38. bölüm · Gün Işığı
36. Bölüm: Güneşin Varisi
Arel
Bir süre sessiz kaldık. Odanın içinde yalnızca duvardaki saatin düzenli tik tak sesleri duyuluyordu. Pencereden sızan yapay gökyüzünün solgun ışığı odayı loş bir karanlığa bürüyordu. Elis’in evindeki huzur, yaşadığım onca acının ardından bana hâlâ bir rüya gibi geliyordu.Elis’le birbirimize bakıyorduk. Söyleyecek çok şeyimiz vardı ama hiçbirimiz nereden başlayacağımızı bilmiyorduk. Gözlerinde hem umut hem de korku vardı. Ben de aynı duyguları taşıyordum.Tam konuşacakken…Tık… Tık…Pencereden gelen ses ikimizi de irkiltti.Bir anda birbirimize baktık.Ses tekrar duyuldu.Tık! Tık!
Elis
Kalbim hızlanmıştı.Yavaşça pencereye doğru yürüdüm. Perdeleri araladığım anda dışarıda maskeli bir siluet gördüm.Camı açtık.Gelen kişi Siryus’tu.Yüzündeki gergin ifade beni korkutmuştu. Sanki günlerdir uyumamış gibiydi. Nefes nefeseydi.Arel onu görür görmez ayağa kalktı.Siryus hiç beklemeden Arel’e sarıldı.Onu öylesine sıkı sarılmıştı ki sanki yıllardır görmediği öz kardeşine kavuşmuş gibiydi.Arel de aynı şekilde ona sarıldı.İkisinin de gözleri dolmuştu.O an anladım…Siryus gerçekten Arel’i seviyordu.Onu sadece korumuyordu.Onu ailesi gibi görüyordu.Beş Süvari’nin en iyi kalplisi olmasının sebebi buydu.Bir süre sessizlik oldu.Sadece nefes alışlarımız duyuluyordu.Sonra Siryus bana döndü.Yüzünde ilk defa içten bir tebessüm belirdi.
Siryus
— Elis… Çok teşekkür ederim. Efendi Arel’i kurtardığın için… ve her şey için çok teşekkürler, Elis…Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Başımı hafifçe eğdim.— Ben sadece sevdiğim kişiyi kurtardım…dedim.Sözler ağzımdan çıkınca yüzüm kızardı.Arel bana bakıp hafifçe gülümsedi.O gülümseme içimde yeniden umut yeşertmişti.Siryus bu kez tamamen ciddileşti.Yüzündeki tebessüm kayboldu.Derin bir nefes aldı.Sonra Arel’e döndü.
Siryus
— Efendi Arel… Eğer gerçekten özgür ve barışçıl bir dünya yaratmak istiyorsanız kesinlikle babanızı tahttan indirip abilerinizi yenip Güneş’in Varisi siz olmalısınız.Odanın içi bir anda sessizliğe gömüldü.Sanki zaman yeniden durmuştu.Arel’in gözleri büyüdü.Ben de şaşkınlıkla ona baktım.Bu sözlerin ağırlığı odanın havasını bile değiştirmişti.Siryus devam etti.— Ama bunun için Beş Süvari ile ciddi bir savaş vermeniz gerekiyor.Bu cümleyle birlikte içimde tarifsiz bir ürperti oluştu.Beş Süvari…Şimdiye kadar sadece ikisini görmüştüm.Baltazar…Ve Siryus…Ama artık diğerlerini de tanıyordum.Her biri birbirinden güçlüydü.Her biri farklı bir yeteneğe sahipti.Bu savaş kolay olmayacaktı.
Arel
Siryus’un söyledikleri aklımda dönüp duruyordu.Ben gerçekten kral olabilir miydim?Hayatım boyunca yalnızca kaçmıştım.Sürekli saklanmıştım.Kendi hayatımı bile koruyamazken koskoca bir krallığı nasıl koruyacaktım?İçimde büyük bir korku vardı.Ama tam o sırada Elis’in elini elimin üzerinde hissettim.Bana baktı.Gözlerinde en ufak bir şüphe bile yoktu.Sadece güven vardı.O güven bana güç verdi.Belki de insanlar tek başına güçlü olmuyordu.Belki de insanı güçlü yapan…Yanında yürüyen kişiydi.
Elis
Arel’in elini tuttum.Ne olursa olsun onu yalnız bırakmayacaktım.İçimde oluşan korkuya rağmen bunu bütün kalbimle hissediyordum.O artık yalnız değildi.Ben de yalnız değildim.Hayallerimiz artık ortaktı.Lexis’in karanlığını sona erdirmek…Aidis’e yeniden barışı getirmek…İnsanların tekrar güneşi özgürce görebilmesini sağlamak…Bunların hepsi artık tek bir hedef olmuştu.Siryus bize baktı.Sonra sessizce başını salladı.
Siryus
— Bundan sonra yalnız değilsiniz.Ben son nefesime kadar sizin yanınızda olacağım.Ama unutmayın…Bu savaş yalnızca kılıçlarla kazanılmayacak.Kalbinizi de korumak zorundasınız.Çünkü düşmanınız yalnızca karanlık değil…Kendi korkularınız da olacak.Sözleri odanın içinde yankılandı.Dışarıda yapay gökyüzü yine karanlıktı.Ama nedense bana ilk defa o kadar karanlık görünmedi.Çünkü artık biliyordum…Gerçek güneşe ulaşabilmek için önce karanlığın içinden yürümek gerekiyordu.Arel’e baktım.O da bana baktı.İkimiz de aynı anda gülümsedik.Her ne kadar zor olursa olsun Arel ve ben güçlerimizi birleştirip bu savaşı kazanacaktık.
