12. bölüm / 35
HÎFA 760 Gramlık Bir Mucizenin Hikâyesi2 BÖLÜM . iki kuvözün başında
Bölümler 35Şu an: 2 BÖLÜM . iki kuvözün başında
- 1 İTHAF241 kelime
- 2 1. BÖLÜM Rüya554 kelime
- 3 1. BÖLÜM Bir Rüya ile Başlayan Hikâye654 kelime
- 4 1. BÖLÜM. İkizler640 kelime
- 5 1. BÖLÜM İki Haftada bayram696 kelime
- 6 1. BÖLÜM. Korkunun Gölgesi463 kelime
- 7 1. BÖLÜM. Bayram sabahına doğru744 kelime
- 8 1. BÖLÜM. Beklemek de imtihanın bir parçası485 kelime
- 9 1. BÖLÜM. Doğumhane478 kelime
- 10 1. BÖLÜM. İki küçük kalp1.271 kelime
- 11 2 BÖLÜM . Bir baba olarak ilk Bekleyişim806 kelime
- 12 2 BÖLÜM . iki kuvözün başında1.802 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 2 bölüm O Telefon1.178 kelime
- 14 2 bölüm Hüma'nın hikâyesi1.160 kelime
- 15 2 bölüm Cennet kuşum Hüma1.236 kelime
- 16 2 bölüm. Zaman hiç durur mu?1.136 kelime
- 17 2 Bölüm. KIZIMI BIRAKMAM1.165 kelime
- 18 2 BÖLÜM. HÜMA MELEK OLDU1.173 kelime
- 19 2 BÖLÜM. İKİ YARIMIMIN ARASINDA1.055 kelime
- 20 2 BÖLÜM. BİRİ CENNETTE DİĞERİ YOĞUN BAKIMDA975 kelime
- 21 2 BÖLÜM. MELEĞİMİ SON KEZ GÖRMEYE DOĞRU900 kelime
- 22 2 BÖLÜM. CENNET KOKULU KIZIM1.057 kelime
- 23 2 BÖLÜM. SON YOLCULUĞUNA KIZIMIN1.055 kelime
- 24 2 BÖLÜM. HÜMA'YI TOPRAĞA EMANET ETTİĞİM GÜN1.073 kelime
- 25 ÖZEL BÖLÜM. CENNET KUŞUM HÜMA'YA1.321 kelime
- 26 3 BÖLÜM Hifa'nın yanında Hüma'nın özlemiyle1.503 kelime
- 27 3 BÖLÜM Hüma'dan hifaya uzanan eller1.296 kelime
- 28 3 BÖLÜM. Taburculuk haberi ve gözlerdeki sınav1.412 kelime
- 29 3 BÖLÜM. Hifa'nın gözleri için1.688 kelime
- 30 3 BÖLÜM. Eve dönüşün sevinci1.837 kelime
- 31 3 BÖLÜM. Kızımın ameliyat kapısında1.183 kelime
- 32 3 BÖLÜM. Kızımı kardeşinin yanına götürdüm457 kelime
- 33 3 BÖLÜM. Dönmeye çalışması466 kelime
- 34 3 BÖLÜM. Yine Bir Ameliyat Bekleyişi742 kelime
- 35 3 BÖLÜM. Kızım büyüyordu503 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2 oturum
İki Küçük Kuvözün Başında
112 ekibindeki abi bana,
“Gel, göstereyim sana çocuklarını.”
dediğinde, sanki o ana kadar yaşadığım bütün bekleyiş bir anda başka bir şekle büründü.
Az önce korkuyla bekleyen adam artık kızlarını görmeye gidiyordu.
Adımlarım değişti.
Kalbimin atışı değişti.
Nefes alışım değişti.
Sanki bütün bedenim bir anda bana ait olmaktan çıkmıştı.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, göğsümün içinde çarpan şeyi hissedebiliyordum.
Bir yandan çok mutluydum.
Çünkü biraz sonra hayatımda ilk defa yavrularımı görecektim.
Diğer yandan korkuyordum.
Çünkü onların çok küçük olduğunu biliyordum.
Ama artık geri dönüş yoktu.
O birkaç adımın sonunda onları görecektim.
Benim kızlarımı...
Hifa'yı...
Hüma'yı...
Bir süre sonra bir kuvöz geldi.
Kuvözün içinde küçücük bir bebek vardı.
