28. bölüm · Hayatımdaki Narsist
Bölüm 28
Annesi, Aysema'nın üzerini örttü.
Kızının saçlarını alnından geriye doğru usulca itti.
— Hadi şimdi uyu.
Aysema gözlerini kapattı. Yorgunluktan bedeni yatağa gömülmüş gibiydi ama yüzündeki korku hâlâ geçmemişti.
Annesi birkaç saniye daha başında bekledi.
Sonra eğilip kızının alnına bir öpücük bıraktı.
— Ben buradayım.
Aysema gözlerini açmadan fısıldadı:
— Anne...
— Efendim?
—Özür dilerim .
Annesinin yüreği burkuldu.
— Dinlen hadi.
Aysema başını hafifçe salladı.
Annesi ışığı biraz kıstı.
Kapıya yürüdü.
Son kez arkasına baktı.
Aysema gözlerini kapatmıştı.
Annesi kapıyı sessizce çekti.
Koridora çıktığı anda yüzündeki ifade değişti.
Kapı kapanır kapanmaz sırtını kapıya yasladı.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye...
Sonra bütün bedeni bir anda boşaldı.
Sanki az önce kızının yanında ayakta kalmasını sağlayan bütün güç, o kapının arkasında kalmıştı.
Elini göğsüne götürdü.
Nefesi kesik kesik gelmeye başladı.
— Allah'ım...
Dudaklarından yalnızca bu iki kelime dökülebildi.
Koridorun sessizliği üzerine çöktü.
Aşağıdan hâlâ aile fertlerinin konuşma sesleri geliyordu.
Hasan'ın sesi.
Murat'ın sesi.
Arada Volkan'ın tok kahkahası...
Hepsi birkaç metre ötede, hayatlarına herşeyden habersiz devam ediyordu.
Oysa onun dünyası birkaç dakika önce değişmişti.
Kızının hamile olduğunu öğrenmişti.
Kızının bir süredir bu sırrı tek başına taşıdığını öğrenmişti.
Daha da kötüsü, kızının kendi ailesinden korumak zorunda kalacaktı. Koruyabilecek miydi ?
Annesi gözlerini kapattı.
Ya Hasan öğrenirse?
Ya Volkan?
Ya diğerleri?
Ya kızının yüzüne baktıklarında bunu anlayıp Aysemayı karnındaki masumla öldürürler miydi?
Ve Kerem...
Kerem'in adını düşündüğü anda içi yeniden sıkıştı.
Aysema'nın o ismi duyduğunda nasıl gerildiğini görmüştü.
Telefon çaldığında yüzünün nasıl değiştiğini görmüştü.
Kızının "ondan korkuyorum" deyişini hâlâ kulaklarında duyuyordu.
Annesinin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Daha fazla dayanamadı.
Kimsenin onu görmesini istemiyordu.
Hızlı adımlarla koridorun sonundaki banyoya yöneldi.
Kapıyı kapattı.
Kilidi çevirdi.
Lavabonun önüne geldiği anda iki elini mermerin üzerine koydu.
Başını eğdi.
Ve ağlamaya başladı.
Sessizce ağlamaya çalıştı önce.
Ama birkaç saniye sonra boğazından bastıramadığı bir hıçkırık çıktı.
Elini ağzına götürdü.
— Allah'ım...
Gözlerinden yaşlar durmadan akıyordu.
Aynadaki yansımasına baktı.
Gözleri kızarmıştı.
Az önce aşağıda ailesinin karşısında hiçbir şey belli etmemeye çalışan o kadın gitmişti.
Karşısında korkmuş bir anne vardı.
Çeşmeyi açtı.
Ellerini suyun altına tuttu.
Sonra yüzüne çarptı.
Bir kez.
Bir kez daha.
Ama gözyaşları durmadı.
Avuçlarını yüzüne kapattı.
Omuzları titriyordu.
— Kızım...
