29. bölüm · Gün Işığı

27. Bölüm: Bir Tuhaflık Var

Melis Mısra

Bölümler
1 Giriş 2 Giriş Devamı 3 1. Bölüm: Gün Batımım 4 2. Bölüm: Yol 5 3. Bölüm: Zihnin Sırrı 6 4. Bölüm: Gizemli Gece 7 5. Bölüm: Hayal 8 6. Bölüm: İşaret 9 7. Bölüm: Yakınlık 10 8. Bölüm: Sen Kimsin 11 9. Bölüm: İçimi Kaplayan Sis 12 10. Bölüm: Silik Hafıza 13 11. Bölüm: Uyanış 14 12. Bölüm: Daha Güçlü 15 13. Bölüm: Uçurtma 16 14. Bölüm: İlk İz 17 15. Bölüm: Gizemli Gerçek 18 16. Bölüm: Sihirli Işık 19 17. Bölüm: Sürpriz 20 18. Bölüm: Sandık 21 19. Bölüm: Geçidin Çağrısı 22 20. Bölüm: Sırrımız 23 21. Bölüm: Işık Huzmesi 24 22. Bölüm: Orman 25 23. Bölüm: Ormandaki Muhafız 26 24. Bölüm: Kaçış 27 25. Bölüm: Yakaladım 28 26. Bölüm: Tehlikenin Başlangıcı 29 27. Bölüm: Bir Tuhaflık Var 30 28. Bölüm: Kısır Döngü 31 29. Bölüm: İpucu 32 30. Bölüm: Geldim 33 31. Bölüm: Kaçışın 34 32. Bölüm: Ephermus 35 33. Bölüm: İlk Büyü 36 34. Bölüm: Kayıp Hatıralar 37 35. Bölüm: Beş Süvari 38 36. Bölüm: Güneşin Varisi 39 37. Bölüm: Kardeşler 40 38. Bölüm: Hain 41 39. Bölüm: Yakalanış 42 40. Bölüm: Gün Işığından Sır 43 41. Bölüm: Aidis’e Dönüş 44 42. Bölüm: Güneş Şehri 45 43. Bölüm: Saray 46 44. Bölüm: Gerçekler 47 45. Bölüm: İmha Planı 48 46. Bölüm: Büyük Kaçış 49 47. Bölüm: Kayıp 50 48. Bölüm: Son Büyü 51 49. Bölüm: Son Geçit 52 50. Bölüm: Savaş 53 51. Bölüm: Güneşin Çocukları 54 52. Bölüm: Yüzleşme 55 53. Bölüm: Büyük Seçim 56 54. Bölüm: Coşku 57 55. Bölüm: Başlangıç ( Sezon Finali )

