21. bölüm · Hayatımdaki Narsist

Bölüm 21

Lavinya Stepen

Bir saat sonra kapının zili çaldı.
Melis mutfaktan çıkıp Salih'e baktı. İkisinin de aklından aynı kişi geçmişti.
Melis kapıyı açtığında karşısında Kerem vardı.
— İçeri gel.
Kerem'in yüzünde gün boyunca taşıdığı gerginlik vardı. İçeri girer girmez gözleri Aysema'yı aradı.
— Nerede?
— Uyuyor.
— Nasıl?
— Çok yorgun.
Kerem bir an koridora baktı.
— Görsem?
Melis başını salladı.
— Uyandırma.
Kerem cevap vermedi.
Salih salondaki koltuktan ayağa kalktı.
— Önce konuşalım.
Kerem ona baktı.
— Tamam.
Üçü salonda oturdular.
Melis karşı koltukta, Salih yanında, Kerem ise karşılarında oturuyordu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonunda Salih söze girdi.
— Bugün doktorun söylediklerini düşündük.
Kerem başını kaldırdı.
— Ben de düşündüm.
— Bu gebelik konusunda...
Salih cümlesini tamamlamadan Kerem araya girdi.
— Çocuk doğacak.
Salih sustu.
Kerem'in sesi netti.
— Bunun tartışmasını yapmayacağım.
Melis derin bir nefes aldı.
— Kerem, kimse sizin adınıza karar vermiyor. Düşünmeni en azından aysema'yı düşünmeni söylüyoruz.
— Ben kararımı verdim.
— Ama Aysema'nın da ne istediğini bilmemiz gerekiyor.
Kerem'in çenesi gerildi.
— O da doğurmak isteyecek.
Melis kaşlarını çattı.
— Bunu nereden biliyorsun?
Kerem birkaç saniye sustu.
— Çünkü çocuğu öldürmek gibi bir şeyi kabul etmem.
Salih sakinliğini korudu.
— Mesele yalnızca senin kabul edip etmemen değil.
Kerem ona döndü.
— Ben baba olacağım.
— Evet . Ama bu dikkat etmeniz gereken bir konu alalade bişey değil .
— farkındayım bunun sorumluluğunu da alacağım.
Melis sessizce konuştu.
— Biz sadece Aysema'nın önündeki hayatı düşünüyoruz.
Kerem'in bakışları sertleşti.
— Ben de düşünüyorum.
Melis devam etti:
— Üniversite var. Ailesi var. Yaşadıkları var. Henüz kendisi bile ne hissedeceğini bilmiyor.
Kerem'in sesi bu kez daha kontrollü çıktı.
— Ailesiyle de ailemle de ben konuşacağım.
Salih kaşlarını kaldırdı.
— Onlarla konuşmanın nasıl sonuçlanacağını biliyor musun?
— Biliyorum.
— O zaman bu kadar kolay söyleme.
Kerem arkasına yaslandı.
— Kolay olduğunu söylemedim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Salih açıkça söyledi:
— Biz Aysema'nın kürtaj seçeneğini de düşünmesini istiyoruz.
Kerem'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Hayır asla...
Tek kelime.
Melis yavaşça konuştu.
— Bunu Aysema'ya söylemedik.
Kerem onlara baktı.
— Neden?
— Çünkü onu etkilemek istemedik.
Salih devam etti:
— Kararı kendisinin vermesi gerekiyor.
Kerem'in bakışları sertleşti.
— Ama siz kararınızı vermişsiniz.
— Hayır.
Salih'in sesi sakindi.
— Biz seçenekleri düşünüyoruz.
Kerem birkaç saniye sustu.
Sonra:
— Ben herşeyi yoluna sokucam . Çocuğum kendi evimizde doğacak .
Melis cevap vermek üzereyken Kerem devam etti.
— Doğacak dedim kararlıyım.
Bu kez sesi daha kesin çıktı.
— Gerekirse bu yolda ölürüm.
Salih başını iki yana salladı.
— “Bir çözüm bulacağız” diyorsun ama Aysema'nın ne istediğini sormuyorsun.
Kerem'in yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.
— Aysema ne istediğini bilmiyor şu an.
Melis'in gözleri sertleşti.
— Belki de senden korktuğu için söyleyemiyordur.
Gülümseme Kerem'in yüzünden silindi.
Odadaki hava ağırlaştı.