İlk anda gözlerim doldu.
Çünkü o bebek benim kızımdı.
Hüma'ydı.
Bir süre sadece baktım.
Konuşamadım.
O kadar küçüktü ki...
İnsan gözleriyle gördüğüne inanmakta zorlanıyordu.
Minicik parmaklar...
Küçücük bir yüz...
Ufacık bir beden...
Her şeyi küçücüktü.
Ama benim için dünyadaki en büyük şeydi.
Çünkü o benim kızımdı.
Benim Hüma'mdı.
O ana kadar baba olacağımı biliyordum.
Aylar boyunca Zehranur'un yanında bunun hayalini kurmuştuk.
Çocuklarımızın doğacağı günü beklemiştik.
İsimlerini konuşmuştuk.
Hifa ve Hüma diye seslenmiştik onlara.
Ama insanın baba olduğunu bilmesi başka, çocuğunun yüzüne ilk defa bakması bambaşka bir şeymiş.
Ben bunu Hüma'yı ilk gördüğüm anda anladım.
İlk defa gerçekten baba olduğumu o an hissettim.
Sanki o küçücük bedenin karşısında bütün babalık duygularım bir anda üzerime yüklenmişti.
Artık sadece “çocuğum olacak” diye düşünen bir adam değildim.
Ben artık iki kız çocuğunun babasıydım.
Ve o küçücük kız benim hayatımın bir parçası değil, hayatımın kendisi olmuştu.
Hüma'ya bakarken gözlerim sürekli başka bir ayrıntıya takılıyordu.
Parmaklarına bakıyordum.
Yüzüne bakıyordum.
Bedeninin küçüklüğüne bakıyordum.
O kadar küçüktü ki, insanın içine hem büyük bir sevgi hem de büyük bir korku doluyordu.
Bir baba olarak onu korumak istiyordum.
Onu kucağıma almak istiyordum.
Yakınına eğilip yüzünü daha yakından görmek istiyordum.
Ama şartlar buna izin vermiyordu.
O küçücük beden bir kuvözün içindeydi.
Ben ise onun dışında duruyordum.
Aramızda birkaç santimlik bir mesafe vardı belki.
Ama bana çok büyük bir mesafe gibi geliyordu.
Çünkü ben onun babasıydım ve onu korumak istiyordum.
Ama o anda yapabildiğim şey sadece bakmaktı.
Ve dua etmekti.
112 görevlisi telefonumu aldı.
Hüma'nın fotoğrafını çekti.
Telefonumda artık kızımın ilk fotoğrafı vardı.
Belki hayatım boyunca telefonumda binlerce fotoğraf olacaktı.
Ama o fotoğrafın yeri başka olacaktı.
Çünkü o, benim kızım Hüma'nın ilk fotoğrafıydı.
Onu ilk gördüğüm anın hatırasıydı.
Bir babanın kızına ilk bakışının sessiz bir kanıtıydı.
Sonra Hifa'yı getirdiler.
Gözlerimi ona çevirdim.
Bir başka kuvöz...
Bir başka küçücük beden...
Bir başka kızım...
Hifa.
Ona da uzun uzun baktım.
İçim duygu doluydu.
Az önce Hüma'ya bakarken hissettiğim şeylerin bir benzerini şimdi Hifa'ya bakarken yaşıyordum.
Ama ikisi de birbirinden farklıydı.
İkisinin de kendine ait bir yüzü vardı.
Kendine ait küçücük bir bedeni vardı.
İkisi de beyaz tenliydi.
İkisinin de saçları vardı.
Hifa'nın teni daha kırmızıya yakın görünüyordu.
Ona bakarken yine aynı düşünce geçti içimden:
“Benim kızım...”
İki kelime...
Ama içinde koca bir dünya vardı.
Hifa benim kızımdı.
Hüma benim kızımdı.
Ben artık iki kızın babasıydım.
İkisinin de küçücük bedenlerine bakarken bir taraftan tarifsiz bir mutluluk yaşıyordum.
Bir taraftan ise içimde korku vardı.
Çünkü onları sevmenin ne demek olduğunu daha ilk anda anlamıştım.
İnsan hiç görmediği birini nasıl bu kadar çok sevebilir?
Ben o gün bunu öğrendim.
Daha birkaç dakika önce onları hiç görmemiştim.
Şimdi ise ikisini de bırakıp gitmek istemiyordum.
