22. bölüm / 35
HÎFA 760 Gramlık Bir Mucizenin Hikâyesi2 BÖLÜM. CENNET KOKULU KIZIM
Bölümler 35Şu an: 2 BÖLÜM. CENNET KOKULU KIZIM
- 1 İTHAF241 kelime
- 2 1. BÖLÜM Rüya554 kelime
- 3 1. BÖLÜM Bir Rüya ile Başlayan Hikâye654 kelime
- 4 1. BÖLÜM. İkizler640 kelime
- 5 1. BÖLÜM İki Haftada bayram696 kelime
- 6 1. BÖLÜM. Korkunun Gölgesi463 kelime
- 7 1. BÖLÜM. Bayram sabahına doğru744 kelime
- 8 1. BÖLÜM. Beklemek de imtihanın bir parçası485 kelime
- 9 1. BÖLÜM. Doğumhane478 kelime
- 10 1. BÖLÜM. İki küçük kalp1.271 kelime
- 11 2 BÖLÜM . Bir baba olarak ilk Bekleyişim806 kelime
- 12 2 BÖLÜM . iki kuvözün başında1.802 kelime
- 13 2 bölüm O Telefon1.178 kelime
- 14 2 bölüm Hüma'nın hikâyesi1.160 kelime
- 15 2 bölüm Cennet kuşum Hüma1.236 kelime
- 16 2 bölüm. Zaman hiç durur mu?1.136 kelime
- 17 2 Bölüm. KIZIMI BIRAKMAM1.165 kelime
- 18 2 BÖLÜM. HÜMA MELEK OLDU1.173 kelime
- 19 2 BÖLÜM. İKİ YARIMIMIN ARASINDA1.055 kelime
- 20 2 BÖLÜM. BİRİ CENNETTE DİĞERİ YOĞUN BAKIMDA975 kelime
- 21 2 BÖLÜM. MELEĞİMİ SON KEZ GÖRMEYE DOĞRU900 kelime
- 22 2 BÖLÜM. CENNET KOKULU KIZIM1.057 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 2 BÖLÜM. SON YOLCULUĞUNA KIZIMIN1.055 kelime
- 24 2 BÖLÜM. HÜMA'YI TOPRAĞA EMANET ETTİĞİM GÜN1.073 kelime
- 25 ÖZEL BÖLÜM. CENNET KUŞUM HÜMA'YA1.321 kelime
- 26 3 BÖLÜM Hifa'nın yanında Hüma'nın özlemiyle1.503 kelime
- 27 3 BÖLÜM Hüma'dan hifaya uzanan eller1.296 kelime
- 28 3 BÖLÜM. Taburculuk haberi ve gözlerdeki sınav1.412 kelime
- 29 3 BÖLÜM. Hifa'nın gözleri için1.688 kelime
- 30 3 BÖLÜM. Eve dönüşün sevinci1.837 kelime
- 31 3 BÖLÜM. Kızımın ameliyat kapısında1.183 kelime
- 32 3 BÖLÜM. Kızımı kardeşinin yanına götürdüm457 kelime
- 33 3 BÖLÜM. Dönmeye çalışması466 kelime
- 34 3 BÖLÜM. Yine Bir Ameliyat Bekleyişi742 kelime
- 35 3 BÖLÜM. Kızım büyüyordu503 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İKİNCİ BÖLÜM
ON İKİNCİ OTURUM — CENNET KOKULU KIZIM
Abdestimi aldım.
Bir süre öylece durdum.
Sonra güvenlik odasına doğru yürümeye başladım.
Her adımda içimde başka bir duygu vardı.
Kızımı görecektim.
Hüma'mı...
Ama bu kez onu yoğun bakımda, küçücük bedeninin yaşam mücadelesini izlerken görmeyecektim.
Onu son kez görecektim.
Güvenlik odasının kapısına geldim.
Kapıyı vurdum.
Kapıyı açtılar.
“Kızımı görmek istiyorum.”
dedim.
Sesim ne kadar çıkıyordu, ne kadar titriyordu bilmiyorum.
Sadece bunu söyleyebiliyordum.
“Tamam.”
dediler.
Güvenlik görevlisi anahtarı aldı.
Morg sorumlusu da yanımıza geldi.
Yanımda eşimin kız kardeşi Zarife vardı.
Birlikte morga doğru yürümeye başladık.
Kapıdan içeri girdiğimiz anda soğukluğu hissettim.
Morg buz gibiydi.
Ama benim içimdeki ateş bambaşkaydı.
Bir an önce kızımı görmek istiyordum.
Ne kadar zor olacağını biliyordum.
Ama yine de görmek istiyordum.
Çünkü Hüma benim kızımdı.
Daha dün dünyaya gelen, benim sesimi duyduğuna inandığım, küçücük elleri ve bedeniyle hayatla mücadele eden kızım...
Şimdi onu son kez görecektim.
