2. bölüm · KANLI AYIN MÜHRÜ

2. BÖLÜM {KYRENDEL'DEN İLK TEMAS}

Halise A

Bölüm şarkısı; Daughter - Youth

"Rüyalar, bazen uyanınca başlar."

Lavabodan çıkıp koridora baktığında her şey normal görünüyordu. Fakat bu normallik bile fazla anormaldi onun gözünde. Uzun uzun inceledi bulunduğu yeri. Teker teker saydı kapıları, gözleri kamaşana kadar baktı ışıklara, yerdeki ayak izlerinden, köşedeki temizlik odasına kadar. Gayet normaldi.

Gözlerini kapatıp açtı. Bir kere baktı. Her şey yerli yerindeydi.
Bir kere daha; tamamen aynıydı.
Ve son kez baktığında içinden küfür etmek geldi.
Kahretsin, her şey olduğu gibiydi işte.

O sadece bir halüsinasyondu. Vücudu uzun zamandır süren stres ve yorgunluğunun acısını çıkarıyordu. Babasının hastalığından beri kendini iyi hissettirmek için hiç bir çaba göstermemiş, tamamen bırakmıştı kendini.

Kendince bir isyandı bu. Babasının bu hâle gelmesine sitem ediyordu. Halbuki sitem edecek bir durum yoktu. Küçükken babasının öğrettiği gibi, olması gerekiyordu ve olmuştu işte.

Kader bazen ağlarını sessizce örerdi.
İnsan fark ettiğinde ise çoktan içine düşmüş olurdu.

Bozulduğu yerden bile tekrar fışkırırdı.
Henüz ana rahmindeyken yazılırdı defterimize yaşanacaklar.

İçinden son defa diye geçirip elleriyle gözlerini kapattı, uzun süre bekledi. Tekrar açmaya hazırlanacakken tam karşısında bir nefes hissetti. Ellerinin altındaki gözleri kocaman açıldı.

Biraz önce karşısında kimsenin olmadığına adı gibi emindi. Yoksa değil miydi? Biri gelmişti ve o görmemiş miydi? Kafası karışmış durumda ne hissettiğini bile anlayamamışken bir koku doldu burun deliklerinden.

Bu koku...

Tanıdık fakat yabancı, sakinleştirici ama bir yandan da tedirgin edici, ferah ama yakıcı, nane gibi.Kokunun ne olduğunu anlayamamıştı ama vücudu çoktan gevşemeye başlamıştı.

Zihninin arındığını hissediyordu. Koku onu tamamen mayıştırmıştı. Ellerini tutamıyor, yüzünden aşağıya süzülüyordu. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Elleri iki yanına sertçe düştüğünde, gözlerini sımsıkı kapattı.

Şu an gözlerini açmaya cesaret edemiyordu. Kendini 2. sınıftaki o küçük ve mahçup Ayzelyn gibi hissetti.

Okulda arkadaşlarıyla oyun oynuyordu Ayzelyn. Koca bahçede, kırmızı pileli elbisesi ve iki yandan bağlanan saçlarıyla, ışıl ışıl parlıyordu. Bahçede buldukları o parlak taşla seksek oynuyorlardı. Sıra ona geldiğinde taşı çok uzağa fırlamıştı. Ağaçların arasına düşen taşla birlikte arkadaşı ağlamaya başlamıştı. Koşarak ağaçların oraya gittiğinde, gece rüyasında gördüğü minik mavi kuşların burada olduğunu ve ona baktığını gördü.

Yanlarına geldiğinde başlarını eğmişlerdi. Vay canına, onlar gerçek miydi yani? İlk kuşun önündeki taşı görünce uzanıp almak istedi. Korkuyla elini uzattı. Tam taşı alacakken kuşun biri elinin üzerine kondu. Korksa da, ona zarar vermek istemedi.

Diğer parmağıyla başını okşayacakken arkadaşı ismini bağırarak ona doğru geldi. Arkasını dönüp baktığında çoktan yanına gelmişti.

Önüne döndüğünde ise kuşlar kaybolmuştu, taşı alıp arkadaşına verdi. Ona gitmesini söyledikten sonra kuşların olduğu yere baktı ve mahcupça gözlerini kapattı.

