23. bölüm · Gün Işığı
21. Bölüm: Işık Huzmesi
Elis
Büyük bir şaşkınlıkla Lexis’in yapay gökyüzüne ulaşan ışık huzmesine bakıyorduk. Mağaranın karanlığını yaran altın renkli ışık, bulunduğumuz yeri gündüz gibi aydınlatıyordu. Anahtar ile güneş kolyesinden yükselen iki farklı ışık, gökyüzünü andıran taş tavana ulaşıyor ve oradan tekrar mağaranın içine yansıyordu. Bütün duvarlar altın ve mavi renklerle parlıyor, sanki mağaranın kendisi uyanıyordu.Bir anda birleşen ışık mağaranın derinliklerinde duran büyük bir taşa isabet etti.Taş, adeta bir geçidin kilidine benziyordu. Üzerine işlenmiş güneş sembolleri ve eski yazılar, ışığın etkisiyle tek tek parlamaya başladı. Daha önce fark etmediğimiz işlemeler sanki yüzyıllardır bu anı bekliyormuş gibi canlanıyordu.Işık taşa değmeye başlayınca büyük bir sarsıntı oldu.Yer ayaklarımızın altında titredi.Mağaranın tavanından küçük taş parçaları düşmeye başladı.Dengemi kaybetmemek için Arel’in kolunu tuttum.Derinlerden gelen uğultu her geçen saniye daha da güçleniyordu.Sonra mağara ağır ağır ortadan ikiye ayrıldı.Taşların sürtünme sesi bütün mağarayı doldurdu.Ortada, daha önce hiç görmediğimiz büyük bir geçit belirdi.Geçidin içinden yayılan ışık huzmeleri yüzüme vuruyordu.O ışık, Lexis’te gördüğüm hiçbir ışığa benzemiyordu.Sıcacıktı.İçinde huzur vardı.Geçidin diğer tarafından gelen toprak kokusu ve rengârenk çiçeklerin kokusu beni kendine çekiyordu. O kokular bana hiç bilmediğim ama sanki yıllardır özlediğim bir yeri hatırlatıyordu.Kalbim hızla atmaya başladı.Belki de…Hayalini kurduğum güneşe sadece birkaç adım kalmıştı.Tam geçide doğru ilerlerken karşımıza yine o şapkalı adam çıktı.Sessizce önümüzde durdu.Yüzü gölgelerin arasında kalıyordu.Sadece kararlı sesi mağaranın içinde yankılandı.— Ben Beş Süvari’den Siryus’um. İyiliğiniz için kesinlikle bu kapıdan geçmenize izin veremem.Arel ve ben birbirimize bakakaldık.İkimiz de ne söyleyeceğimizi bilemiyorduk.Ama Arel’in gözleri her şeyi anlatıyordu.Onu tanıyordu.Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.Şaşkınlık, korku ve suçluluk aynı anda gözlerine yansımıştı.Bunu fark etmiştim.Arel bana doğru yaklaştı.Kimsenin duymaması için kulağıma eğildi.— Buradan geri dönelim. Ben Aidis’e henüz gidemem, Elis. Üzgünüm.Bu sözleri duyduğum anda içimde bir şey koptu.Hayallerim…Tıpkı mağara gibi ortadan ikiye ayrılmıştı.Yıllardır görmek istediğim güneş tam karşımdaydı.Ama şimdi önümde yeni bir engel vardı.Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.Arel’in beni yarı yolda bırakmayacağını sanıyordum.Oysa şimdi geri dönmemi istiyordu.Gözlerimin içine baktı.Sanki beni korumaya çalışıyordu.Ama artık kalbim mantığımı dinlemiyordu.Arel’e bakarak şöyle dedim:— En büyük hayalime engel olmana izin veremem, Arel. Ben de çok üzgünüm.Bunu söyledikten sonra gözlerim doldu.İçimde korku vardı.Ama hayallerim korkularımdan daha güçlüydü.Siryus’un birkaç saniyelik dalgınlığını fark ettim.Hiç düşünmeden koşmaya başladım.Arel arkamdan adımı haykırıyordu.Ama durmadım.Geçide doğru bütün gücümle koştum.Işık bana yaklaştıkça kalbim daha da hızlandı.Tam Siryus bana uzanacakken geçidin içine atladım.O anda bütün bedenimi sıcak bir ışık sardı.Sanki yıllardır beni bekleyen bir dünya beni kollarını açarak karşılıyordu.Tam geçitten geçtiğim anda son kez arkama baktım.Arel ağlıyordu.Ama yüzünde yalnızca hüzün yoktu.Aynı zamanda çok büyük bir ciddiyet vardı.Sanki bana kızgın gibiydi.Belki de beni durduramadığı için kendine kızıyordu.Belki de önümde beni bekleyen tehlikeyi biliyordu.Bilmiyordum.Ama artık geri dönemeyeceğimi hissediyordum.Üzgündüm.Fakat hayallerim her şeyden daha önemliydi.Artık bunu anlamıştım.Geçitten geçtiğim an arkama bir daha bakmadım.Arkamdan büyük bir gürültü yükseldi.Geçidin kapısı ben geçtikten sonra pat diye kapandı.Sessizlik çöktü.Bulunduğum yer artık Lexis değildi.İlk kez gerçek toprağın kokusunu içime çektim.Ayağımın altındaki yumuşak çimenleri hissettim.Kalbim hem korku hem de umutla çarpıyordu.Bunlardan sonra ne yapacağımı bilemiyordum.Adeta bir kaçak olarak…Aidis’e girmiştim.