Kelime ağzından kırık bir sesle çıktı.
— Ben seni nasıl koruyacağım?
Aynaya tekrar baktı.
Kızının çocukluğunu düşündü.
İlk kez elinden tuttuğu günü.
Hastalandığında başında beklediği geceleri.
İlk okul çantasını hazırlayışını.
Şimdi ise aynı kız, karşısına oturmuş ve kendisine "Ben hamileyim" demişti.
Annesinin içi parçalandı.
Ama gözyaşlarının arasından başka bir düşünce de yükseldi.
Aysema artık yalnız değildi.
Ve annesi, ne kadar korkarsa korksun, onu yalnız bırakmayacaktı.
Yüzünü yeniden yıkadı.
Havluyu alıp gözlerini ve yanaklarını kuruladı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra bir kez daha aynaya baktı.
Kendi kendine sessizce konuştu:
— Önce kızım ne olursa olsun . Onunla beni de öldürecekler gerekirse.
Bir nefes daha aldı.
— Gerisini sonra düşünürüm.
Musluğu kapattı.
Kapının kilidine uzandı.
Tam çıkacakken durdu.
Koridordan ayak sesleri geliyordu.
Annesinin kalbi yeniden hızlandı.
Bir an, kimsenin onu bu halde görmemesi için aynanın karşısında birkaç saniye bekledi.
Gözlerini kapattı.
Sonra yüzüne olabildiğince sakin bir ifade yerleştirdi.
Kapıyı açtı.
Koridora çıktığında karşısında Hasan'ı gördü.
Hasan ona dikkatle baktı.
— Ne oldu?
Annesinin kalbi göğsüne vurdu.
Bir saniyelik sessizlik...
Sonra kadın başını hafifçe iki yana salladı.
— Bir şey yok.
Hasan'ın bakışları yüzünde kaldı.
— Ağlamışsın sen.
Kadın gözlerini kaçırdı.
— Yemek bana da dokundu galiba .
Hasan inanmış gibi görünmedi.
Ama daha fazla üstelemedi.
— İyi misin?
Annesi kısa bir nefes aldı.
— İyiyim.
Hasan yanından geçip giderken kadın arkasından baktı.
Sonra gözleri yeniden Aysema'nın kapısına kaydı.
İçeride kızı uyuyordu.
Ve dışarıda, henüz hiçbir şeyden haberi olmayan bir baba vardı.
Kadın o gece ilk kez şunu anladı:
Sabah olduğunda artık hiçbir şey eskisi kadar kolay olmayacaktı.
İzmir'deki evin salonunda televizyonun sesi kısılmış, maçın heyecanı arka planda kalmıştı.
Kerem, koltuğun ucunda oturuyordu.
Telefonu elindeydi.
Aysema'nın son mesajı hâlâ ekrandaydı.
“Yemekteydik Kerem. Herkes evde, şimdi çıkabildim odama.”
Kerem mesajı tekrar okudu.
Sonra ekranı kapattı.
Birkaç dakika önce onu defalarca aramıştı.
Aysema açmamıştı.
Mesaj atmış, ancak o zaman cevap alabilmişti.
Bu bile Kerem'in içindeki huzursuzluğu tamamen geçirmeye yetmemişti.
Bir süre odasında kalmış, sonunda yataktan doğrulup aşağı inmeye karar vermişti.
Merdivenlerden salona indiğinde Cemal Bey koltukta maç izliyordu.
Annesi ise elindeki kitabın sayfalarını çeviriyordu.
Cemal Bey oğlunu görünce başını kaldırdı.
— Gel oğlum.
Kerem salona girdi.
— Ne oldu baba?
Cemal Bey yanındaki koltuğu gösterdi.
— Gel otur. Yüzünü doğru düzgün göremiyoruz son zamanlarda.
Kerem gönülsüz bir cevap verdi.
— Buradayım işte.