Onların başında daha uzun kalmak istiyordum.
Yüzlerine bakmak istiyordum.
İsimlerini söylemek istiyordum.
Baba olduğumu onlara anlatmak istiyordum.
Ama çok fazla zamanımız yoktu.
Bir süre sonra yaklaşık beş dakika içinde gideceklerini söylediler.
Beş dakika...
O kadar kısa bir süreydi ki.
Bir insanın hayatında bazı dakikalar vardır; normalde çok kısa gelir.
Ama bazı dakikalar vardır ki, içine koca bir hayat sığar.
Benim için o beş dakika öyleydi.
Hifa'yı gördüm.
Hüma'yı gördüm.
İki kızımın yüzünü ilk defa gördüm.
Ve biraz sonra onları başka bir hastaneye göndermek zorunda kalacaktım.
İçimden onlardan ayrılmak gelmiyordu.
Ama onların iyiliği için yapılması gereken buydu.
Hemen Saliha ablaya çocukların fotoğraflarını gönderdim.
Fotoğrafları gönderirken ona:
“Bu Hifa'm...”
“Bu Hüma'm...”
dedim.
Sonra:
“Zehra uyanırsa göster.”
dedim.
Çünkü Zehranur'un da onları görmesini istiyordum.
O onların annesiydi.
Aylar boyunca onları karnında taşımıştı.
Onların hareketlerini hissetmişti.
Doğum sancısını yaşamıştı.
Şimdi ise doğumdan çıkmış, henüz kendine gelmeye çalışıyordu.
Benim çektiğim o fotoğraflar belki de onun çocuklarına ilk bakışı olacaktı.
Bu yüzden fotoğrafları göndermek benim için sadece bir fotoğraf göndermek değildi.
Kızlarımızın görüntüsünü annelerine ulaştırmaktı.
Sonra Zehranur'un durumunu sordum.
Onun nasıl olduğunu merak ediyordum.
Çocuklarımız kadar onların annesi de aklımdaydı.
Bir yanda Hifa ve Hüma...
Diğer yanda Zehranur...
Ben ise hepsinin arasında, elimden geleni yapmaya çalışıyordum.
Bir süre sonra bana hangi ambulansla gideceğimi sordular.
Ben:
“İkinci ambulansla gideyim.”
dedim.
Sonra ambulanslar önlü arkalı yola çıktık.
Çocuklarım bir ambulanstaydı.
Ben diğerindeydim.
O yolculuk boyunca aklım onların ambulansındaydı.
Kızlarımın olduğu ambulans önde gidiyordu.
Ben arkalarından gidiyordum.
O an benim için yolun nereye gittiğinin çok da önemi yoktu.
Ben sadece kızlarımın peşinden gidiyordum.
Çünkü artık onlar benim hayatımın merkezindeydi.
Bir baba olarak ilk defa onların peşinden gidiyordum.
Ve içimde sürekli dua vardı.
“Allah'ım koru onları.”
“Allah'ım yardım et.”
“Allah'ım ikisini de bana bağışla.”
Daha onları yeni görmüştüm.
Ama onlardan ayrılma düşüncesi bile içimi acıtıyordu.
Hastaneye vardığımızda çocukları yoğun bakıma aldılar.
Ben önce içeri giremedim.
Yatış işlemlerini halletmem gerekiyordu.
Bir taraftan evraklarla, işlemlerle uğraşıyordum.
Ama aklım sürekli yukarıdaydı.
Çünkü çocuklarım yoğun bakımdaydı.
İşlemleri hallettikten sonra hemen yukarı çıktım.
Yoğun bakımın önüne geldim.
Zile bastım.
Kapıyı açtılar.
İşlemlerimi tamamladığımı söyledim.
Sonra içimdeki bütün heyecanla:
“Beni içeri alır mısınız? Kızlarımı görmek istiyorum.”
dedim.
Çünkü ilk hastanede onları tam olarak görememiştim.
İlk görüşüm çok kısa sürmüştü.
Hüma'yı görmüştüm.
Hifa'yı görmüştüm.
Ama içimde hâlâ onları gerçekten gördüğüme dair bir boşluk vardı.
Onların yanında biraz daha kalmak istiyordum.
Sesimi duymalarını istiyordum.
Onlarla konuşmak istiyordum.
Beni içeri aldılar.
Önlük ve maske giydim.
Sonra yoğun bakımın içine girdim.