Elis
Büyük bir şaşkınlıkla Lexis’in yapay gökyüzüne ulaşan ışık huzmesine bakıyorduk. Mağaranın karanlığını yaran altın renkli ışık, bulunduğumuz yeri gündüz gibi aydınlatıyordu. Anahtar ile güneş kolyesinden yükselen iki farklı ışık, gökyüzünü andıran taş tavana ulaşıyor ve oradan tekrar mağaranın içine yansıyordu. Bütün duvarlar altın ve mavi renklerle parlıyor, sanki mağaranın kendisi uyanıyordu.Bir anda birleşen ışık mağaranın derinliklerinde duran büyük bir taşa isabet etti.Taş, adeta bir geçidin kilidine benziyordu. Üzerine işlenmiş güneş sembolleri ve eski yazılar, ışığın etkisiyle tek tek parlamaya başladı. Daha önce fark etmediğimiz işlemeler sanki yüzyıllardır bu anı bekliyormuş gibi canlanıyordu.Işık taşa değmeye başlayınca büyük bir sarsıntı oldu.Yer ayaklarımızın altında titredi.Mağaranın tavanından küçük taş parçaları düşmeye başladı.Dengemi kaybetmemek için Arel’in kolunu tuttum.Derinlerden gelen uğultu her geçen saniye daha da güçleniyordu.Sonra mağara ağır ağır ortadan ikiye ayrıldı.Taşların sürtünme sesi bütün mağarayı doldurdu.Ortada, daha önce hiç görmediğimiz büyük bir geçit belirdi.Geçidin içinden yayılan ışık huzmeleri yüzüme vuruyordu.O ışık, Lexis’te gördüğüm hiçbir ışığa benzemiyordu.Sıcacıktı.İçinde huzur vardı.Geçidin diğer tarafından gelen toprak kokusu ve rengârenk çiçeklerin kokusu beni kendine çekiyordu. O kokular bana hiç bilmediğim ama sanki yıllardır özlediğim bir yeri hatırlatıyordu.Kalbim hızla atmaya başladı.Belki de…Hayalini kurduğum güneşe sadece birkaç adım kalmıştı.Tam geçide doğru ilerlerken karşımıza yine o şapkalı adam çıktı.Sessizce önümüzde durdu.Yüzü gölgelerin arasında kalıyordu.Sadece kararlı sesi mağaranın içinde yankılandı.— Ben Beş Süvari’den Siryus’um. İyiliğiniz için kesinlikle bu kapıdan geçmenize izin veremem.Arel ve ben birbirimize bakakaldık.İkimiz de ne söyleyeceğimizi bilemiyorduk.Ama Arel’in gözleri her şeyi anlatıyordu.Onu tanıyordu.Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.Şaşkınlık, korku ve suçluluk aynı anda gözlerine yansımıştı.Bunu fark etmiştim.Arel bana doğru yaklaştı.Kimsenin duymaması için kulağıma eğildi.— Buradan geri dönelim. Ben Aidis’e henüz gidemem, Elis. Üzgünüm.Bu sözleri duyduğum anda içimde bir şey koptu.Hayallerim…Tıpkı mağara gibi ortadan ikiye ayrılmıştı.Yıllardır görmek istediğim güneş tam karşımdaydı.Ama şimdi önümde yeni bir engel vardı.Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.Arel’in beni yarı yolda bırakmayacağını sanıyordum.Oysa şimdi geri dönmemi istiyordu.Gözlerimin içine baktı.Sanki beni korumaya çalışıyordu.Ama artık kalbim mantığımı dinlemiyordu.Arel’e bakarak şöyle dedim:— En büyük hayalime engel olmana izin veremem, Arel. Ben de çok üzgünüm.Bunu söyledikten sonra gözlerim doldu.İçimde korku vardı.Ama hayallerim korkularımdan daha güçlüydü.Siryus’un birkaç saniyelik dalgınlığını fark ettim.Hiç düşünmeden koşmaya başladım.Arel arkamdan adımı haykırıyordu.Ama durmadım.Geçide doğru bütün gücümle koştum.Işık bana yaklaştıkça kalbim daha da hızlandı.Tam Siryus bana uzanacakken geçidin içine atladım.O anda bütün bedenimi sıcak bir ışık sardı.Sanki yıllardır beni bekleyen bir dünya beni kollarını açarak karşılıyordu.Tam geçitten geçtiğim anda son kez arkama baktım.Arel ağlıyordu.Ama yüzünde yalnızca hüzün yoktu.Aynı zamanda çok büyük bir ciddiyet vardı.Sanki bana kızgın gibiydi.Belki de beni durduramadığı için kendine kızıyordu.Belki de önümde beni bekleyen tehlikeyi biliyordu.Bilmiyordum.Ama artık geri dönemeyeceğimi hissediyordum.Üzgündüm.Fakat hayallerim her şeyden daha önemliydi.Artık bunu anlamıştım.Geçitten geçtiğim an arkama bir daha bakmadım.Arkamdan büyük bir gürültü yükseldi.Geçidin kapısı ben geçtikten sonra pat diye kapandı.Sessizlik çöktü.Bulunduğum yer artık Lexis değildi.İlk kez gerçek toprağın kokusunu içime çektim.Ayağımın altındaki yumuşak çimenleri hissettim.Kalbim hem korku hem de umutla çarpıyordu.Bunlardan sonra ne yapacağımı bilemiyordum.Adeta bir kaçak olarak…Aidis’e girmiştim.
