46. bölüm · Gün Işığı

44. Bölüm: Gerçekler

Melis Mısra

Bölümler
1 Giriş 2 Giriş Devamı 3 1. Bölüm: Gün Batımım 4 2. Bölüm: Yol 5 3. Bölüm: Zihnin Sırrı 6 4. Bölüm: Gizemli Gece 7 5. Bölüm: Hayal 8 6. Bölüm: İşaret 9 7. Bölüm: Yakınlık 10 8. Bölüm: Sen Kimsin 11 9. Bölüm: İçimi Kaplayan Sis 12 10. Bölüm: Silik Hafıza 13 11. Bölüm: Uyanış 14 12. Bölüm: Daha Güçlü 15 13. Bölüm: Uçurtma 16 14. Bölüm: İlk İz 17 15. Bölüm: Gizemli Gerçek 18 16. Bölüm: Sihirli Işık 19 17. Bölüm: Sürpriz 20 18. Bölüm: Sandık 21 19. Bölüm: Geçidin Çağrısı 22 20. Bölüm: Sırrımız 23 21. Bölüm: Işık Huzmesi 24 22. Bölüm: Orman 25 23. Bölüm: Ormandaki Muhafız 26 24. Bölüm: Kaçış 27 25. Bölüm: Yakaladım 28 26. Bölüm: Tehlikenin Başlangıcı 29 27. Bölüm: Bir Tuhaflık Var 30 28. Bölüm: Kısır Döngü 31 29. Bölüm: İpucu 32 30. Bölüm: Geldim 33 31. Bölüm: Kaçışın 34 32. Bölüm: Ephermus 35 33. Bölüm: İlk Büyü 36 34. Bölüm: Kayıp Hatıralar 37 35. Bölüm: Beş Süvari 38 36. Bölüm: Güneşin Varisi 39 37. Bölüm: Kardeşler 40 38. Bölüm: Hain 41 39. Bölüm: Yakalanış 42 40. Bölüm: Gün Işığından Sır 43 41. Bölüm: Aidis’e Dönüş 44 42. Bölüm: Güneş Şehri 45 43. Bölüm: Saray 46 44. Bölüm: Gerçekler 47 45. Bölüm: İmha Planı 48 46. Bölüm: Büyük Kaçış 49 47. Bölüm: Kayıp 50 48. Bölüm: Son Büyü 51 49. Bölüm: Son Geçit 52 50. Bölüm: Savaş 53 51. Bölüm: Güneşin Çocukları 54 52. Bölüm: Yüzleşme 55 53. Bölüm: Büyük Seçim 56 54. Bölüm: Coşku 57 55. Bölüm: Başlangıç ( Sezon Finali )