— Burada olmak başka , sohbet etmek başka .
Annesi kitabını kapattı.
— Kerem'cim sen otur bakalım oraya , hepimize birer kahve yapayım ben.
Kerem annesine baktı.
— Olur.
Kadın mutfağa yöneldi.
Cemal Bey televizyonun sesini biraz daha kıstı.
— Nasıl gidiyor?
Kerem omuzlarını kaldırdı.
— Berbat.
Cemal Bey oğluna baktı.
— Aysema'yla mı?
Kerem'in yüzündeki ifade bir an değişti.
Cemal Bey bunu fark etti.
Ama şaşırmadı.
Çünkü ikisinin yeniden görüştüğünü çoktan anlamışlardı.
Hatta birkaç hafta önce oğullarına açıkça sormuşlardı.
Kerem de inkâr etmemişti.
O gün Cemal Bey yalnızca şunu söylemişti:
"Biz sana baskı yapmayacağız. Birbirinizi seviyorsanız kendi kararınızı kendiniz verin. Ben tekrar Hasan Bey'in kapısına giderim ancak emin değilseniz bu işi uzatmayın. Ben adama söz verdim unutma kerem .
Çünkü Cemal Bey ve eşi, ne kadar ters görünürse görünsün Kerem'in bu ilişkiye hâlâ bağlı olduğunu anlamışlardı.
Onları zorlamak, yasak koymak ya da Aysema'yı kötülemek yalnızca Kerem'i daha da inatçı hâle getirebilirdi.
Bu yüzden zamanın kendi işini yapmasını beklemişlerdi.
Belki birbirlerini daha iyi tanıyacaklardı.
Belki anlaşamayacaklardı.
Belki de sonunda ayrılacaklardı.
Ama şimdi Kerem'in yüzüne baktıklarında, zamanın o ihtimali ortadan kaldırdığını anlıyorlardı.
Annesi kahvelerle salona döndü.
Tepsiyi masaya bıraktı.
— Hadi bakalım.
Cemal Bey fincanını aldı.
— Sağ ol.
Annesi Kerem'in karşısına oturdu.
— Senin yüzünde başka bir şey var.
Kerem kahvesine baktı.
— Var.
Cemal Bey oğlunu bekledi.
— Söyle.
Kerem birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra derin bir nefes aldı.
— Aysema hamile.
Fincanın tabağa değen sesi salonda duyuldu.
Annesinin eli bir an havada kaldı.
Cemal Bey'in bakışları oğluna kilitlendi.
İkiside öylece kaldı,belki de bu kadarını onlarda beklemiyordu.
İlk şaşkınlığın ardından gelen şey, öfke değil endişeydi.
Annesi yavaşça sordu:
— Kesin mi?
— Kesin.
— Aysema nerde ?
Kerem hemen cevap verdi.
— Ailesinin yanına gitti hafta sonu. Kimse bilmiyor tabi o taraftan.
Annesi başını salladı.
Sonra oğlunun gözlerinin içine baktı.
—Kerem sen o aileyi bilmiyormusun oğlum sana da kıza da zarar verirler . Nasıl göze alırsın böyle birşeyi.
Kerem'in yüzü gerildi.
— Olan oldu .
Araya babası girdi . Ayağa kalktı ve yüksek sesle ;
_ Bu kadar basit ha. Olan oldu demek.
Keremde ayağa kalkıp Keskin bir cevapla ,
_Baba bu saatten sonra napabilirim
— Ulan seni gebertirler . O insanlara göre namus can demek can.
Kerem birkaç saniye sustu.
—Sizde onlar gibi karşı çıkacaksınız yoluma yalnız devam edeceğim.
Bu cümleyle birlikte salonun havası tamamen değişti.
Cemal Bey'in yüzündeki sinir yerini ciddi bir ifadeye bıraktı.
— Ailesi öğrenirse...
Kerem başını salladı.