Morg sorumlusu bana doğru dönüp:
“Başınız sağ olsun.”
dedi.
Ben de güçlükle:
“Sağ olun.”
diyebildim.
Sonra kızımın bulunduğu yere doğru yürüdük.
Her adım beni Hüma'ya biraz daha yaklaştırıyordu.
Ve aynı zamanda içimdeki korkuyu da büyütüyordu.
Sonunda kızımın bulunduğu yere geldik.
Sorumlu kapağı açtı.
Kızımı bana doğru çekti.
Sonra yüzünü açtı.
Ve ben...
Yüzünü görür görmez ağlamaya başladım.
Kendimi tutamadım.
İçimde tuttuğum ne varsa o anda dışarı çıktı.
Karşımda benim kızım vardı.
Benim Hüma'm.
Cennet kokulum...
Kızım...
O küçücük yüzüne bakarken ağlayarak:
“Kızım benim...”
dedim.
“Seni pamuklara mı sardılar kızım?”
“Cennet kokulum benim...”
dedim.
Ağladım.
Çok ağladım.
Çünkü insanın kendi evladını böyle görmeye dayanması çok zordu.
Ben onları ikisini de eve götürmenin hayalini kurmuştum.
İkiz olduklarını öğrendiğim günden beri...
İki kızımı birden eve götüreceğimi düşünmüştüm.
İkisini yan yana görecektim.
İkisini kucağıma alacaktım.
İkisi büyüyecekti.
Belki evin içinde beraber ağlayacaklardı.
Beraber güleceklerdi.
Birbirlerinin peşinden koşacaklardı.
Ben de arkalarından bakıp:
“Benim kızlarım...”
diyecektim.
Ama şimdi...
Ben kızımı morgda görüyordum.
Bu gerçekle hayalim arasındaki uçurumun içinde kalmıştım.
Bir baba olarak o anda ne hissedilir, gerçekten bilmiyorum.
Sadece çok büyük bir acı vardı.
Kızıma dokunmak istedim.
Onu öpmek istedim.
Bir baba olarak son kez tenini hissetmek istedim.
Kızıma doğru yöneldim.
Ama doktor beni tuttu.
Ve bana:
“Yapma kardeşim, daha çok küçük, kırılır.”
dedi.
O cümleyi duyduğumda durdum.
Elimi geri çektim.
Kızımı öpemedim.
Tenine bile dokunamadım.
Bu benim için çok ağırdı.
Çünkü ben onu kucağıma almayı hayal etmiştim.
Ben onun yanağından öpmeyi hayal etmiştim.
Ben kızımın kokusunu içime çekmeyi hayal etmiştim.
Ama daha onu doğru düzgün kucağıma alamadan, daha kokusunu doyasıya içime çekemeden, şimdi onun karşısında duruyordum.
Ve ona dokunmaya bile korkuyordum.
Bir baba için bundan daha çaresiz bir an olabilir miydi bilmiyorum.
Sadece yüzüne baktım.
Bir süre daha baktım.
İçimden onunla konuştum.
Belki sesli söyledim, belki sadece içimden...
Ama o anda bütün kalbimle kızımın yanındaydım.
“Hüma'm...”
“Cennet kokulum...”
“Kızım benim...”
Sonra yüzünü tekrar kapattılar.
Artık çıkmamız gerekiyordu.
Ama benim ayaklarım gitmiyordu.
Oradan ayrılmak istemiyordum.
Sanki biraz daha kalsam kızımı bırakmamış olacaktım.
Ama zaman geçiyordu.
Güvenlik görevlisi yanıma geldi.
“Kusura bakmayın, çıkmanız gerekiyor.”
dedi.
Ardından tekrar:
“Başınız sağ olsun.”
dedi.
Ve ben...
Kızımı orada bırakıp çıkmak zorunda kaldım.
Ayaklarımı sürüyerek dışarı çıktım.
Zarife de yanımdaydı.
Birlikte arabaya doğru yürüdük.
Arabaya bindik.
Çam Sakura'ya doğru yola çıktık.
Ama benim aklım hâlâ morgdaydı.
Hüma'nın yüzü gözümün önünden gitmiyordu.
Bir yandan da eşimin yanına çıkıp onun durumunu öğrenmem gerekiyordu.
Hastaneye geldiğimde hemşirelere sordum:
“Taburcu olacak mı?”
dedim.
Onlar:
“Şu an hayır.”
dediler.
Eşimin odasına girdim.
Bir süre yanında bekledim.
Sonra ona baktım.
İçimde yine başka bir ağırlık vardı.
Çünkü ertesi gün kızımı defnetmem gerekiyordu.
Eşime:
“Yarın benim Hüma'yı defnetmem gerek.”
dedim.
“Sen çıkamıyorsun... Ben nasıl yapacağım?”
Eşim de bana:
“Tamam, sen defnet.”
dedi.
