43. bölüm · Gün Işığı
41. Bölüm: Aidis’e Dönüş
Arel
Yaralarımı umursamadan doğruca okula doğru koştum. Vücudumdaki acılar her adımda kendini hissettiriyordu. Sırtımdaki kırbaç izleri hâlâ yanıyordu. Nefes almak bile canımı yakıyordu. Ama bunların hiçbir önemi yoktu. Tek düşündüğüm kişi Elis’ti.Zaten okul çıkış saati çoktan gelmişti.Sokaklarda olabildiğince hızlı ilerliyordum. Lexis’in karanlık sokakları bugün her zamankinden daha sessiz görünüyordu. Yapay gökyüzünün loş ışığı siyah taşlara vuruyor, sokak lambaları ise titreyerek yanıp sönüyordu.Tam okula varmak üzereyken yanımdan siyah, lüks bir araba geçti.Araba Lexis’e ait değil gibiydi.Parlak siyah boyası, koyu renk camları ve ağır motor sesi dikkatimi çekmişti.Bir an donup kaldım.Sonra aklıma geldi.Bu araba…Abilerime aitti.O anda her şeyi anlamıştım.Tam o sırada önümde hafif mavi bir ışık belirdi.Işık yavaşça insan şekline dönüştü.Siryus’tu.Yüzündeki ciddi ifade, söyleyeceği şeyin iyi olmadığını anlamama yetmişti.Siryus bana bakarak telaşlı bir sesle konuştu.— Efendi Arel… Abileriniz Elis’i arabayla kaçırdılar.Kalbim sanki bir anlığına durdu.Yumruklarımı sıktım.Öfkem bütün bedenimi sardı.Abilerim yanlış kişiye bulaşmıştı.Çok sinirlenmiştim.Elis’i kurtarmam gerekiyordu.Yoksa ondan zorla benim hakkımda bilgi almaya çalışacaklardı.Peki…Abilerim Elis’i nereden tanıyordu?Bu soru zihnimin bir köşesinde cevap bekliyordu.Şimdilik bunun zamanı değildi.Önce Elis’i bulmalıydım.Sonra bu sorunun cevabını öğrenecektim.Siryus hiç vakit kaybetmeden bize bir araba çağırdı.Şoför hiçbir şey sormadan kapıyı açtı.Arabaya bindik.Elis’i götüren siyah arabanın peşinden gitmeye başladık.Gizliden gizliye takip ediyorduk.Sokaklar geride kalırken kalbim her geçen dakika daha hızlı atıyordu.Uzun süren yolculuğun sonunda karşımıza simsiyah bir bina çıktı.Bina dışarıdan bakınca bile ürkütücü görünüyordu.Duvarlarının tamamı siyah taşlarla kaplıydı.Hiç penceresi yoktu.Sanki içerideki bütün sırları sonsuza kadar saklamak için yapılmıştı.Siyah araba tam binanın önünde durdu.Elis’i içeri götürdüler.Binanın girişinde silahlı korumalar bekliyordu.Bir süre uzaktan izledik.Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki binanın arka tarafında küçük bir kapı olduğunu fark ettik.Siryus bana başıyla işaret verdi.Arabadan indik.Şoföre teşekkür ettik.Sessizce binanın arkasına doğru ilerledik.Korumalara görünmeden arka kapıdan içeri girdik.İçerisi buz gibi soğuktu.Koridorlardan ayak sesleri yankılanıyordu.Duvarlarda yalnızca loş ışıklar vardı.Merdivenlere yöneldik.Üst kata çıktık.Tam koridorun sonuna yaklaşmıştık ki…Karşıdan iki kişi gelmeye başladı.Arsis…Ve Arus…Kalbim yeniden hızlandı.Bizi görürlerse her şey bitecekti.Onlar bize doğru yaklaşırken Siryus bir anda kolumdan tuttu.Mavi bir ışık etrafımızı sardı.İkimiz de görünmez olmuştuk.Arsis ile Arus hiçbir şey fark etmeden yanımızdan geçip gittiler.Ayak sesleri uzaklaşınca derin bir nefes aldım.Hemen koşarak az önce çıktıkları odaya gittim.Kapıyı denedim.Kilitliydi.Kapıyı kırarsam alarm çalacağını biliyordum.Ama başka çarem yoktu.Elis’i çok seviyordum.Ve benim yüzümden daha fazla zarar görmesine izin veremezdim.Derin bir nefes aldım.Sonra bütün gücümle kapıya yüklendim.GÜM!Kapı kırılarak açıldı.Hiç düşünmeden içeri daldım.Karşımda…Elis oturuyordu.Cam fanusun içindeki sandalyeye bağlıydı.Beni görür görmez gözleri doldu.Hiç vakit kaybetmeden yanına koştum.Kayışları çözdüm.Elis’i sandalyeden kurtardım.Özgür kalır kalmaz bana sıkıca sarıldı.Ağlayarak başını boynuma yasladı.Kalbinin hızlı atışını hissedebiliyordum.Sonra bana şöyle dedi:— Arel, beni daha fazla yalnız bırakma lütfen. Ayrıca burada daha fazla kalamayız. Abilerin burada olduğumuzu biliyorlar.Bana daha sıkı sarıldı.Ben de belinden tutup ona daha sıkı sarıldım.O an bütün korkularım bir anlığına yok olmuştu.Ama bu huzur uzun sürmedi.Bir anda bütün binayı alarm sesi kapladı.Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.Koridorlardan koşma sesleri geliyordu.Tam kaçacakken…Karşımıza korumalar çıktı.Silahlarını bize doğrultmuşlardı.Tam saldıracakları sırada…Siryus yeniden büyüsünü kullandı.Hepimizi görünmez yaptı.Korumalar şaşkınlık içinde etrafa bakarken biz sessizce yanlarından geçtik.Merdivenlerden hızla indik.Binadan dışarı çıktık.Arabaya atladık.Artık burada daha fazla duramazdık.Aidis’e gitmeye karar verdik.Orada bizi bulamayacaklarını umuyorduk.Araba hızla mağaraya doğru ilerledi.Bir süre sonra mağaranın girişine vardık.Sessizlik yeniden etrafımızı sardı.Elis cebinden sembollü anahtarı çıkardı.Mağaranın önüne geçti.Elini taş kapıya doğru uzattı.Büyüsünü mağaraya odakladı.Ve üç kez,“Gün Işığı…”“Gün Işığı…”“Gün Işığı…”dedi.Bir anda anahtar ile mağaranın duvarları aynı anda parlamaya başladı.Parlayan semboller birleşerek büyük bir ışık huzmesine dönüştü.Geçit yeniden açılmıştı.El ele tutuşarak birlikte geçide doğru yürüdük.İkimiz de aynı anda derin bir nefes aldık.Sonra birlikte geçitten içeri girdik.Arkamızdan taş kapı ağır bir gürültüyle yeniden kapandı.Artık yeniden Aidis’teydik.Ve bizi bekleyen savaş, her zamankinden daha yakındı.
