16. bölüm · Gün Işığı
14. Bölüm: İlk İz
Gece o mesajı düşünmeden yapamadım. Düşündükçe daha çok uykum kaçıyordu. O gece sabaha kadar neredeyse hiç uyuyamadım.Gerçekten o mesaj gelmişti, emindim.Ama telefonda hiçbir mesaj yoktu.Acaba hayal mi gördüm?Yok…Hayır.Bu bir hayal olamazdı.Onu gördüğüme emindim.Sabah olduğunda uykusuz bir şekilde okula doğru bastonumla yürüyordum. Gözlerimin altında mor halkalar oluşmuştu. Sokak her zamanki gibi sessizdi.Tam okulun önüne geldiğim sırada aynı uçurtmalı çocuğu tekrar gördüm.Elindeki rengârenk uçurtma rüzgârda dans ediyordu.Çocuk bana baktı.Gülümsedi.Sonra yavaşça konuştu.— “Işığı takip et… Sonunda doğru yolu bulacaksın.”Ne diyeceğimi bilemedim.Şaşkınlık içinde ona bakarken okulun kapısından öğretmenin sesi duyuldu.— “Çocuklar, hadi sınıfa!”Refleks olarak başımı okul kapısına çevirdim.Tekrar arkamı döndüğümde…Uçurtmalı çocuk yoktu.Sanki hiç orada olmamıştı.Tam o anda başım dönmeye başladı.Gözlerimin önünde bulanık görüntüler belirdi.İki çocuk…Biri bana sesleniyordu.Gökyüzünde süzülen rengârenk bir uçurtma…Rüyamda gördüğüm uçurtmanın aynısı…Anılarımın arasında yeniden kıpırdanmaya başlamıştı.Derin bir nefes almaya çalışırken uzaktan bir ses duydum.— “Elis!”Başımı kaldırdığımda okul kapısında duran Arel’i gördüm.Onu görür görmez başımdaki ağrı yavaş yavaş geçti.Arel yanıma geldi.— “İyi misin?” diye sordu.Ben de gülümsemeye çalışarak,— “İyiyim.” dedim.Birlikte okulun içine girdik.Ama aklım hâlâ o uçurtmalı çocuktaydı.O sabah, okuldan önce…ArelTek başıma yaşıyordum.Sabah uyandığımda başım dayanılmaz şekilde ağrıyordu.Yavaşça yataktan kalktım.Bir ağrı kesici içtim.Sonra gözüm rafın üzerindeki eski kutuya takıldı.Sanki beni çağırıyordu.Kutuyu elime aldım.İçinden eski bir aile fotoğrafı çıktı.Fotoğrafın yanında ise üzerinde güneş sembolü bulunan bir kolye duruyordu.Kolye avucumun içinde hafifçe ısınmış gibiydi.Fotoğrafı çevirdim.Arkasında tek bir cümle yazıyordu.“Güneş, senin asıl olduğun kişiyi bulmana yardım edecek.”Bu cümleyi okur okumaz gözlerim doldu.Neden ağladığımı bilmiyordum.Ama içimde tarif edemediğim bir özlem vardı.Tam o sırada pencereden dışarı baktım.Karşı binanın çatısında birini gördüm.Şapkalı bir adamdı.Onu tanıyordum.Buna emindim.Ama…Aslında kim olduğunu hatırlayamıyordum.Bir an gözlerimi kırptım.Adam çoktan kaybolmuştu.Aynı akşam…ElisOkul beni çok yormuştu.Odamda dalgın dalgın boşluğa bakıyordum.Aklımdaki sorular giderek çoğalıyordu.Tam o sırada…Pat!Camdan bir şey çarptı.Hızla ayağa kalkıp pencereye doğru uzandım.İçeri küçük bir taş atılmıştı.Taşın etrafına ince bir ip bağlanmıştı.İpin ucunda ise katlanmış küçük bir not vardı.Titreyen ellerimle notu açtım.Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.“Gün Işığı sandığının çok ötesinde bir yer, Elis.”Kalbim hızla çarpmaya başladı.Pencereden dışarı baktım.Sokakta kimse yoktu.Derin bir nefes aldım.Gözlerimi kapattım.“Gerçek ne?” diye düşündüm.Bütün bu yaşananlar neden benim başıma geliyordu?Yavaşça gözlerimi yeniden açtım.Elimdeki nota baktım.Not…Yok olmuştu.Geriye sadece küçük taş kalmıştı.Odamın içini derin bir sessizlik kapladı.Ama içimde bir his vardı.Sanki…Birileri beni uzaktan izliyordu.