İçeri girdiğimde onları gördüm.
Biri sağ taraftaydı.
Diğeri sol tarafta.
Yan yana duruyorlardı ama kuvözleri ayrıydı.
İki ayrı kuvöz...
İki ayrı küçücük beden...
Ama benim gözümde ikisi de tek bir dünyaydı.
Kızlarım.
Önce Hüma'nın yanına gittim.
Yanında durdum.
Uzun uzun baktım.
İlk gördüğüm andan farklıydı.
Çünkü şimdi onların yanında daha uzun kalabilecektim.
Hüma'ya bakarken içimde yine o aynı duygu yükseldi.
Babalık...
Ona doğru baktım.
Minicik bedenine baktım.
Yüzüne baktım.
Ellerine baktım.
Ve onunla konuşmaya başladım.
Belki beni duymuyordu.
Belki sesimi tam olarak anlayamıyordu.
Ama ben yine de konuşuyordum.
Çünkü söylemem gereken şeyler vardı.
Bir baba olarak kızına söylemek istediğim şeyler vardı.
“Kızım, baban burada.”
dedim.
Biraz durdum.
Sonra:
“Babanız her zaman sizinle.”
dedim.
O küçücük bedenin karşısında sesim nasıl çıkıyordu, bilmiyorum.
Ama içimden konuşuyordum.
Sanki yıllardır tanıdığım bir insanla konuşur gibiydim.
Sonra içimdeki en büyük duayı söyledim.
“Ömrümden alsın, sizin ömrünüze katsın.”
Bu sözü ikisine de söyledim.
Çünkü o anda kendi ömrümün hiçbir önemi yoktu.
Benim için önemli olan onların ömrüydü.
Ben yaşamasam da olurmuş gibi hissediyordum.
Yeter ki onlar yaşasın.
Yeter ki iki kızım da büyüsün.
Yeter ki bir gün onları kucağıma alayım.
Yeter ki bir gün bana “Baba” desinler.
Bunların hepsini daha o ilk saatlerde hayal ediyordum.
Sonra Hüma'ya:
“Siz önce Allah'a, sonra birbirinize, sonra doktorlara emanetsiniz.”
dedim.
Bu cümleyi söylerken çok farklı bir duygu yaşadım.
Çünkü ben onların babasıydım.
Onları korumak istiyordum.
Ama onları Allah'a ve doktorlara emanet etmek zorundaydım.
Benim elimden gelen dua etmekti.
Doktorların elinden gelen tedaviydi.
Onların birbirlerine düşen payı ise kardeş olmaktı.
İkiz olmaktı.
Hayata birlikte başlamaktı.
Hüma'nın yanında biraz daha kaldım.
Sonra Hifa'nın yanına geçtim.
Hifa'nın yanına geldiğimde yine aynı şekilde durdum.
Ona baktım.
Uzun uzun...
Hiç acele etmeden...
Çünkü artık biliyordum ki bu küçücük kız benim hayatımın bir parçası değil.
Benim kızımdı.
Onunla da konuştum.
“Kızım, baban burada.”
dedim.
“Babanız her zaman sizinle.”
dedim.
Sonra ona da aynı duayı ettim:
“Ömrümden alsın, sizin ömrünüze katsın.”
Ona da:
“Siz önce Allah'a, sonra birbirinize, sonra doktorlara emanetsiniz.”
dedim.
İki kızımın başında aynı sözleri tekrar tekrar söyledim.
Çünkü o an başka ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Bir babanın iki küçücük kızına verebileceği en büyük söz neyse onu vermeye çalışıyordum.
Babanız sizinle.
Bu benim onlara ilk sözüm gibiydi.
Ve belki de o an kendime de bir söz veriyordum.
Ne olursa olsun onların yanında olacaktım.
Yoğun bakımda ikisinin arasında dururken gözlerim sürekli birinden diğerine gidiyordu.
Hüma...
Hifa...
İki ayrı kuvöz...
İki küçücük beden...
İki ayrı hayat...
Ama benim için tek bir dua.
İkisi de yaşasın.
Onların küçüklüğüne baktıkça içim titriyordu.
Ama aynı zamanda onları gördüğüm için şükrediyordum.
Çünkü artık onlar benim için sadece isim değildi.
Artık yüzleri vardı.
Ellerini görmüştüm.
Saçlarını görmüştüm.
Küçücük bedenlerini görmüştüm.
