12. bölüm · Gün Işığı
10. Bölüm: Silik Hafıza
Karanlığın içinde, güneşi andıran bir sembol gördüm. Solgun ama güçlüydü. İçimde tarif edemediğim bir çekimle ona doğru koşmaya başladım. Her adımda biraz daha yaklaşacakmışım gibi hissediyordum ama tam dokunacakken sembol geri çekildi. Ne zaman hızlansam, o daha da uzaklaştı.Hafızam parçalıydı. Düşüncelerim sisin içinde kaybolmuş gibiydi.Boğuk sesler kulaklarımda yankılanıyordu. Kelimeler vardı ama anlam yoktu. Zaman yoktu. Sanki biri konuşuyor ama ses bana ulaşamıyordu.Derin bir nefes almaya çalıştım.Ve gözlerimi açtım.Beyaz.Her yer fazlasıyla beyazdı.Bir hastane odasındaydım. Işık gözlerimi yakıyordu. Etraf hâlâ bulanıktı ama bedenim netti. Ayağımdaki yoğun ağrıdan bir şeylerin yanlış olduğunu hemen anladım. Gözlerimi aşağı indirdim.Bacağım… alçıdaydı.Kalbim sıkıştı.Bakışlarımı yavaşça sağ tarafa çevirdim. Bir koltuk vardı. Ve üzerinde biri oturuyordu.Arel.Beni izliyordu.Onu ilk defa bu kadar garip bir ifadeyle gördüm. Ne alaycıydı ne soğuk. Yüzünde bastırılmış bir korku ve derin bir suçluluk vardı.Kısık, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştum:— “Burada… ne… işin… var?”Sesim boğazımdan zor çıktı. Boğazımda sert bir yanma vardı; bir boğazlık takılıydı. Konuşmak bile yorucuydu.Arel hemen doğruldu. Gözleri doluydu.— “Özür dilerim, Elis…”Sesindeki pişmanlık gerçekti. Gözlerinde saklanamayacak kadar açıktı. Ama bu yetmezdi. Şu anki hâlimin bir kısmı onun yüzündendi. Bunu biliyordu. Sessiz bakışlarımdan da anlamış olmalıydı ki bana doğru eğildi.— “Gerçekten böyle olsun istemedim,” dedi.— “Sadece… seni benden uzaklaştırırsam güvende olacağını sandım.”Şaşkınlıktan nefesim kesildi.Bu Arel’den bekleyeceğim son cümleydi.Ama aklımda tek bir soru vardı: Benden uzak olunca neden güvende olacaktım?Yüzümü çevirdim. Ona hâlâ kızgındım.Aklım başka bir yerdeydi. Araştırmam…Bacağım kırılmıştı. Beş Süvari hâlâ peşimdeyse, kaçamazdım bile.Düşüncelerim birbirine dolanırken Arel’in sesi yeniden yükseldi:— “Elis… sana sadece birkaç kelime söyleyip susacağım. Gerisi sende.”Duraksadı. Sonra fısıldadı:— “Siryus peşinde. Dikkat et.”Kalbim hızla attı.Arel sustu. Geri çekildi ve sessizce beni izlemeye başladı. Tam o sırada kapı açıldı. Annem, babam ve Kevin odaya girdi. Annem beni görünce dayanamayıp ağladı. Saçlarımı okşadı, elleri titriyordu.Ona sakin olduğunu anlatmak ister gibi baktım.— “Merak… etme… iyiyim… anne…”Arel ayağa kalktı. Onlara olanları anlattı, okuldan arkadaşım olduğunu söyledi. Sonra sessizce odadan çıktı.Ailemle baş başa kaldım.Babam başımı okşadı:— “İyisin değil mi, güzel kızım?”Zorlanarak başımı evet anlamında salladım.O andan sonra hiçbir şey düşünmedim. Sadece taburcu olmayı bekledim. Yeniden araştırabilmek için. Yeniden yürüyebilmek için.Ama tam o an…Bir şey zihnimin derinlerinden yükseldi.Bana biri kasten çarpmıştı.Ama kimdi?Bunu bulmak zor olacaktı.Ama daha zoru… her seferinde biraz daha güçlü kalmaktı.
