5. bölüm / 35
HÎFA 760 Gramlık Bir Mucizenin Hikâyesi1. BÖLÜM İki Haftada bayram
Bölümler 35Şu an: 1. BÖLÜM İki Haftada bayram
- 1 İTHAF241 kelime
- 2 1. BÖLÜM Rüya554 kelime
- 3 1. BÖLÜM Bir Rüya ile Başlayan Hikâye654 kelime
- 4 1. BÖLÜM. İkizler640 kelime
- 5 1. BÖLÜM İki Haftada bayram696 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 1. BÖLÜM. Korkunun Gölgesi463 kelime
- 7 1. BÖLÜM. Bayram sabahına doğru744 kelime
- 8 1. BÖLÜM. Beklemek de imtihanın bir parçası485 kelime
- 9 1. BÖLÜM. Doğumhane478 kelime
- 10 1. BÖLÜM. İki küçük kalp1.271 kelime
- 11 2 BÖLÜM . Bir baba olarak ilk Bekleyişim806 kelime
- 12 2 BÖLÜM . iki kuvözün başında1.802 kelime
- 13 2 bölüm O Telefon1.178 kelime
- 14 2 bölüm Hüma'nın hikâyesi1.160 kelime
- 15 2 bölüm Cennet kuşum Hüma1.236 kelime
- 16 2 bölüm. Zaman hiç durur mu?1.136 kelime
- 17 2 Bölüm. KIZIMI BIRAKMAM1.165 kelime
- 18 2 BÖLÜM. HÜMA MELEK OLDU1.173 kelime
- 19 2 BÖLÜM. İKİ YARIMIMIN ARASINDA1.055 kelime
- 20 2 BÖLÜM. BİRİ CENNETTE DİĞERİ YOĞUN BAKIMDA975 kelime
- 21 2 BÖLÜM. MELEĞİMİ SON KEZ GÖRMEYE DOĞRU900 kelime
- 22 2 BÖLÜM. CENNET KOKULU KIZIM1.057 kelime
- 23 2 BÖLÜM. SON YOLCULUĞUNA KIZIMIN1.055 kelime
- 24 2 BÖLÜM. HÜMA'YI TOPRAĞA EMANET ETTİĞİM GÜN1.073 kelime
- 25 ÖZEL BÖLÜM. CENNET KUŞUM HÜMA'YA1.321 kelime
- 26 3 BÖLÜM Hifa'nın yanında Hüma'nın özlemiyle1.503 kelime
- 27 3 BÖLÜM Hüma'dan hifaya uzanan eller1.296 kelime
- 28 3 BÖLÜM. Taburculuk haberi ve gözlerdeki sınav1.412 kelime
- 29 3 BÖLÜM. Hifa'nın gözleri için1.688 kelime
- 30 3 BÖLÜM. Eve dönüşün sevinci1.837 kelime
- 31 3 BÖLÜM. Kızımın ameliyat kapısında1.183 kelime
- 32 3 BÖLÜM. Kızımı kardeşinin yanına götürdüm457 kelime
- 33 3 BÖLÜM. Dönmeye çalışması466 kelime
- 34 3 BÖLÜM. Yine Bir Ameliyat Bekleyişi742 kelime
- 35 3 BÖLÜM. Kızım büyüyordu503 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4. Oturum
İki Haftada Bir Gelen Bayram
"Bazı takvim yaprakları sıradan değildir. Bazıları, insanın ömrü boyunca unutamayacağı günleri taşır."
Hamilelik ilerledikçe hayatımızın düzeni de değişmeye başlamıştı.
Artık zaman, haftalara göre değil...
Doktor kontrollerine göre akıyordu.
İki haftada bir hastaneye gidiyorduk.
Bizim için o günler sıradan bir kontrol günü değildi.
Sanki bayram sabahıydı.
Sabah erkenden hazırlanır, heyecanla yola çıkardık.
Arabada konuştuğumuz tek konu sizdiniz.
"Bugün ne kadar büyümüşlerdir acaba?"
"Kalpleri güzel atıyor mudur?"
"Bugün hareket ederler mi?"
Belki her seferinde aynı soruları soruyorduk.
Ama aldığımız cevaplar, içimizi yeniden huzurla dolduruyordu.
Ultrason odasının ışıkları her zaman loş olurdu.
Doktor cihazı hazırlarken ben ekranı izlerdim.
Siyah beyaz görüntüler ilk zamanlar bize karmaşık geliyordu.
Ama zaman geçtikçe sizi tanımaya başlamıştık.
Artık hanginizin nerede durduğunu anlamaya çalışıyorduk.
Doktor ölçümler yapıyor...
Kalp atışlarınızı dinliyor...
Biz ise nefesimizi tutarak ekrana bakıyorduk.
O küçücük kalplerin ritmini duymak...
Hayatta duyduğum en güzel seslerden biriydi.
Her "tak... tak... tak..." sesi bana aynı şeyi söylüyordu.
"Merak etmeyin baba..."
"Biz buradayız."
Bir gün yine kontroldeydik.
Doktor ekrana dikkatlice bakarken bebeklerden biri yan dönmüş şekilde duruyordu.
Uzun süre hareket etmedi.
Doktor biraz bekledi.
Biz de bekledik.
Sonra yavaşça döndü.
Sanki naz yapıyordu.
Ben gülerek,
"Galiba bize küstü."
dedim.
Odadaki herkes tebessüm etti.