Neden mahçup olduğunu hatırlamıyordu. Bir suçu yoktu. Yine de mahcup hissetmişti ve tabi biraz da korku, tıpkı şu an olduğu gibi.

Gözlerini açmanın zamanı geldiğini düşündü ve yavaş yavaş açtı. Karşısındaki boş koridor, yine aklının sınırlarını zorluyordu. Az önceki koku neydi peki? Tam önünde duyduğu nefes?

Burnundan derin bir nefes çektiğinde koku hâlâ havada asılıydı. Belki odadan çıktığından beri bu koku vardı da şimdi duymuştu.

Yüzünü ovuşturup seri adımlarla odaya geri döndü. Kapıyı açıp içeri girdiğinde annesi köşedeki koltukta oturuyordu. Odaya girince annesinin bakışları hemen ona döndü.

-"Hoşgeldin tatlım, ne zaman geldin?"

-"10 dakika olmuştur, lavaboya gitmiştim. Sen neredeydin?" dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle.

Olanları annesine anlatmak istemiyordu. Alacağı damgadan korkuyordu. Elinde somut bir delil olmadığı sürece de anlatacağını sanmıyordu. Hem belki, tamamen hayaldi bunlar, telaş yaratmaya gerek yoktu.

-"Kantindeydim, sana ne oldu? Yüzün solgun görünüyor. Yorgun musun?"

Annesinin sesiyle kendine geldi.

-"Evet, sanırım, gece geç uyudum."

Annesi üzgün bir ifadeyle başını salladı. Onu teselli etmek için yanına adımladı. Tam bu esnada telefonundan gelen alarm sesiyle, bugün dersinin olduğu aklına geldi.

Telefonunu çıkarıp alarmı kapattı ve annesinin önünde diz çöktü.

-"3 saatlik dersim var, bitince hemen geleceğim, görüşürüz." deyip yanağına masum bir öpücük kondurdu.

Annesinin gülümsemesini görünce babasına doğru ilerleyip elini tuttu, güç alır gibi. Kapıdan çıkıp kendini hızla dışarı attı. Tekrar aynı hayalleri görmek istemiyordu.

Bugün önemli bir sınavı vardı. Bu yüzden zihni açık ve berrak olmalıydı. Dışarı çıktığı anda çiseleyen yağmur ise onu gülümsetti. Demek ki dünya da ona huzuru hissettirmek istiyordu.

Kendini sıkmadan sakin adımlarla okuluna doğru ilerlemeye başladı. Yoldan bir taksi çevirip arabaya bindi. Her ne kadar bu yağmurun tadını çıkarmak istese de, derse geç kalmak istemiyordu. Cam kenarına yaklaşıp süzülerek birbirine karışan damlaları seyretti.

Yağmuru severdi. Zihnini ve bedenini arındırdığını düşünürdü. O masum su damlalarının, kirli zihinleri ve insanların sebep olduğu kirliliği temizlediğine inanırdı. Şu an bu yağmur, Tanrı tarafından kendisine gönderilen bir lütuftu.

Bir kez daha şükranlar sundu Tanrı'ya. Damlaları izledikçe vücudu gevşiyordu. Yetmediğini hissedip camı açtı. Kolunu dışarı çıkardı. Eline damlayan damlalar ona yaşadığını hissettiriyordu.

Gözlerini sakince kapatıp yağmuru hissetmeye devam etti. Kalbi normale dönüyor, nefesi tazeleniyordu. Zihni ise hâlâ karışıktı. Buna takılmamaya çalıştı. Gördükleri normal değildi ve beyninin bu durumu hemen kabullenmeyeceği ortadaydı.

Bir süre kendisini yağmurla oyaladı. Sonra arabanın durmasıyla geldiklerini anladı. Gözlerini açıp taksiye ücretini ödedi. Arabadan inip kapıya ilerledi.

Bu okul için ne fedakarlıklar yapmıştı. Şimdi ise kolay kolay bırakmamalıydı. Babası da böyle isterdi. Yüzüne bir gülümseme kondurup kapıdan içeri girdi. Yağmur şiddetini artırmıştı. Adımlarını hızlandırarak okula girişini yaptı.

