8. bölüm · Hayatımdaki Narsist

Bölüm 8

Lavinya Stepen

Kapı kapandıktan sonra evin içindeki sessizlik Aysema’nın üstüne çöktü.

Bir süre olduğu yerde kaldı.

Sanki hareket ederse gerçekten yalnız olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktı.

Koridordan gelen hafif rüzgâr tül perdeyi oynatıyordu.

Mutfaktan sadece buzdolabının sesi geliyordu.

Bir de kendi nefesi.

Aysema yavaşça salona geçti.

Valizler hâlâ açılmamıştı.

Volkan’ın biraz önce düzelttiği sandalye hafif kaymıştı.

Bardağın içinde yarım kalmış su duruyordu.

Ev hâlâ ailesinin kokusunu taşıyordu.

Bu yüzden daha çok yabancı hissettiriyordu.

Aysema balkon kapısını açtı.

Sıcak İzmir havası yüzüne vurdu.

Aşağıdaki site bahçesinde çocuklar bisiklet sürüyordu.

Havuz kenarında birkaç kadın sohbet ediyordu.

Bir grup üniversiteli genç ellerinde kahvelerle yürüyordu.

Uzaklardan martı sesleri geliyordu.

Site büyük ve canlıydı.

Ama yine de güvenli hissediliyordu.

Aysema korkuluklara yaslandı.

İlk kez gerçekten yalnız olduğunu hissetti.

Ama garip şekilde…

Bu his tamamen kötü değildi.

İçinde korkunun yanında küçük bir heyecan da vardı.

Kendi evi.

Kendi anahtarı.

Kendi düzeni.

İstediği saatte ışığı açabileceği, istediği müziği dinleyebileceği bir hayat.

Bir süre sonra içeri girip valizlerden birini açtı.

Üstte annesinin özenle katladığı kıyafetler vardı.

Yan tarafta Zeynep Hanım’ın koyduğu havlular…

Aslı’nın yerleştirdiği küçük mutfak kutuları…

Hepsinin eli değmişti eşyalarına.

Aysema istemsizce gülümsedi.

Sonra odaları dolaşmaya başladı.

Küçük mutfağın dolaplarını açtı.

Balkona tekrar çıktı.

Yatak odasının camından siteyi izledi.

Aşağıdaki yürüyüş yolunda insanlar dolaşıyordu.

Spor salonunun ışıkları yanıyordu.

Havuzun suyu akşam güneşinde parlıyordu.

Burası yabancıydı…

Ama güzel görünüyordu.

Telefonuna üniversitenin öğrenci grubundan bildirim düştü.

“Yarın oryantasyona gelecek olanlar?”

Aysema birkaç saniye ekrana baktı.

Kalbi hızlandı.

Çünkü ilk kez kimse onu tanımıyordu.

“Volkan’ın kardeşi…”

“Hasan Tekinoğlu’nun kızı…”

değildi burada.

Sadece Aysema’ydı.

Bu düşünce hem korkuttu…

Hem özgür hissettirdi.

Yavaşça yatağın kenarına oturdu.

Sonra derin nefes alıp gruba kısa bir mesaj yazdı.

“Ben de geleceğim :)”

Mesajı gönderdikten sonra telefonu elinde kaldı.

Bir anda yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Çünkü hayatında ilk kez…

Bir şeyi tamamen kendi başına yapıyordu.
Mesajı gönderdikten sonra telefon bir anda hareketlenmeye başladı.

“Harikaaa”

“Ben de geliyorum”

“Tanışırız yarın :)”

Aysema ekrana bakarken istemsizce gerildi.

Bu kadar hızlı cevap beklemiyordu.

Kalbi hafif hızlandı.

Çünkü normalde yeni insanlarla konuşmayı bilen biri değildi.

Hatta çoğu zaman konuşmaktan kaçardı.

Ama şimdi kimse onu tanımıyordu.

Bu yüzden kimsenin ondan bir beklentisi de yoktu.

Aysema telefonu yatağın üstüne bırakıp tekrar balkona çıktı.

Hava yavaş yavaş turuncuya dönüyordu.

Site ışıkları yanmaya başlamıştı.

Havuzun çevresindeki lambalar suya yansıyor, aşağıdaki yürüyüş yolunda insanlar akşam havası alıyordu.

Bir kadın köpeğini gezdiriyordu.

İki küçük çocuk scooter yarışı yapıyordu.

Bir grup üniversiteli genç kahkahalarla basketbol sahasına yürüdü.

Aysema onları izlerken içinden garip bir his geçti.

Belki…

Gerçekten burada bir hayat kurabilirdi.

Tam o sırada telefonu yeniden titredi.

Bu kez mesaj özelden gelmişti.

“Merhaba :) Ben Melis. İç mimarlık 1. sınıf.”

Aysema birkaç saniye mesajı izledi.

Sonra yavaşça cevap yazdı.

“Merhaba ben de Aysema :)”

Mesaj anında görüldü.

“Sen de yurtta değilsin galiba?”

Aysema kısa duraksadı.

“Yok. Yakındaki bir sitede kalıyorum.”