— Ne olacağını biliyorum baba , aynı şeyi söyleyip durma .
Cemal Bey bir süre konuşmadı.
Aysema'nın ailesinin ne kadar katı olabileceğini biliyordu.
Kendi evinde büyüttüğü oğlunun böyle bir durumun içine girmesinden korkmuştu.
Ama Aysema'nın ailesi açısından bunun yalnızca bir "istenmeyen hamilelik" olmadığını da anlayacak kadar hayatı görmüştü.
Bir süre sonra:
İlk şaşkınlığın yerini şimdi gerçek bir korku almıştı.
Çünkü onlar için evlilik dışı bir hamilelik elbette büyük bir meseleydi. Ama hayatın sonu değildi. Konuşulur, aileler bir araya gelir, iki genç ne istiyorsa ona göre bir yol bulunurdu.
Aysema'nın ailesinde ise işlerin aynı şekilde yürümeyeceğini biliyorlardı.
Cemal Bey yıllarca öğretmenlik yapmıştı. İnsanların birbirinden ne kadar farklı ailelerde, ne kadar farklı kurallarla büyüdüğünü iyi bilirdi.
Kerem'e baktı.
— Sen ne yapmayı düşünüyorsun?
— Aysema'yı yalnız bırakmayacağım.
— Bunu biliyorum.
Cemal Bey biraz öne eğildi.
— Peki onun ne istediğini biliyor musun?
Kerem sustu.
Annesi hemen araya girmedi.
Kerem'in vereceği cevabı bekledi.
— Çocuğu istiyor mu?
Kerem başını kaldırdı.
— Korkuyor.
— Bu cevap değil.
Kerem çenesini sıktı.
— Ben doğmasını istiyorum.
Cemal Bey başını salladı.
— Senin istemen önemli.
Sonra oğlunun gözlerinin içine baktı.
— Ama tek başına yeterli değil.
Kerem cevap vermedi.
Annesi oğlunun elinin üzerine elini koydu.
— Kerem, bak.
Oğlunun gözleri annesine döndü.
— Biz seni yargılamıyoruz.
Kadın derin bir nefes aldı.
— Aysema'yı da yargılamıyoruz.
Sonra çok daha sessiz bir sesle ekledi:
— Ben yalnızca sizin için korkuyorum.
Kerem'in yüzü düştü.
— Ben aysemayı ve bebeği korumak için herşeyi yaparım .
Cemal Bey oğluna baktı.
— O zaman ilk yapacağımız şey belli.
— Ne?
— sen önce Aysema ile konuşacaksın .
Kerem'in gözleri babasına döndü.
Cemal Bey devam etti.
— Ama bunu onun yerine karar vererek yapmayacaksın.
Kerem sustu.
— Önce onunla açık açık konuşacaksın. Ne istediğini öğreneceksin. Sonra biz de senin yanında olacağız.
Kadın derin bir nefes aldı.
Gözleri doldu.
Ben yıllarca öğretmenlik yaptım. İnsanların birbirinden farklı hayatlar yaşadığını gördüm. Bir çocuğun dünyaya gelmesini utanılacak bir mesele gibi görmüyorum.
Cemal Bey Zoraki gülümsedi.
— Ama önce çocuğun annesinin ve babasının güvende olması gerekiyor.
Bu cümleden sonra salonda yine sessizlik oldu.
Kerem başını öne eğdi.
Salonda üç kişi sessizce oturdu.
Artık maçın sonucu kimsenin umurunda değildi.
Çünkü onların önünde çok daha büyük bir mesele vardı.
Bir çocuk.
Bir genç kızın korkusu.
Bir ailenin öfkesi.
Ve yanlış atılacak tek bir adımın geri dönüşü olmayabilecek sonuçları.
Aile gece boyu konuştu . Aysema İzmir'e dönünce kerem onu anne ve babasını yanına getirecek ve o zaman kesin bir yol çizeceklerdi .