Saatin 09:13 olduğunu gördü, tam 2 dakika sonra ders başlıyordu. Merdivenleri hızla çıkarak sınıfına ilerledi. Kapının önünde durup saate baktığında hâlâ 09:13 olduğunu gördü. 2 kat merdiveni saniyeler içinde mi çıkmıştı?

Gözlerini kırpıştırdı. Tekrar baktığında 09:14 idi. Kafası tekrar karışmaya başlamıştı. Neler olduğuna bir açıklama bulamamak beynini karıncalandırıyordu.

Kafasında sorular bir bir oluşmaya başlamıştı. Tam o esnada hocası kapıya gelip yüzüne baktı.

-"Neyi bekliyorsun Ayzelyn? Girsene içeri."

Hocasından aldığı uyarıyla bu durumu sonra düşünmeyi kafasına not etti. Başını sallayıp içeriye girdi. Sırasına ilerlerken vücudu hafif hafif titremeye başlamıştı. Cam kenarına geçip yine damlaları seyretti. Bir nebze olsun rahatlamayı düşündü.

Beyni yeni sorular üretmeye çalıştıkça sakinliğini korudu. İçeri sızmaya çalışan kötü duyguları engelleyemese de en azından denedi. Meşgul olmak, şu an en kolay çözümdü.

Çantasından eşyalarını çıkardı ve sırasına düzgünce yerleştirdi. Dağınıklığa tahammülü yoktu. Göz ucuyla yanındaki arkadaşına baktığında, onun da düzenli bir biçimde koyduğunu gördü. Hafif sırıtıp önüne döndü.

Hocası kaldıkları konuyu anlatmaya başlayınca tüm dikkatini derse verdi. Beynini susturana kadar dinlemeye razıydı. Şu an kafasını meşgul edecek tek etken bu dersti. Hoca anlattıkça notlar aldı. Söz alıp açıklamalar yaptı. Bu gün tüm benliğiyle öğrenci Ayzelyn kimliğini öne çıkardı.

Dersin sonunda ara vermeden blok yapmalarına bazı öğrenciler söylense de, o bu durumdan memnundu. Sınıftan uğultular yükselmeye başlamışken hoca keskin bir ikazda bulundu.

-"Herkes derse dönsün, tek bir ses çıkaranı dersten bırakırım."

İşte bu uyarı, sınıfı susturmaya yetmişti. Hoca tekrar derse döndüğünde yandaki arkadaşı kolunu dürttü.

-"Hey Ayzelyn, sıkılmadın mı dersten? Sana anlatmam gereken bomba haberlerim var."

Hafif gülümsedi. Helen'in ne kadar dedikodu delisi olduğunu çok iyi biliyordu. Şimdi ona cevap vermezse tüm ders boyunca ona rahat vermeyeceğini de.

-"Ne oldu yine Helen?" dedi bıkkın bir gülümsemeyle. Bu hallerine her ne kadar tahammül edemese de, onu seviyordu.

Aldığı cevapla memnun olan Helen, hemen okulda dönen olayları aktarmaya başladı.

-" Dostum, nasıl haberin olmaz, bizim sınıftan Lia ve Jacob çıkmaya başlamış. Tanrım öylesine güzel bir kızın o kara kuru çocukla olduğuna inanmıyorum. Onlardan doğacak çocuğu bir düşünsene? Çikolatalı kekin vücut bulmuş hali"

Helen hafif kıkırdadı. Ayzelyn ise gülümseyip kafasını iki yana salladı. Tam onu başından savuşturup derse dönmeyi düşündüğü esnada gözü cama takıldı.

Küçükken gördüğü o minik, mavi kuş, tam karşısındaydı şu an.

•••••••••••••

Evet arkadaşlar bu bölümde Ayzelyn’in zihniyle birlikte gerçeklik de yavaş yavaş çatlamaya başlıyor gibi… Sizce gördükleri gerçek mi, yoksa sadece korkularının bir yansıması mı? 👀

Bölüm şarkısını hikayenin başına ekledim, okurken dinlemeyi unutmayın ♡

Kanlı ayın o eşsiz enerjisi sizinle olsun.