— Ben onu korkutmuyorum. Oda öfkelenen eğim şeyleri bilerek yapmasın beni kızdırmasın.
Melis cevap vermedi.
Çünkü bu cümlenin doğru olmadığını ikisi de biliyordu.
Bir süre sonra Salih ayağa kalktı.
— Bu gece burada kavga etmeyeceğiz.
Kerem de ayağa kalktı.
— Ben de kavga etmeye gelmedim.
Sonra koridora baktı.
— Yanına gidebilir miyim?
Melis birkaç saniye düşündü.
— Uyuyor.
— Biliyorum.
— Uyandırma.
Kerem başını salladı.
— Uyandırmam.
Aysema odasında derin bir uykudaydı.
Duştan sonra saçlarını kurulamaya bile tam fırsat bulamamış, üzerine geniş bir pijama geçirip yatağa uzanmıştı.
Günün ağırlığı bedenine çökmüştü.
Hamile olduğunu öğrenmenin şaşkınlığı...
Doktorun söyledikleri...
Ailesini düşündüğünde içine dolan korku...
Kerem'le yaptığı konuşma...
Bütün gün ağlamaktan şişmiş gözleri...
Hepsi birbirine karışmıştı.
Kerem kapının eşiğinde durup onu izledi.
Aysema'nın yüzü solgundu.
Dudaklarının rengi bile sabahkinden farklıydı.
Bir eli yastığının altında, diğer eli karnının üzerinde kalmıştı.
Kerem'in içi bir an sızladı.
Gerçekten sızladı.
Çünkü karşısındaki kız, birkaç saat önce telefonda ona “hamileyim” demişti.
Şimdi ise küçücük görünüyordu.
Yorgun.
Savunmasız.
Sessiz.
Kerem yavaşça yatağın diğer tarafına uzandı.
Aysema uyanmadı.
Bir süre onu izledi.
İçinden geçenler birbirine karışıyordu.
Baba olacaktı.
Bunu düşündüğünde içinde tarifsiz bir gurur kabarıyordu.
Ama aynı düşüncenin yanında başka bir duygu daha vardı.
Aysema'nın artık hayatından çıkamayacağı düşüncesi.
Çocuğu vardı.
Bu düşünce, Kerem'in zihninde Aysema ile arasındaki bağı daha da sıkılaştırıyordu.
Kendi kendine bunu sevgi diye açıklıyordu.
Onu korumak.
Onun yanında olmak.
Ailesine karşı durmak.
Her şeyi düzene koymak.
Hepsi aynı şeydi onun için.
En azından Kerem'in zihninde.
Aysema hafifçe kıpırdandı.
Kerem hemen ona baktı.
Aysema'nın kaşları uykusunda hafifçe çatıldı.
Sanki rüyasında bile huzur bulamıyordu.
Kerem elini uzattı.
Bir an durdu.
Sonra Aysema'nın saçının kenarına dokundu.
— Her şeyi düzelteceğim, diye fısıldadı.
Aysema duymadı.
Kerem'in bakışları onun yüzünde kaldı.
— Seni kimseye bırakmayacağım.
Bu cümleyi söylerken kendi kulağına sevgi gibi geliyordu.
Oysa aynı cümlenin içinde Aysema'nın korktuğu şey de saklıydı.
Bırakmamak.
Sabahın ilk ışıkları perde aralığından odaya sızarken Aysema gözlerini açtı.
Bir süre nerede olduğunu anlamadı.
Başını çevirdi.
Sonra dondu.
Yanında Kerem uyuyordu.
Yüzü yastığa dönüktü.
Aysema'nın kalbi hızlandı.
Dün geceyi hatırladı.
Hastaneyi.
Hamile olduğunu.
Kerem'e söylemesini.
Ailesini.
Korkusunu.
Ve şimdi Kerem'in yanında uyuyor oluşunu.
Sessizce doğrulmaya çalıştı.
Yatak hafifçe hareket etti.
Kerem gözlerini açtı.
Birkaç saniye Aysema'ya baktı.
Sonra uykulu bir gülümsemeyle:
— Günaydın.
Aysema'nın sesi kısıktı.
— Sen ne zaman geldin?
— Dün gece.
— Ben fark etmedim.
— Çok yorgundun.
Aysema yataktan kalkmak istedi.
Kerem elini uzatıp onun bileğine dokundu.
Aysema istemsizce geri çekildi.
Kerem bunu fark etti.