“Çok iyi yaa. Ben de arkadaşla ev tuttum orada.”

Aysema istemsizce biraz rahatladı.

Çünkü karşı taraf fazla samimi ya da bunaltıcı değildi.

Normaldi.

Bu iyi hissettirdi.

Bir süre mesajlaştılar.

Melis sürekli emoji kullanan, enerjik biri gibiydi.

Aysema ise cevap yazmadan önce birkaç saniye düşünüyordu hep.

Ama ilk kez bu durum onu utandırmadı.

Telefonu bırakıp mutfağa geçti.

Dolabı açınca annesinin yerleştirdiği kaplar dikkatini çekti.

Üstlerine küçük notlar yapıştırılmıştı.

“Çorba.”

“Dolma.”

“Tatlı.”

Aysema’nın gözleri doldu.

Gülerek başını iki yana salladı.

“Anne…”

Sonra kendine bir bardak su koydu.

Mutfağın ışığı küçük eve sıcak bir hava veriyordu.

Artık burası boş görünmüyordu.

Yavaş yavaş ona ait olmaya başlıyordu.

Gece olduğunda duş alıp rahat bir eşofman giydi.

Saçlarını havluyla kurularken odanın ortasında durdu.

Kimse ona:

“Geç oldu uyu.”

demiyordu.

Kimse televizyon sesi açmıyordu.

Kimse koridorda yürümüyordu.

Bu sessizlik başta korkutucuydu.

Ama şimdi biraz huzurlu gelmeye başlamıştı.

Aysema yatağa uzanıp tavana baktı.

Telefonuna tekrar mesaj geldi.

Melis yazmıştı.

“Yarın erken gitmek ister misin? Beraber gireriz.”

Aysema birkaç saniye düşündü.

Eskiden olsa büyük ihtimal reddederdi.

Ama şimdi içindeki başka bir taraf cevap verdi.

“Olur :)”

Mesajı gönderdikten sonra dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

Çünkü ilk kez…

Kendi hayatının kapısını kendi açıyordu.
Ertesi sabah Aysema alarm çalmadan uyandı.

Birkaç saniye tavana bakıp nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Sonra yavaş yavaş dün olanlar aklına geldi.

İzmir.

Yeni ev.

Üniversite.

İçinde aynı anda hem heyecan hem panik dolaştı.

Yataktan kalkıp perdeyi açtı.

Sabah güneşi site bahçesine vuruyordu.

Aşağıda birkaç kişi spor yapıyordu.

Havuzun suyu sakin görünüyordu.

Konağın sabahlarından çok farklıydı burası.

Sessiz ama hareketliydi.

Aysema hazırlanırken üç kez kıyafet değiştirdi.

“Abartma.”

diye kendi kendine söylendi sonunda.

Ama heyecandan elleri hâlâ birbirine dolaşıyordu.

En sonunda açık renk bol bir gömlek ve jean giyip saçlarını topladı.

Tam çantasını alırken telefon titredi.

Melis:

“Aşağı indim :)”

Aysema’nın kalbi hızlandı.

Aynada kendine son kez baktı.

Sonra derin nefes alıp evden çıktı.

Asansörde yalnızdı.

Aşağı indikçe kalbi daha hızlı atıyordu.

Kapı açıldığında site lobisinin serin havası yüzüne vurdu.

Ve ilk kez…

Tek başına bir yere gidiyordu.

Melis girişte durmuş telefonuyla oynuyordu.

Uzun kahverengi saçlı, enerjik görünen bir kızdı.

Aysema’yı görünce hemen gülümsedi.

“Ayşema?”

Aysema hafif çekinerek başını salladı.

“Evet.”

Melis direkt yanına geldi.

“Ben Melis. Fotoğraftakinden daha tatlıymışsın.”

Aysema bir anda ne diyeceğini bilemedi.

Çünkü biri ona böyle rahat konuşunca hâlâ afallıyordu.

Melis bunu fark edip güldü.

“Gerilme ya ben de ilk gün çok panik olmuştum.”

Beraber yürümeye başladılar.

Site kapısından çıkarken Aysema istemsizce arkasına baktı.

Sonra kendi haline şaşırıp hafif güldü.

Volkan olsa kesin:

“Etrafına bak.”

derdi.

Bu düşünce içini hafif sızlattı.

Ama aynı anda güç de verdi.

Çünkü ilk kez o olmadan yürüyordu.

Üniversiteye vardıklarında kampüs kalabalıktı.

Her yerde yeni öğrenciler vardı.

Gruplar oluşmuştu bile.

Bazıları aşırı rahat görünüyordu.

Aysema’nın içi tekrar gerildi.

Melis hemen koluna girdi.

“Hadi ama. Sanki ameliyata giriyoruz.”

Aysema istemsizce güldü.

O sırada birkaç kişi yanlarından geçti.

Melis herkese rahat rahat selam veriyordu.

Aysema ise sadece etrafı izliyordu.

Yeni yüzler…

Yeni sesler…

Yeni hayat.

Ve ilk kez…

Kimse onun yerine konuşmuyordu.