Elis
Tekrar Lexis’e dönmüştüm.Bir kez daha hayallerim benden uzakta kalmıştı.İçim buram buram yanıyordu. Göğsümün tam ortasında tarif edemediğim bir boşluk vardı. Sanki umutlarım bir kez daha elimden kayıp gitmişti. Kalbimde büyüyen hayal kırıklığı her geçen saniye daha da ağırlaşıyordu.Etraf yine Lexis’teki gibi karanlıktı.Yer altındaki o kasvetli hava yeniden üzerime çökmüştü. Nem kokan taş duvarlar, loş sokak lambaları ve sessiz sokaklar bana hiç olmadığı kadar boğucu geliyordu.En azından güneşi de olsa görebildim, diye kendimi teselli ediyordum.Her ne kadar bu düşünce beni tam anlamıyla rahatlatmasa da sakin kalmaya çalışıyordum.Aidis…Bir süre daha bekleyecekti.Derin bir nefes aldım.Gözlerimi kapatıp güneşin sıcaklığını hatırlamaya çalıştım. Yüzüme vuran o sıcak ışık, çiçeklerin kokusu ve hafif esen rüzgâr hâlâ zihnimdeydi. Ama gözlerimi yeniden açtığımda önümde yalnızca Lexis’in soğuk karanlığı vardı.Bir kez daha etrafa baktım.Bu kez…Bir tuhaflık vardı.Daha Aidis’ten döneli çok olmamıştı.Ama sokaklar normalden çok daha sessizdi.İnsanlar nereye kaybolmuştu?Her zaman birkaç kişinin dolaştığı yollar bomboştu.Kapılar kapalıydı.Pencerelerde kimse görünmüyordu.İçimde kötü bir his oluşmaya başladı.“Herkes nereye kayboldu?”diye düşünmeye başladım.Sonra aklıma Arel geldi.Acaba neredeydi?Nasıldı?İyi miydi?Yoksa…Siryus’un söylediği gerçekten olmuş muydu?Etrafa bakmaya devam ettim.Sokak lambaları garip bir şekilde yanıp sönüyordu.Sanki Lexis bile yaklaşan felaketi hissediyordu.Tam yürümeye devam edecekken omzumda hafif bir hareket hissettim.İrkilerek olduğum yerde durdum.Bir el vardı.Bundan emindim.Yavaşça arkamı döndüm.Kim olduğunu anladım.Bu…Siryus’tu.Yine görünmez olmuştu.Sadece omzumdaki eli görünmez değildi.Yüzünü göremiyordum ama nefesini hissedebiliyordum.Yavaşça kulağıma doğru eğildi.Sonra fısıldadı.— Beş Süvari’nin en acımasızı Baltazar, Arel’i yakaladı. Ve büyük ihtimalle onu tenha bir yere götürüp öldürecek kadar işkence edecek.Sözlerini duyduğum anda zaman durmuş gibiydi.Kulaklarım uğuldamaya başladı.Kalbim bir anlığına atmayı bıraktı sanki.Ağzım açık kalmıştı.Ne diyeceğimi bilemiyordum.İçimde büyük bir pişmanlık yükseldi.Acaba…Arel onu yalnız bıraktığım için benden nefret edecek miydi?Büyük ihtimalle…Benden nefret etmeye başlamıştı.Çünkü çok bencil davranmıştım.Sadece kendi hayallerimi düşünmüştüm.Onun beni korumaya çalıştığını anlayamamıştım.Şimdi ise bunun bedelini o ödüyordu.Gözlerim dolmaya başladı.Tam Siryus’a bir şey söyleyecekken arkamı döndüm.Ama…Gitmişti.Bir anda kaybolmuştu.Sadece bulunduğu yerde hafif bir rüzgâr hissediliyordu.Onun gerçekten gittiğini hissedebiliyordum.Panikle cebimden telefonumu çıkardım.Hiç vakit kaybetmeden Arel’i aramaya başladım.Bir kez…İki kez…Beş kez…On kez…Telefon sürekli aynı şeyi söylüyordu.“Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.”Durmadım.Tekrar aradım.Yirmi beş defa aramışımdır.Her seferinde aynı cevap…“Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.”Boğazım düğümlendi.Gözyaşlarım artık durmadan akıyordu.Telefonu elimden düşürmeden ona sesli mesaj bırakmaya başladım.Bir tane…İki tane…On tane…Belki elli tane sesli mesaj bırakmışımdır.Her mesajda aynı şeyi söylüyordum.“Lütfen telefonu aç, Arel…”“Ne olur iyi ol…”“Lütfen bana cevap ver…”Ama cevap gelmiyordu.Boğazım düğüm düğüm olmuştu.Yutkunmakta bile zorlanıyordum.Ne yapacağım hakkında aklıma en ufak bir fikir gelmiyordu.Başımı iki elimin arasına aldım.Derin nefes almaya çalıştım.Ama olmuyordu.Panik bütün bedenimi ele geçirmişti.En son çarem…Onu dolaşıp aramaktı.Ayağa kalktım.Etrafıma yeniden baktım.Koskoca Lexis’te Arel’i nasıl bulacaktım?Bilmiyordum.Ama onu aramaktan vazgeçmeyecektim.Ayaklarım titriyordu.Bütün bedenim tir tir titriyordu.Ama bu titremeler yalnızca korkudan değildi.Endişedendi.Çaresizliktendi.Arel’den çok hoşlanıyordum.Hayatımda ilk defa biri için bu kadar endişeleniyordum.Onu kaybetme düşüncesi bile içimi paramparça ediyordu.Ayrıca…Hayatımda ilk defa biri için her şeyi göze alabilecekmişim gibi hissediyordum.Bu, daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu.Kalbim her geçen saniye bana aynı şeyi söylüyordu.Arel’i bul.Ne olursa olsun onu bul.İster bütün Lexis’i tek başıma dolaşayım…İster karşıma en büyük tehlikeler çıksın…Artık umurumda değildi.Bundan sonra…Arel için her şeyi göze alabilirdim.O benden nefret edecek olsa bile.