Bir an yüzündeki ifade değişti.
Sonra elini çekti.
— Benden kaçma .
Aysema ona baktı.
Kerem yatağın içinde doğruldu.
— Sana zarar vermem ben .
Aysema cevap vermedi.
Kerem birkaç saniye onu izledi.
— Benden uzak durma aysema .
Aysema gözlerini kaçırdı.
Bu sessizlik Kerem için cevaptı.
Ama beklenmedik şekilde öfkelenmedi.
En azından hemen değil.
— Dün gece seni izlerken...
Bir an durdu.
— Çok kötü görünüyordun.
Aysema dudaklarını birbirine bastırdı.
— İyiyim.
— Değilsin.
Kerem'in sesi yumuşaktı.
— Bunu kabul et.
Aysema cevap vermedi.
Kerem elini yatağın üzerine koydu.
— Bundan sonra tek başına değilsin.
Aysema'nın içi sıkıştı.
— Kerem...
— Biliyorum, bunu söylememden hoşlanmıyorsun.
Aysema şaşkınlıkla ona baktı.
Kerem devam etti:
— Ama artık bazı şeyler değişti.
Elini Aysema'nın karnına doğru uzattı.
Aysema hemen yine geri çekildi.
Kerem'in eli havada kaldı.
Bir saniye boyunca ikisi de birbirine baktı.
Kerem elini yavaşça indirdi.
— Dokunmak istedim.
Aysema başını eğdi.
— Henüz buna alışamadım.
— Alışırsın.
Cümle ağzından düşünmeden çıkmıştı.
Aysema'nın yüzündeki ifade değişti.
Kerem bunu fark etti.
Kendini düzeltmeye çalıştı.
— Zamanla alışırız demek istedim.
Aysema hiçbir şey söylemedi.
Kerem yataktan kalktı.
— Hadi kahvaltı yapalım .
— Gerek yok.
— Yemek zorundasın.
— Kerem...
— Aysema.
Bu kez sesi daha yumuşaktı.
Bir an durdu.
— Sadece iyi olmanı istiyorum.
Aysema onun yüzüne baktı.
Belki de en korkutucu şey buydu.
Kerem bazen gerçekten şefkatli olabiliyordu.
Bazen sesi gerçekten yumuşuyordu.
Bazen gözlerinde gerçekten kaybetme korkusu vardı.
Ve tam da bu yüzden Aysema'nın kafası daha çok karışıyordu.
Çünkü kötü olan bir insanın her an kötü görünmesi kolaydı.
Asıl zor olan, seni inciten insanın aynı zamanda seni sevdiğine gerçekten inanmasıydı.
Kerem kapıya doğru yürüdü.
Sonra durup arkasına baktı.
— Bir şey daha var.
Aysema bekledi.
— Ailenlelerimizle konuşacağım.
Aysema'nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
— Hayır.
Kerem sakin kaldı.
— Şimdi değil.
— Kerem, lütfen.
— Sana söz veriyorum, hazırlıksız yapmayacağım. Güzel bir hayat kuracağım sen, ben ve bebeğimiz.
Aysema'nın sesi titredi.
— Ailem duyarsa...
— Biliyorum.
— Ne yapabileceklerini bilmiyorsan neden söylüyorsun Kerem.
Kerem ona baktı.
— Çünkü artık bir gerçeğimiz , gelecegimiz var. İnşaa etmek zorundayım.
Aysema'nın gözlerinden yaş aktı.
— Çok korkuyorum.
Kerem birkaç saniye sustu.
Sonra:
— O yüzden yanında olacağım.
Aysema gözlerini kapattı.
Kerem odadan çıktığında Aysema yatağın üzerinde tek başına kaldı.
Elini yavaşça karnına koydu.
Henüz hiçbir hareket yoktu.
Henüz hiçbir belirti yoktu.
Ama hayatının bütün dengesi değişmişti.
Ve artık yalnızca bir sorunun cevabını aramıyordu.
Kendisi için nasıl bir hayat istediğini bulmaya çalışıyordu.
Çünkü Kerem onun adına karar vermeye hazırdı.
Ailesi de bir gün onun adına karar vermek isteyecekti.
Ama ilk kez Aysema'nın içinde başka bir düşünce filizleniyordu:
Bu kez karar benim olmalı.
Ve bu düşünce, korkusunun içinde küçücük olsa da ilk kez yalnızca ona aitti.