Arel
Neler olduğunu anlamadan Elis bir anda bayıldı. Tam yere düşecekken refleksle onu tuttum. Kollarımın arasına aldığım anda kalbim hızla atmaya başladı. Nefes alışverişim düzensizleşmişti. Az önce tabloya baktığında yüzündeki ifade bir anda değişmişti. Sanki yıllardır kilitli kalan bir kapı açılmış gibiydi.“Ne gördü?” diye düşünmeden edemiyordum.Onu dikkatlice kaldırdım. Sarayın koridorları hâlâ sessizdi. Uzaktan yalnızca nöbetçilerin ayak sesleri yankılanıyordu. Burada daha fazla oyalanamazdık ama Elis’i de bu halde bırakmam mümkün değildi.Tekrar hizmetli odasına gittik.Kapıyı sessizce kapattım.Odada eski ahşap dolaplar, temizlik kovaları ve kullanılmayan birkaç sandalye vardı. Pencereden içeri süzülen güneş ışığı toz zerreciklerinin arasında dans ediyordu. Her şey sessizdi.Elis’i dikkatlice hizmetli koltuğuna yatırdım.Başının altına katladığım bir örtüyü koydum.Yanına bir sandalye çekip oturdum.Elleri buz gibiydi.Hiç düşünmeden elini tuttum.Parmaklarını avucumun içine aldım.Bir şey söylemeden onu izlemeye başladım.Dakikalar geçmek bilmiyordu.Kalbimde açıklayamadığım bir korku vardı.Onu yeniden kaybetmek istemiyordum.Sessizlik odanın içine iyice çökmüştü.Sonra…Elis’in parmakları hafifçe kıpırdadı.Göz kapakları yavaşça aralandı.Derin bir nefes aldı.Hemen doğrulmaya çalıştı.Endişeyle ona yaklaştım.— Elis… iyi misin?Bir süre hiçbir şey söylemedi.Gözleri doluydu.Sanki hâlâ gördüğü anının içindeydi.Sonra bir anda konuşmaya başladı.— Arel… ben de senin gibi Güneş Krallığı’ndanım.Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.Ne dediğini anlayamamıştım.Şaşkınlıkla yüzüne baktım.— Nasıl yani?Elis gözlerini bana çevirdi.Sesinde hem hüzün hem de yıllardır taşıdığı büyük bir yük vardı.— Az önceki tablo gerçek anne ve babamın tablosu. Bir anı gördüm. Küçük ben onların elinden tutup sarayın bahçesinde yürüyordu.Sözleri odanın içinde yankılanıyordu.Bir an nefes almayı bile unuttum.Aklım hiçbir şeyi birbirine bağlayamıyordu.Başım dönmeye başlamıştı.— Bu da ne demek Elis?Elis derin bir nefes aldı.Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.Yavaşça konuşmaya devam etti.— Arel… aslında biz seninle daha önce de tanıştık. Biz beraber büyüdük Arel.O an…İçimde bir şey koptu.Sanki yıllardır kilitli duran kapılar tek tek açılıyordu.Kulaklarım uğuldamaya başladı.Gözlerimin önünde belirsiz görüntüler oluşuyordu.Bir çocuk…Altın sarısı güneş…Saray bahçesi…Küçük bir kız…Uçurtma…Kahkahalar…Sonra yine Elis’in sesi duyuldu.— Arel… neler oluyor?Ben konuşamıyordum.Boğazım düğümlenmişti.Elis gözyaşlarını silmeye çalışarak devam etti.— Abilerin bana seninle yedi yaşına kadar beraber büyüdüğümüzü söyledi. Her şeyi hatırlıyorum Arel… Annemi, babamı… seni…O anda…Her şey…Bir anda yerine oturdu.Sanki zihnimin içinde yıllardır kapalı duran bütün kapılar aynı anda açılmıştı.Hatırlıyordum.Hepsini…Sarayın bahçesini…Birlikte uçurtma uçurduğumuz günü…Güneşin altında koştuğumuz yolları…Küçük ellerimizi…Birlikte ettiğimiz çocukça yeminleri…Sonra…O korkunç günü…Çığlıkları…Kanı…Büyüyü…Hafızalarımızın silinişini…Hepsi…Bir anda geri gelmişti.Vücudum istemsizce sarsıldı.Nefesim kesildi.Bacaklarım beni taşıyamadı.Sandalyeden yavaşça dizlerimin üzerine düştüm.Gözyaşlarım durmadan akıyordu.Yıllardır eksik olan parçamı sonunda bulmuştum.Titreyen sesimle güçlükle konuşabildim.— Elis… ben de her şeyi hatırlıyorum. En çok da seni.Bunu söyler söylemez artık kendimi tutamadım.Hızla ayağa kalktım.Elis’e doğru yürüdüm.Onu bütün gücümle kollarımın arasına aldım.Sıkıca sarıldım.Sanki bıraksam yine kaybedecekmişim gibi…Yüzümü omzuna yasladım.Gözyaşlarım durmadan akıyordu.Yıllardır ilk defa gerçekten ağlıyordum.Ne Aidis…Ne Lexis…Ne savaş…Ne de taht…O an hiçbirinin önemi yoktu.Önemli olan tek şey, yıllardır aradığım kişinin tam karşımda olmasıydı.Titreyen sesimle kulağına fısıldadım.— Yıllardır kaybettiğimi sonunda buldum Gün Işığım…Elis de bana daha sıkı sarıldı.İkimizin de gözyaşları birbirine karışıyordu.Artık yalnızca geçmişimizi değil…Birbirimizi de tamamen hatırlıyorduk.Ve o an ikimiz de biliyorduk.Bundan sonra hiçbir güç bizi yeniden birbirimizden ayıramayacaktı.