51. bölüm · Gün Işığı
49. Bölüm: Son Geçit
Elis
Arel dalmıştı. Gözleri bir noktaya sabitlenmişti ama aslında hiçbir şeyi görmüyor gibiydi. Siryus’un ölümü onu derinden sarsmıştı. Birkaç dakika önce kollarının arasında tuttuğu insan artık yanında değildi. Bunu kabullenmek onun için çok zordu.Onu kolundan tutup kendine getirmeye çalıştım.— Arel…Sesimi duyunca başını yavaşça bana çevirdi. Gözlerinin içindeki acıyı görebiliyordum. Bir şey söylemek istiyor gibiydi ama kelimeler ağzından çıkmıyordu.— Arel, gitmemiz gerekiyor.Bu kez başını hafifçe salladı.Birlikte saraydan dışarı çıktık.Dışarı çıktığımızda gördüğümüz manzara karşısında ikimiz de olduğumuz yerde kaldık. Yer ikiye ayrılmıştı. Sanki toprağın derinliklerinde yıllardır saklanan bir güç sonunda uyanmış ve yeryüzünü parçalamıştı.Ortada bir geçit vardı.Uzaktan bu kadar görünüyordu.Geçidin çevresinde hâlâ parlak ışıklar dolaşıyordu. Işıklar bazen kayboluyor, bazen yeniden ortaya çıkıyordu. Geçidin içi ise sanki başka bir dünyanın kapısıydı. İçeriden gelen ışık yüzüme vuruyor, gözlerimi kısmama neden oluyordu.Yıllardır yalnızca hikâyelerde duyduğumuz o geçit gerçekten açılmıştı.Aidis ile Lexis’i birbirinden ayıran sınır artık eskisi gibi değildi.Arel bir süre geçide baktı. Ardından bana döndü ve seslendi:— Elis hemen buradan benim gizli üssüne gidelim beni takip et.Başımı salladım.Arel’in peşinden yürümeye başladım.Onun adımlarında eskisi gibi bir güç yoktu. Sanki her adımında Siryus’un yokluğunu hissediyordu. Ben de hiçbir şey söylemeden yanında yürüyordum. Bazen insanın söyleyebileceği hiçbir söz olmazdı. Bazen yalnızca yanında olmak yeterdi.Arel’in yanında kalmam gerektiğini biliyordum.Çünkü artık onu yalnız bırakamazdım.
Arel
Büyük bir trajedinin şokunu yaşıyordum.Kendimi bitmiş ve tükenmiş hissediyordum. Bedenim yürümeye devam ediyordu ama zihnim hâlâ Siryus’un yanında kalmıştı.Gözlerimi her kapattığımda onu görüyordum.Beni korurken…Bana kızarken…Bana yol gösterirken…Ve son kez bana bakarken…Siryus benim öz abilerimden daha çok bana abilik yapmıştı. Adeta öz abilerimden daha öte biriydi benim için.Gerçek ailemin kim olduğunu artık çok daha iyi anlamıştım.Gerçek ailem sadece Siryus’tu.Bunu fark etmiştim.Şimdi ise o yoktu.Artık Beş Süvari olmuştu dört Süvari.Bu düşünce bile içimi parçalıyordu.Siryus her zaman çok iyi kalpli biri olmuştu. Her zaman beni koruyup bana sahip çıkmıştı. Bazen yaptığım şeylere kızmış, bazen beni uyarmış, bazen de hiçbir şey söylemeden yanımda durmuştu.Ama bu sefer benim onu korumam gerekirken koruyamamıştım.Onu kurtaramamıştım.Bu düşünce içimi kemiriyordu.Keşke birkaç saniye önce davranabilseydim.Keşke onun önüne ben geçebilseydim.Keşke…Ama hiçbir keşke Siryus’u geri getirmeyecekti.Artık o yoktu.Onu çok özleyecektim.Bundan emindim.İçimde büyük bir boşluk vardı. Sanki yıllardır yanımda taşıdığım bir parçam koparılmıştı. Ne kadar güçlü görünmeye çalışırsam çalışayım, Siryus’un yokluğu içimdeki her şeyi acıtıyordu.Ama şimdi tüm bunları düşündükçe içim acıyordu, ama sırası değildi.Çünkü geçit açılmıştı.Ve büyük bir savaş bizi bekliyordu.Siryus’un ölümü boşuna olmamalıydı.Onun bana söylediği son sözleri unutamazdım.“Elis’i sakın kaybetme.”Bu sözler zihnimde tekrar tekrar yankılanıyordu.Elis’e baktım.Yanımda yürüyordu.Gün Işığım…Siryus’un son isteği buydu.Onu korumalıydım.Lexis’i kurtarmalıydım.Aidis’i değiştirmeliydim.Ve bütün bunların sonunda özgür ve barışçıl bir dünya yaratmalıydım.Artık bunun için savaşacaktım.Elis’le birlikte yürümeye devam ettik.Bir süre sonra gizli üssümün bulunduğu bölgeye ulaştık. Burası diğer yerlerden daha sessizdi. Çevrede neredeyse hiç kimse yoktu. Eski taş duvarların arasından ilerledik. Bir süre sonra gizli girişin bulunduğu yere geldik.Kapıyı açtım.Elis arkamdan içeri girdi.Üssüme vardık.Fakat içeri girdiğimiz anda bir şeylerin ters olduğunu hissettim.Hava fazlasıyla sessizdi.İçeride normalde olması gereken o küçük sesler bile yoktu. Sanki bütün oda nefesini tutmuştu.Elis’e baktım.O da benim gibi etrafa bakıyordu.Bir adım daha attım.Sonra karşımızda gölgeler belirdi.Olduğum yerde durdum.Elis’in elini tuttum.Karşımızda dört kişi vardı.Kalbim hızla çarpmaya başladı.Onları tanıyordum.Siryus’un ölümünden sonra geriye kalan Beş Süvari’nin dördü karşımızdaydı.Bir an boyunca kimse konuşmadı.Sanki bütün dünya sessizliğe gömülmüştü.Hels…Fargus…Baltazar…Ve Mevis…Dördü de karşımızda duruyordu.Bakışları üzerimizdeydi.Elis’in elini daha sıkı tuttum.İçimdeki korkuyu belli etmek istemiyordum. Fakat onların buraya nasıl geldiğini düşünüyordum. Gizli üssümü yalnızca birkaç kişi biliyordu.Biri onlara burayı söylemiş olmalıydı.Ya da bizi takip etmişlerdi.Hangisi olduğunu bilmiyordum.Ama artık bunun bir önemi yoktu.Karşımızda dört Süvari vardı.Ve Siryus yoktu.Bir zamanlar beş kişi olan Süvariler artık dört kişiydi.Ama bu dört kişi bile fazlasıyla tehlikeliydi.Elis’in parmaklarının titrediğini hissettim.Ben de korkuyordum.Ama onun önünde geri adım atamazdım.Siryus’un anısı buna izin vermezdi.Birbirimize baktık.Sonra karşımızdaki dört kişiye döndük.Ölüm kulağımıza fısıldıyordu.Ve bu kez kaçacak hiçbir yerimiz yoktu.