Hüma'nın yüzü...
Hifa'nın yüzü...
Artık zihnime kazınmıştı.
Ben o gün ilk defa baba olmanın sadece mutlu olmak olmadığını öğrendim.
Baba olmak bazen bir kuvözün başında hiçbir şey yapamadan beklemekti.
Baba olmak bazen çocuğunun elini tutamadan ona “Baban burada” demekti.
Baba olmak bazen kendi ömründen vermeye razı olmaktı.
Ve baba olmak bazen bütün gücünü Allah'a dua ederek kullanmaktı.
Ben o gün bunların hepsini aynı anda yaşadım.
Bir süre sonra hastaneden çıkmam gerekiyordu.
Eşimin abisini aradım.
“Beni buradan alabilir misin?”
dedim.
Kendi arabamla gelmemiştim.
Ambulansla gelmiştim.
Bu yüzden onu beklemem gerekiyordu.
Bir süre sonra geldi.
Birlikte Çam Sakura'ya gittik.
Hava artık aydınlanmaya başlamıştı.
Gece yavaş yavaş sabaha dönüyordu.
Ama benim içimde hâlâ o gecenin bütün ağırlığı vardı.
Kızlarımı ilk defa görmüştüm.
Onlarla konuşmuştum.
Onlara söz vermiştim.
Şimdi ise onları yoğun bakımda bırakıp çıkmıştım.
İçim sürekli onların yanına geri dönmek istiyordu.
Kayınvalidemin de gelmek üzere olduğunu biliyordum.
Sonra kendi annemi ve babamı aradım.
Onlara:
“Çocuklar doğdu. Durumları iyi ama hava bağladılar.”
dedim.
Bunu söylerken sesimde hem mutluluk hem endişe vardı.
Çünkü gerçekten iki kızım olmuştu.
Ama aynı zamanda onların yoğun bakımda olduğunu da biliyordum.
Bir baba olarak sevincimi tam yaşayacak kadar rahat değildim.
Korkumu da tam yaşayacak kadar umutsuz değildim.
İki duygunun tam ortasında kalmıştım.
Sonra Zehranur'un yanına çıktım.
Çocukların iyi olduğunu söyledim.
Durumlarını anlattım.
Yatışlarını yaptığımızı söyledim.
Zehranur daha yeni yeni kendine geliyordu.
Belli ki doğumun ve yaşananların etkisi hâlâ üzerindeydi.
Ama gözlerini açar açmaz aklı yine çocuklarımızdaydı.
Bana hemen:
“Uğur, çocuklar nasıl? Kızlar nasıl?”
dedi.
O soruyu duyduğum anda içim yine doldu.
Çünkü o da anneydi.
Daha yeni doğum yapmıştı.
Ama kendi hâlinden önce çocuklarını düşünüyordu.
Ben de ona gördüklerimi anlattım.
Hifa'yı anlattım.
Hüma'yı anlattım.
Çocukların sevk edildiğini anlattım.
Yatışlarının yapıldığını söyledim.
Yoğun bakımda olduklarını söyledim.
Çok küçük olduklarını anlattım.
Ama doktorların başında olduğunu da söyledim.
Onu korkutmamak için elimden geldiğince sakin konuşmaya çalıştım.
Çünkü ben de korkuyordum.
Ama onun yanında güçlü durmam gerektiğini düşünüyordum.
O sırada ikimiz de henüz bilmiyorduk.
Önümüzde bizi neyin beklediğini...
Bu iki küçücük kızın hayatımıza ne kadar büyük bir iz bırakacağını...
Birinin bizim hayatımızın içinde nasıl bir mücadeleye dönüşeceğini...
Ve diğerinin kalbimizde nasıl hiç bitmeyecek bir yere sahip olacağını...
Bunların hiçbirini bilmiyorduk.
O anda bildiğimiz tek şey vardı:
İki kızımız doğmuştu.
Hifa ve Hüma...
Ben onları görmüştüm.
Onlarla konuşmuştum.
Onlara söz vermiştim.
Ve o sabah, bütün kalbimle aynı duayı ediyordum:
“Allah'ım, benim ömrümden al... Onların ömrüne kat.”
Çünkü ben artık yalnızca baba değildim.
Ben iki küçük hayatın umutla başında bekleyen bir babaydım.
Ve henüz bu yolculuğun ne kadar uzun olduğunu bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