O küçücük hareket bile günlerce konuştuğumuz bir hatıra olmuştu.
Başka bir kontrolde ise hepimizi güldüren bambaşka bir an yaşandı.
Doktor ölçüm yaparken bebeklerden biri ayağını kaldırdı.
Ayağı diğer kardeşinin olduğu tarafa uzandı.
Bir an ekrana baktım.
Sonra kahkahayı bastım.
"Hocam..."
"Bunlar kavga ediyor galiba."
dedim.
Zehranur da gülmeye başladı.
Doktor bile gülümseyerek,
"Yok canım..."
"Sadece yer değiştiriyorlar."
dedi.
Ama ben uzun süre aynı şakayı yaptım.
"Ev küçük geldi."
"İkisi de rahat durmuyor."
derdim.
Belki gerçekten kavga etmiyorlardı.
Ama biz o gün, Hifa ile Hüma'nın ilk kardeşlik hikâyesini yazmıştık.
Zaman geçtikçe ikinizi de tanımaya başlamıştık.
Henüz doğmamıştınız.
Henüz yüzünüzü bile görmemiştik.
Ama karakterleriniz sanki yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Hifa...
Sen daha hareketliydin.
Bir sağa dönüyor...
Bir sola uzanıyor...
Minik ellerin, ayakların hep hareket ediyordu.
Hüma ise daha sakindi.
Sanki kardeşini izleyen sessiz bir melekti.
Her kontrolden sonra arabaya bindiğimizde aynı konuşma geçerdi.
"Bence Hifa çok hareketli."
"Hüma ise daha sakin."
Belki doktor bunu söylemiyordu.
Ama anne ve baba yüreği bazen cihazlardan önce hisseder.
Bu arada evde de tatlı bir iddiamız vardı.
Zehranur, bütün kalbiyle erkek bebek hissediyordu.
"İçime öyle doğuyor."
derdi.
Ben ise hiç tereddüt etmeden cevap verirdim.
"Hayır."
"Bence kız."
Neden böyle hissediyordum bilmiyorum.
Belki yıllar önce gördüğüm ilk rüya...
Belki de içime doğan bir histi.
Ama ne zaman konuşsak aynı tatlı tartışma yaşanırdı.
Sen erkek diyordun...
Ben kız diyordum...
Ve ikimiz de gülüyorduk.
Bir gün Zehranur'un kız kardeşi Zarife de yanımızdaydı.
İnternette hamilelikle ilgili eski inanışlara bakıyorduk.
Kimisi karnın şekline göre tahmin yürütüyor...
Kimisi annenin canının ne çektiğine bakıyordu.
Bir tanesinde ise tuzla ilgili eğlenceli bir inanış vardı.
Bilimsel olmadığını hepimiz biliyorduk.
Ama yine de çocuklar gibi eğleniyorduk.
"Gelin deneyelim."
dedik.
Hep birlikte güldük.
O gün aslında sonucu öğrenmeye çalışmıyorduk.
Hamileliğin her anının tadını çıkarıyorduk.
Artık cinsiyetinizi öğrenebileceğimiz haftalara yaklaşmıştık.
Her kontrolde içimizde aynı heyecan vardı.
"Acaba bugün gösterirler mi?"
Bir gün doktor uzun uzun ultrason ekranına baktı.
Sonra gülümsedi.
"İsterseniz söyleyebilirim."
dedi.
Zehranur hiç düşünmeden cevap verdi.
"Yok hocam."
"Lütfen şimdi söylemeyin."
Doktor şaşırdı.
"Neden?"
diye sordu.
"İkisi de gösterirse..."
"O zaman birlikte öğrenelim."
Doktor da gülümsedi.
"Peki."
dedi.
Hastaneden çıktığımızda yol boyunca bunun hayalini kurduk.
Belki bir cinsiyet pastası yaptıracaktık.
Belki gözlerimizi kapatıp boyaları tuvale sürecektik.
Sonra gözlerimizi açıp hangi rengin çıktığına birlikte sevinecektik.
Belki pembe...
Belki mavi...
Bizim için önemli olan renk değildi.
Önemli olan, o anı birlikte yaşamaktı.
Akşamları ise bambaşka bir mutluluğumuz vardı.
İşten çıkınca ilk işim Zehranur'u aramak olurdu.
"Canın bir şey çekiyor mu?"
diye sorardım.
Bazen,
"Çiğ köfte."
derdi.
Ben de hiç vakit kaybetmeden alırdım.
Bazen meyve isterdi.
En güzel meyveleri tek tek seçerdim.
Eve geldiğimde Zehranur onları özenle yıkar, güzel bir meyve tabağı hazırlardı.
Sonra yanına otururdum.
Elimi sessizce karnına koyardım.
Bazen uzun süre hiçbir şey olmazdı.
Tam umudumu kesecekken...
Minicik bir tekme hissederdim.
Göz göze gelir, ikimiz de gülümserdik.
Sonra eğilir, sessizce konuşurdum.
"Canım kızlarım..."
"Ben geldim."
"Babanız burada."
Bazen size günümü anlatırdım.
Bazen sadece sessizce beklerdim.
Belki söylediklerimi anlamıyordunuz.
Ama inanıyordum ki sesimi tanıyordunuz.
Ve ben...
Daha sizi kucağıma almadan önce bile babalığı sizinle konuşarak öğreniyordum.
Bölüm etkileşimi
