3. bölüm · HÎFA 760 Gramlık Bir Mucizenin Hikâyesi
1. BÖLÜM Bir Rüya ile Başlayan Hikâye
2 . Oturum
Bir Rüya ile Başlayan Hikâye
"Bazı isimler anne babalar tarafından seçilir. Bazıları ise, daha dünyaya gelmeden önce kalbe emanet edilir."
O sabah hayatımıza henüz hiçbir bebek girmemişti.
Ne bir hastane randevumuz vardı...
Ne ultrason fotoğrafımız...
Ne de küçük bir odanın duvarına asılmış bebek kıyafetleri...
Ama bir şey değişmişti.
Artık hayallerimizin bir adı vardı.
Hifa...
Ben bu ismi unutamadım.
Aradan günler geçti.
İşe giderken...
Arabayı kullanırken...
Evde otururken...
Bazen hiçbir sebep yokken içimden aynı isim geçiyordu.
"Hifa..."
Sanki yıllardır tanıdığım birine sesleniyordum.
Bazen kendi kendime gülümsüyordum.
"İnşallah bir gün gerçekten kızım olur."
diye içimden geçiriyordum.
Henüz bunun sadece bir rüya mı yoksa kaderimizin ilk satırı mı olduğunu bilmiyordum.
Aradan biraz zaman geçti.
Artık beklemek yerine bir adım atmanın zamanı gelmişti.
Ben ve Zehranur uzun uzun konuştuk.
Kolay bir karar değildi.
Her ikimiz de bunun maddi ve manevi olarak zor bir süreç olacağını biliyorduk.
Ama bazen insanın umudu, korkusundan daha büyük olur.
Bizim de öyle oldu.
Bir akşam salonda sessizce otururken birbirimize baktık.
Konuşmamıza gerek bile kalmadı.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Artık tüp bebek tedavisine başlayacaktık.
O karar verildiği anda içimde garip bir huzur oluştu.
Sanki uzun zamandır bekleyen bir kapı yavaşça açılmıştı.
Tedavi süreci başladı.
İlk gün hastaneye giderken birbirimize güçlü görünmeye çalışıyorduk.
Ama ikimiz de heyecanlıydık.
Koridorlarda yürürken başka çiftler de vardı.
Kimi sessizce dua ediyordu.
Kimi umutla doktor odasının kapısına bakıyordu.
İşte o gün anladım...
O koridorlarda yürüyen herkesin hikâyesi farklıydı.
Ama duaları aynıydı.
Herkes sadece bir kelime bekliyordu.
"Olmuş."
Biz de o insanların arasındaydık.
Her tahlil...
Her kontrol...
Her bekleyiş...
Aslında bizi size biraz daha yaklaştırıyordu.
Tedavi devam ederken Zehranur'un gösterdiği sabrı hiçbir zaman unutamam.
Dışarıdan bakıldığında sadece birkaç hastane ziyareti gibi görünüyordu.
Ama ben biliyordum.
Her iğnenin...
Her ilacın...
Her bekleyişin arkasında büyük bir mücadele vardı.
Bazen göz göze geliyorduk.
Hiç konuşmuyorduk.
Çünkü konuşmaya gerek kalmıyordu.
Birbirimizin gözlerinde aynı duayı okuyabiliyorduk.
"Allah'ım, bize de nasip et."
Ve beklediğimiz gün geldi.
Tedavinin olumlu sonuçlandığını öğrendiğimizde önce birbirimize baktık.
Ne diyeceğimizi bilemedik.
İnsan bazen çok mutlu olduğunda konuşamazmış.
İşte biz de konuşamadık.
Sessizce sarıldık.
Belki birkaç dakika...
Belki daha uzun...
O an zaman durmuş gibiydi.
Artık gerçekten anne ve baba oluyorduk.
Günler geçtikçe ilk doktor kontrolünün heyecanı da yaklaştı.
Sabah erkenden hazırlandık.
Arabaya bindiğimizde ikimiz de normal görünmeye çalışıyorduk.
Ama ikimizin de kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
İlk kez bebeğimizi görecektik.
Hastaneye vardık.
Doktor bizi içeri aldı.
Ultrason cihazı hazırlandı.
O an odada büyük bir sessizlik vardı.
Ekrana dikkatle bakıyorduk.
Sonra doktor gülümsedi.
"İşte burada."
dedi.
İlk kez seni gördük.
Daha doğrusu...
İlk kez tek bir kese gördük.
O küçücük görüntüye dakikalarca baktık.
Bizim için dünyanın en güzel resmi oydu.
Doktor her şeyin yolunda olduğunu söyledi.
Kalp atışını dinledik.
O küçücük kalbin sesi...
Hayatım boyunca unutamayacağım seslerden biri oldu.
Hastaneden çıktığımızda mutluluktan yürürken bile gülümsüyorduk.
Artık tek bir bebeğimiz olacağını düşünüyorduk.
Arabada eve dönerken sürekli aynı şeyi konuşuyorduk.
"Acaba kime benzeyecek?"
"Acaba kız mı olacak, erkek mi?"
Hayaller kuruyorduk.
Oysa kader bize henüz en büyük sürprizini söylememişti.
Yaklaşık üç hafta sonra yeniden kontrole gittik.
Bu kez farklı bir doktordaydık.
Her şey sıradan bir kontrol gibi görünüyordu.
Zehranur içeri girdi.
Ben yine kapının dışında beklemeye başladım.
Koridor her zamanki gibi sessizdi.
Duvarlardaki saat sanki özellikle yavaş ilerliyordu.
İnsan beklerken zamanın nasıl uzadığını o gün bir kez daha öğrendim.
Kapıya bakıyordum.
Sonra telefona...
Sonra tekrar kapıya...
İçimde tarif edemediğim bir heyecan vardı.
Bir süre sonra kapı açıldı.
Zehranur dışarı çıktı.
Ama bu kez yüzündeki gülümseme bambaşkaydı.
Elinde ultrason fotoğrafı vardı.
Daha konuşmadan bana uzattı.
Ben fotoğrafa baktım.
Sonra tekrar baktım.
Kaşlarımı kaldırıp gülmeye başladım.
"Bir dakika..."
dedim.
"Bu kopyala yapıştır olmasın?"
Zehranur kahkahasını tutamadı.
"Hayır."
dedi.
"Doktor söyledi."
"Tek yumurta ikizi."
O an dünya sanki bir anlığına durdu.
Az önce bir çocuk beklediğimizi sanıyordum.
Şimdi ise Allah bize iki emanet vermişti.
İki küçük kalp...
İki küçük mucize...
Ve ikisi de aynı anda hayatımıza geliyordu.
O an yaşadığım mutluluğu tarif edecek bir kelime hâlâ bulamıyorum.
Belki de bazı mutlulukların adı yoktur.
Sadece yaşanır...