“Yapacak bir şeyimiz yok, beni buradan göndermiyorlar.”
Sonra:
“Ama buraya getirebilirsin, ben de göreyim.”
dedi.
Ben de:
“Tamam.”
dedim.
Akşam olmuştu.
Hastaneden ayrıldım.
Esenyurt'a geri gittim.
O gece de zihnim durmadı.
Çünkü artık önümüzde başka bir gerçek vardı.
Hüma'nın cenazesi...
Defin...
Kızımı toprağa verecektim.
Ertesi sabah olduğunda Çorlu cenaze hizmetlerini aradım.
Mezar işlemleri için görüştüm.
Onlar da yardımcı olacaklarını söylediler.
“Saat on iki gibi orada olacağım.”
dedim.
Bana bir soru sordular:
“Çocuk ağladı mı? Ses verdi mi?”
Ben:
“Evet, ağladı.”
dedim.
Bunun üzerine:
“Tamam, o zaman yıkanıp cenaze namazı kılınacak.”
dediler.
O cümleleri duyduğumda bir kez daha kızımın doğduğu günü düşündüm.
Daha dün...
Hüma dünyaya gelmişti.
Şimdi onun cenaze namazının ne zaman kılınacağını konuşuyordum.
Bir insanın zihni böyle bir şeyi nasıl kabul eder bilmiyorum.
Ben hâlâ babaydım.
Hüma hâlâ benim kızımdı.
Ama artık onu eve götürmek için değil...
Son yolculuğuna uğurlamak için hazırlık yapıyordum.
Sonra eşim aradı.
Ben de ona:
“Cenaze işlemleriyle görüştüm.”
dedim.
“Saat on iki gibi orada olmam gerekiyor. Öğle namazında kızımızın cenaze namazı kılınacak.”
Eşim:
“Tamam.”
dedi.
“O zaman çocuğu al.”
Ben de hastaneye gittim.
Hüma'yı almaya...
Kızımı son yolculuğuna götürmeye...
Hastaneye vardığımda doktorla görüştüm.
Ölüm belgesini yeniden aldım.
Sonra beni tekrar morga gönderdiler.
Morga doğru yürürken içimde tarifsiz bir ağırlık vardı.
Yanımda yine Zarife vardı.
Kızımı almaya gelmiştim.
Ama içimde bir düşünce daha vardı.
Onu son kez kucağıma alacaktım.
Onun adını kulağına söyleyecektim.
Bu yüzden tekrar abdest almak istedim.
Abdest almak için yeniden gittim.
Çünkü kızımın kulağına ezanını okumak, adını söylemek istiyordum.
Hüma...
Kızımın adı Hüma'ydı.
Ben onun babasıydım.
Ve ona son kez baba olarak yaklaşacaktım.
Abdestimi aldım.
Sonra tekrar morga girdik.
Bu kez kızımı almak için...
Morgda bana ahşap kutuya benzeyen bir kutu verdiler.
Hüma'yı kefenlemişlerdi.
Kızımı o şekilde kutunun içine koydular.
Ben yine ağlıyordum.
Dışarıdan belki sessiz görünüyordum ama içimde feryat vardı.
İçimden bağırıyordum.
“Kızım...”
“Hüma'm...”
“Cennet kokulum...”
Onu kucağıma aldım.
Ama bu kez kucağımda bir bebeğin sıcaklığı yoktu.
Kucağımda kızım vardı.
Benim kızım...
Ve onu son yolculuğuna götürüyordum.
Kutuyu kucağıma alıp arabaya doğru yürüdüm.
Her adımda içim parçalanıyordu.
Arabaya bindim.
Kutuyu kendime doğru yaklaştırdım.
Kızımın bulunduğu kutuyu ağzıma doğru yaklaştırdım.
Ve onun kulağına ezanını okumaya başladım.
Adını söyledim.
“Hüma...”
“Hüma kızım...”
Onun adını bir baba olarak son kez kulağına söyledim.
Belki hayatının ilk saatlerinde ona konuşurken nasıl bir heyecan yaşadıysam, şimdi aynı isim ağzımdan bambaşka bir acıyla çıkıyordu.
O gün ben kızımı dünyaya getiren bir baba olarak değil...
Kızını son yolculuğuna götüren bir baba olarak yola çıktım.
Arabayı Çam Sakura'ya doğru sürdüm.
Kucağımda Hüma vardı.
Kalbimde ise koskoca bir boşluk...
Ve ben yol boyunca tek bir şeyi düşünüyordum:
Benim cennet kuşum artık benimle aynı yolda, ama onu eve götürmüyordum.
Onu annesine götürüyordum.
Onu son kez annesinin yanına götürüyordum.
Ve ben, daha dün iki kızımı birden eve götürmenin hayalini kuran baba...
Şimdi kızlarımdan birini diğerine emanet ederek yoluma devam ediyordum.
Bölüm etkileşimi
