Bir anda nereden geldiğini göremediği 6 adet mavi kuşun, omuzlarına konduğunu ve başlarını eğdiğini gördü. Elleriyle onları kaçırmaya çalışsa da, biri bile yerinden oynamadı.
Tam bu esnada nehrin diğer tarafındaki saraydan babasının çıktığını gördü. Eski ihtişamıyla nehrin yanına geldi.
Aralarında akan nehir, babasına sarılmasına engel olan tek etkendi. Ellerini uzatıp "baba" diye hıçkırdı. Ona sarılıp göğsünde saklanmak istedi.
Babası gülümseyip derinden gelen bir sesle konuşmaya başladı.
-"Sevgili kızım, ben artık göremeyeceğin bir yerde, seni bekliyorum, sana bunca zaman sahip çıktım ama artık sen kendini yetiştireceksin, yalnız olduğunu düşünme, onlar her daim senin yanında olacaklar. Korkma!" dedi ve omzundaki kuşları gösterdi.
Omzundaki kuşlar son kez eğilerek selam verdi ve bir anda kanatlandılar. Tekrar babasına döndüğünde ise yavaş adımlarla uzaklaştığını gördü.
-"Babaaaa!" diye çığlık attı ama sesi fısıltı gibi çıktı. Elleriyle boğazını tutup tekrar bağırmaya çalıştı fakat sesi bir iniltiden farksızdı.
Babası gözden kaybolduğunda, dizlerinin üzerine düştü. Elleri dizlerinin üzerindeydi. Gözyaşları bir bir toprağa karıştı. Biraz önce babasının varlığının doldurduğu o bölgeye tekrar tekrar baktı.
Kan ter içinde yatakta fırladı. O rüya o kadar gerçekçiydi ki. Hâlâ odasında olduğunu kanıtlayamamıştı kendine. Komodinin üzerindeki sudan bir yudum aldı. Elleriyle yüzünü ovuşturup odasına baktı.
Her şey bıraktığı gibiydi. Sakin bir nefes alıp banyoya girdi. Elini yüzünü yıkayıp odaya döndü. Saate baktığında akşam üzeri olduğunu gördü. Günün en sevdiği zamanıydı bu zaman.
Biraz kafa dinlemek, biraz da gevşemek için dışarıya çıkmaya karar verdi. Hızlı bir duş aldı. Dolabının kapağını açtığında kendisine el sallayan beyaz elbiseyi es geçip, bej rengi elbisesini giydi. Saçlarını sıkıca toplayıp çantasını aldı.
Evden çıkıp, yola koyuldu. Sitelerinin arkasında kalan yemyeşil çimen ve çiçeklerle dolu bayıra doğru ilerledi. Uzun bir yolculuktan sonra gelmek istediği yere vardı.
Hep oturduğu ağacın altına oturdu ve güneşin batışını izlemeye başladı. Bu görüntü ona huzur veriyordu.
En iyi sanatkarın bile mutlak bir kusurla çizeceği bu manzarayı, Tanrı en kusursuz biçimde onlara sunuyordu. Güneşin batarken, gökyüzünü boyadığı o kızıllık, içini tarifi olmayan bir huzurla dolduruyordu. Doğayı sadece canlı renklerin dünyayı güzelleştirdiği mevsimlerde sevenlerin aksine o tüm mevsimleriyle seviyordu.
Kışın o lekesiz beyazlıkta masumiyeti, yazın kavurucu sarılığında samimiyeti buluyordu. Coşkun festival havasını baharın canlılığında, iç huzuru ise güzün o yalnız kahve tonlarında yakalıyordu. Doğa ona göre bir bütün değildi.
Bazen bir akşam üstü serinliğinde benliğini bulurdu insan, bazen de gecenin en ıssız vaktinde hayallere dalardı.
En büyük matemi ise, seher vaktinde yaşardı. Dünyanın bile uyuduğu o vakitte, kimsenin görmeyeceğini bilerek akıtırdı gözyaşlarını.
İşte böyle seviyordu doğayı. Böylesine aşık, böylesine doludizgin, böylesine huzurla.
Güneş batıp yerini tüm ihtişamıyla parlayan hilale bıraktığında ayaklandı yerinden. Son kez parlayan ay ve yıldıza bakıp, arkasını döndü.
Geldiği yolu giderken, bu defa nispeten huzurluydu. Hep olduğu gibi, teselliyi yine doğada bulmuştu. Sakin sakin yürürken, içindeki huzurla bir dua gönderdi Tanrı'ya; "yarın, her şeyin normal olduğu o güne uyanayım, lütfen."
Güzel dileklerini dileyerek eve geldi. Bahçe kapısından girip anahtarını çıkardı. Kapıyı açıp mutfağa ilerledi. Bir bardak su alıp odasına çıktı.
Odayı havalandırmak için pencereye ilerlediğinde ise, hiçbir şeyin normale dönmediğini anladı.
Sıra sıra dizilmiş, 6 adet mavi kuş tüyü, ne zamandır oradaydı?
••••••••••••••
Evet arkadaşlar, 3. bölümün sonuna geldik. Bu bölümde Ayzelyn artık bir şeyleri kabullenme aşamasında. Peki ya siz? Kabullenebildiniz mi? Sizce o kuşlar ne anlama geliyor? Defterine karaladığı ay figürü ne anlatıyor? Daha fazla gizem için okumayı bırakmayın.
Yorumlarınız beni çok mutlu ediyor, çok teşekkür ederim. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle. Kanlı ayın enerjisi sizinle olsun.
